H.A.A.R.P

Yer: Gakona, Alaska askeri üssü
Koordinatlar: 62 derece 23.5 dakika Kuzey 145 derece 8.8 dakika Batı
Projeyi yürüten: ABD Deniz Kuvvetleri

H.A.A.R.P,  High Frequency Active Auroral Research Program  ( Yüksek Frekanslı Etkin Güneşsel Araştırma Programı)

H.A.A.R.P teknolojisini kamuoyunda tartışılan diğer konulardan farklı kılan, gerçekten var olması. Yani HAARP gerçek. Dolayısıyla gerçek olduğunun çeşitli kaynaklarca teyit edilmesi gerekmiyor. HAARP, Bernard Eastlund isimli bir bilim adamının çalışma ve deneylerinden yararlanılarak gerçekleştirildi. Eastlund’in çalısmalarının patenti ABD Deniz Kuvvetleri tarafından satın alınınca, HAARP askeri bir kimliğe büründü. Çalışmaları Eastlund’i şu sonuca ulaştırdı: – Bir milyar watt gücündeki Yüksek Frekanslı – High Frequency (HF) ve Çok Yüksek Frekanslı – Extremely High Frequency (EHF) dalgaların,direkt olarak ionosferdeki herhangi bir noktaya transfer edilmesi, – böylece ionosferin, birikmiş elektrik enerjisi sayesinde ısıtılması. Isınan ionosferin yükselmesi. – Yükselen ionosferin yüksek frekanslı radyo/telsiz dalgaları ve ELF (kisa dalga) ve mikrodalga sinyalleri için mükemmel bir geçirgen niteliğe sahip olduğu, yani bu tabaka kullanılarak dünya üzerindeki iki nokta arasında iletişimin sağlanabilmesi.

Alaska’nın seçilmesindeki temel neden: Alaska dünyanın elektromanyetik alanlarına müdahale edebilmek için en iyi yerdir. Alaska insanlardan uzak ve korunması kolay bir yerdir.

 

Bir çok farklı amaca yönelik olmakla beraber H.A.A.R.P’in 3 ana amacı var:

  1. Çok derine dalmış olan nükleer denizaltılar ile düşmana fark ettirmeden haberleşme sağlayarak, nükleer saldırı için gerekli olan “go” emrinin verilmesi.
  2. Toprak altının incelenmesi suretiyle yer altındaki petrol, doğal gaz ve diğer mineral yataklarının ne kadar derinde olursa olsun ortaya çıkarılması.( Dünyanın rötgenini, emarını çekmek . Buradan da şu sonucada varılabilinir Türkiye başta olmak üzere yabancı ülkelerin neden Türkiye’den arazi aldıkları?)
  3. Düşman nükleer füzelerinin ateşlendikten sonra birkaç saniye içinde saptanarak yok edilmesi.

Bunlara ek olarak H.A.A.R.P aşağıdaki hedeflere varılması için de tasarlanmış: Dünyanın her yerinde kesintisiz elektrik enerjisi sağlanması, kasırga ve fırtınaların kontrol altına alınması, sulama ve tarımsal ürün yetiştirilmesinde büyük aşama kaydedilmesi, tüm dünyada haberleşmenin ucuzlaması ve etkinleşmesi, nükleer füzelerin önemlerini yitirerek zaman içinde ortadan kalkmaları ve terörizmin minimize edilmesi HAARP’in iyi amaçları. Ancak H.A.A.R.P’in maalesef kötü yanları da var. H.A.A.R.P aşagıdaki etkilere yol açabiliyor:

Ionosferde değişikliklere yol açıyor ve iklim değişikliklerine neden olabiliyor. Kasırga ve fırtınaları kontrol altına almak yerine bunları yaratabiliyor. Hatta elektriksel akımların yol açtığı dengesizlikler yüzünden ionosferin tamamiyle bir bütün olarak yok olabileceği söyleniyor. En önemlisi son zamanlarda çok bahsedilen “Tesla Coil” görevini üstlenebiliyor. Elektromanyetik dalgalar ve uyduların birlikte kullanılması ile dünya üzerindeki herhangi küçük veya “BÜYÜK ÖLÇEKLİ” bir hedefi yok edebiliyor. Kusursuz global nokta atışı yapıyor. Radyasyon yaymayan termo-nükleer patlama oluşturabiliyor. Elektromanyetik dalgaların güçlendirilerek istenildiği şekilde dünya üzerindeki herhangi bir hedefe yönlendirilmesi on plana çıkıyor. Dünyanın herhangi bir yerinde holografik görüntü oluşturarak düşmanı yanıltmayı amaçlıyor. Hatta deneysel aşamada bu holografik görüntülerin başka bir deyişle örneğin gözünüzün önünde bir savaş gemisi, büyük bir ordu, bir çiçek tarlası oluşturma gücüne sahip. Tabi aslında bunlar sadece birer gorüntüden ibaret oluyor, yani gerçek olmuyor.

