Kahkaha atarak başlayalım.. ha, ha, ha…

Okuyucunun biri mesaj atmış; ‘’ilk defa size katılmıyorum’’ diye.. ve eklemiş, ‘’bunları yorum olarak yazmıyorum’’.. Beni zor durumda bırakmıyor yani, güzel düşünce.. bazılarına anlatamadık!..

Ama aba altından da sopayı gösteriyor; bir daha olursa… hımm, enteresan.. sonrasında başka konulara atıfta bulunarak aklınca beni tehdit ediyor..

Yahu ben kendimi bu kadar önemsemiyorum, neticede sosyal medya mıdır nedir, zaten herkes yazar olmuş.. yorumcu, analist, artık aklınıza ne gelirse olmuşken.. sizin-benim ne önemimiz var ki?.

Sonra ben senin aynan mıyım.. ki her baktığında kendini göresin.. o öz-güven bende yokken, sendeki nasıl bir öz-güven?.

Peki ilk defa bana katılmıyorsan, yanlışın bende olduğunu nereden çıkarıyorsun.. ya da katılmadığını düşündüğün fikrimin yarın senin hayrına da olabileceğini neden akıl edemiyorsun!.

Mevzu Can Dündar’ın tutuklanması ve benim de tutuklanmanın faşist bir yönetimce yapıldığını eleştirmem ve akabinde izlediğimiz yol ve yöntemler açısından Can Dündar’la hiçbir fikirsel benzerliğimizin olmaması ve buna rağmen.. tutuklamayı eleştirmem..

İyi de; anladım, Can Dündar fazlasıyla sizi-bizi incitti, Atatürkçü maske takarak en büyük darbeyi vurdu.. eyvallah!. Peki onu bugün tutuklayanlar ne yaptı?. tersini mi!.

İlla ki hayır..

En başından beri yazmadım mı, ‘düşmanımın düşmanı dostumdur’ düşüncesi ahmaklığın en önde giden şeklidir, diye.. buradan bizim lehimize ne çıkar!. Yine bir oyun!. Yine bir ‘tezgâh’!.

Hademenin oğlu!. olsun, okumuş, yetişmiş.. fazla yetişmiş ve içinde eritemediği o derin kompleksin oyuncağı olmuş.. entel olmuş, vesaire olmuş.. ve hatta düşmandan daha düşman olmuş ve bunu iyi gizlemiş!.. bize ne..

Herkes işini yapıyor.. şimdi sizce, sıvasını yaptığı duvarın kenarında yorgunluktan sızmış ve uyuya kalmış bir adam mı muteberdir!. Yoksa işi gereği siyasi  bağlantılarını ülke ve millet çıkarlarının tersine kullanan.. ama iyi giyimli!. ama hoş sohbet!. ama uzamış saçları ense köküne doğru kıvrılmış, yeni trend metropol erkeği kılıklı!. ama, sırf belli kesimlerin çıkarı için en insani değerleri bile sömürmeyi gazetecilik sanan!. ya da yutturan.. uzatırım daha.. da gerek yok anlayan anladı sanırım…

Pislik, görüntüyle müsemma değildir; mesela, erkeklerin rüyasını süsleyen bir kadının iç-çamaşırı, yolda yürürken kimsenin dikkatini çekmeyen ve çoğu zaman pes-paye diye nitelendirilen hem-cinslerinden daha temiz değildir.. bazılarına tanık olduğum için iddialıyım.. tabi bu bizim cinsler için de geçerlidir zannımca, tanık değilim.. lgbti’cileri bilemedim..

Diyeceğim o ki; odaya girdiğinizde burnunuza gelen yasemin kokusunun markasına değil.. o koku sıkılmadan önce odaya hakim olan kokunun menşeine dikkat kesilin!. zira yaseminin içinde halen o var.. mideniz neden bulanıyor sanıyorsunuz..

Gerçek parfümler neden pahalı sanıyorsunuz; neleri bastırmıyor ki.. işte okuduğunuz gazetelerin tirajları, seyrettiğiniz tv kanallarının reytingleri (izlenme oranları) neleri bastırmıyor ki.. neden bu kadar mutsuzsunuz?.

Tutuklayan ve tutuklanan gerçekten bir-birine düşman mı sanıyorsunuz?. zaman zaman evet!. bazen şirket hisseleri el değiştirir.. şirket politikaları değişmese de, bazı çalışanlar değişir!. Milliyet’ten Cumhuriyet’e geçiş yapan Dündar gibi.. ya da diğerleri.. siz onları karşı-karşıya göresiniz, öfkelenesiniz ve öfkelendikçe birinden birine taraf olasınız diye..

Siz hiç, akp döneminde açlıktan ölen bir muhalif gazeteci gördünüz mü?. göz önünde (gözünüzün önünde) olanlardan bahsediyorum.. ha, ha, ha… göremezsiniz; kovulduğu gün aşçı kıyafetiyle oynadığı reklam filminden milyon dolarları alanları gördünüz ama..

Tüm bu absürtlüklere rağmen.. adalet istiyorsan; adaletli olacaksın!. adalet, dost-düşman diye ayrılmaz.. ayrılırsa adalet olmaz!.  yani ortada danışıklı; veyahut ikircikli bir durum dahi olsa, yanlışa karşı doğruyu savunacaksın.. ki yanlışa düşmeyesin…

Ben-biz haksızlık karşısında en başından beri aynı durduk.. bundan sonra da aynı durmaya devam edeceğiz; lakin, bu haksızlığa uğrayan kişi veya kişilerin doğru kişiler olduğu manasına gelmez!. ama tersini savunmak da, adamlığa dair yüklendiğimiz sıfatlara sığmaz!.

Sözün özü; adalet istiyorsan, adaletsizliğe karşı duracaksın.. tıpkı uçmak istiyorsan rüzgara karşı durmak gibi.. ama rüzgara karşı durmak yerine, rüzgara bırakırsan kendini, gideceğin yer, rüzgarın seni götüreceği yer olacaktır; işte bu sebepten, rüzgara karşı durmakla, rüzgara kapılmak aynı şey değildir..

anlayacağın-ız, zor zamanlarda zor kararlar almak ve vermek zordur; ee çok kalabalık olmayacağımız da kesindir.. hiç olmadık ki…

Biz hiç, cami avlusunda yaşlı ellerin savurduğu yemlerden yiyen güvercinlerden olmadık..

Bizi en çok.. en yakın bildiklerimiz terk etti.. ilk önce onlardan yedik şamarı; yoksa düşmandan yana sıkıntımız hiç olmadı; bizi en çok yakın bildiklerimiz yaraladı.. düşmandan darbe görmedik, yakınımıza gelemediler ki..

Bizi hep kendi kurtlarımız yedi.. türkü de yedi.. italyanı da yedi.. fransızı da..

Adaleti, karşı taraf için talep etmeyen bir düşünce.. yere düşünce neyi talep edebilir ki.. adalet, canın sıkıldığında sana şeker veren bir teyze değil ki…

Ceza!. verenin gücü veya kabiliyeti veya niyetiyle ilişkili olduğunda ‘adalet’i temsil etmez; ‘o an’ senin işine de gelse.. emin ol!. ‘o an’ dışında, hep diğerlerinin işine gelecektir!. Kişi talep ettiği adaleti, herkes için istemeli ve savunmalıdır; aksi halde diğerlerinden farkı kalmaz.. düşmanı için bile adalet isteyen bir düşünce!. bir adam.. ya da bir kadın, sıra kendisine geldiğinde sesini yükseltebilir..

duymazlar, diyorsun; ya biri duyarsa.. ya senin önceki çığlığını duyan biri, sesine ses verirse..

duymasalar bile sen duy.. ki farkın olsun!.

İnsanlıktan umudunu kesen bir düşünce.. baştan kaybetmiştir!.

İnsanlık medeniyet denen bir tuzağın kapılarında sıkıştı.. kim iyi, kim kötü belli değil.. merak etme, senin kadar iyiler de var.. hem de bir sürü; yeter ki sesini duyur.. seslerini duy!.

Son söz; Can Dündar, istihbari bir gazetecilik örneği sergilemiş ve neticesinde istihbari bir plan dahilinde alı-konulmuştur!. alan da, veren de bizden değildir!. dolayısiyle durum adil değildir, tıpkı öncesinde olanlar gibi.. onaylamıyorum; ki Dündar ve temsil ettiği düşünceyle de kavgalıyım ve ömrümün sonuna kadar kavgam sürecek!.

Düşmanımın, düşmanına ceza vermesi umurumda değil!. Bu bir danışıklı döğüştür ve adil değildir.. adaletin olmadığı bir yerde.. alanda taraf olmam mümkün değildir..

Faşizmin yeni duvarlar ördüğü günümüzde, faşist bir düşüncenin adaletine onay vermiyorum!. düşmanım olsa dahi…

Ben-biz hayatımız boyunca sıvacılarla, sıvayıcıları ayırt ettik; ve teri kutsal bildiğimiz için banyo sıramızı hep sıvacılara verdik!. Bundan sonra da öyle yapacağız..

Şimdi ben-biz sıramızı Türklere veriyoruz.. çünkü dünyanın neresinde olursa olsun, ezilen hep onlar-biziz!. Burada da bir şerhim-iz var tabi; düşmanla iş-birliğine hayır!.. Rusya dalaverası üzerinden abd iş-birlikçiliğine hayır!. abd çıkarlarına, Rusya bahanesi ile hizmet etmeye kalkanlar.. Türk değil!. Babam olsa karşı dururum.. duracağım da.. benim adalet anlayışım bu!.

Bana ilk adalet dersini babam vermişti.. sekiz yaşındaydım, komşunun benden küçük çocuğunu dövmüştüm ve çocuk dilsizdi.. onu ağlarken gören babamın bana bakışını hiç unutmam!. Ve ertesi gün, yaramaz olduğum için bana alınmayan bisiklet, ona alınmıştı..

O gün babam benden utanmıştı ve bu utancını sekiz yaşında olan bana hissettirmişti.. iyi ki öyle yaptı.. o utanç bana geçti ve hiç geçmedi.. sonrasında altı yılımın geçtiği Erzincan’da en iyi arkadaşım Özkan olmuştu ve bisikletini benden hiç sakınmadı…

Doğru yaptığım her şeyi babamdan öğrendim..  Adaleti de…

İyi ki böyle bir babanın oğluyum.. ve kızıma da, böyle bir baba olmaya çalışıyorum..

”Adalet, mülkün temelidir!” M.K.Atatürk

Sağlıkla…

 

Cem Yağcıoğlu / edebiyatgazetesi 30 kasım 2015  edebiyatgazetesi / kritik eşik