Başka bir kaynaktan konu ile ilgili detay bilgi: 

 HAARP’ın ÇALIŞMA ALANLARI NELERDİR. 1. Depremler 2. Kutupları eritebilme, tektonik yer kaymaları 3. Ozon tabakası üzerinde oynama 4. Termonükleer patlamalar 5. Tsunami 6. Hortumlar, Kasırgalar. 7. Okyanus dalgalarını kontrol 8. Radyasyon yaymayan termonükleer patlama oluşturma

 

 

Bilim-adamlarının araştırmalarına göre H.A.A.R.P’ta kullanılan ELF sinyalleri canlılar üzerinde büyük zararlara yol açabilir. Davranışsal, sinirsel bozukluklar, embriyonik dokuda tahrip, katarakt, metabolizma değişiklikleri, kan yapısının bozulması, bağışıklık sisteminin çökmesi,vb….. H.A.A.R.P, Ronald Reagan döneminde üzerinde çalışılmaya başlanan,ama sonradan bütçe yetersizlikleri ve başarısız denemeler yüzünden vazgeçilen ‘Star Wars’ projesinin yerini almış durumda. Proje, çok küçük sinyallerle çok büyük enerjileri kontrol etme mantığı üzerine kurulu. üstelik maliyeti çok düşük ve teknolojik olarak da üstün seviyede gereksinimleri yok. Başka bir deyişle H.A.A.R.P’i gerçekleştirmek için bir süper devlet olmak gerekmiyor. Nükleer materyal gerektirmediği için gizlilik içinde inşa edilebilmesi mümkün. Bilim adamlarına göre H.A.A.R.P öylesine bir güç haline gelebilir ki, bunu elinde tutan dünyanın tartışmasız hakimi olabilir.( U.S.A gibi)


H.A.A.R.P DEPREM YARATABILIR Mİ?

H.A.A.R.P 2 şekilde depreme sebep olabilir. Birincisi direkt olarak uygun frekanstaki elektromanyetik dalgaların yerin altına “enjekte” edilmesi ( Gölcükdeki Deniz Üssünün altına yerleştirilen araç aşağıdaki yazıda bunu okuyacaksınız. ); İkinci olarak da depreme hassas bir bölgede radyasyon yaymayan belli güçte bir termo-nükleer patlama yaratılması, fay hattını harekete geçirebilir.(İnsanlar Marmara depreminde yıldızlar yere inmişti diye tanımlamalarda bulundu. Yıldızlar yere inmedi, termonükleer bir patlama sonucu ortaya çıkan enerjiyi gördüler! Her birinin çapı (yıldız sandıkları)  10 cm ile 5 m büyüklüğünde)

HAARP ÇALIŞTIRILDIĞINDA İLK GÖZLEMLENEN OLAYLAR:

Toplu balık ölümleri, Kuşların binalara yada ağaçlara çarpması yada toplu kuş ölümleri. Sadece kutuplarda görülen kutup ışımaları’nın kutup olmayan bölgeler üzerinde görülmesi ve daha pek çok anomali.

17 AĞUSTOS DEPREMİNİN ARDINDA YATAN SIR 

17 Ağustos 1999, Gölcük Saatler gecenin üçüydü ve insanlar can havliyle kendilerini evlerinden dışarıya atarken sanki bir kıyameti yaşıyor gibiydiler. Ali Kırca’ nın yönettiği Siyaset Meydanı’nda enkazdan kurtarılan bir kadın şunları söylüyordu ‘O gece ne olduğunu bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki bu,depremden farklı bir şeydi. Bir iddiaya göre depremden hemen önce Gölcük’ ten Avcılar’ a kadar geniş bir alanda görülen “ateş topu” ile ilgili bilimsel bir açıklama yapılamıyordu. 

 

Birtakım teoriler ortaya atılmaya başlandı. Kimine göre Ruslar bomba patlatmıştı. Kimine göre de Yugoslavya”ya atılan bombaların yer kabuğunun dengesini bozması sebebiyle depremin gerçekleştiği üzerineydi. Hatta bazılarına göre işi teröristler bile yapmış olabilirdi. Nitekim CNN Televizyonu Başbakan Bülent Ecevit ile yaptığı bir röportaj sırasında, ‘depremin arkasında teröristler mi var” sorusuna “Sanmıyorum” cevabını vermişti. Oysa bu sorunun doğal yanıtı “siz ne saçmalıyorsunuz, depremle teröristlerin ne alakası var.” olmalıydı. Bu soruya verilen cevap, akıllara, teröristlerin deprem oluşturabilme İhtimalinin olduğunu düşündürdüğü gibi, yapay depremlerin olabileceği sonucuna da götürmektedir. Bir senaryoya göre, San Andreas fay hattında meydana gelebilecek büyük bir depremin Amerikan ekonomisine çok büyük zarar vereceğini bilen ABD,yer kabuğundaki değişimleri izleyerek, daha deprem oluşmadan tektonik katmanlar arasında artan basıncı değişik noktalardan patlatıp boşaltarak, büyük depremi küçük depremler haline dönüştürmenin yolunu bulmuştu.Yıllar önce Sırp asıllı Amerikalı bilim adamı mucit NİCOLA TESLA tarafından geliştirilen bu düşük frekanslı elektromanyetik ışınımla yüksek enerji nakli” tekniğini,hem Ruslar hem de Amerikalılar uzun zamandır bir silah olarak kullanmanın yolunu arıyorlardı. Bu yöntemle, çok uzaktan, hatta uzaydan geniş alanlarda tahribat yapabileceklerdi. Ancak Pentagon yıllardır çok güçlü bir silah geliştirmek amacıyla üzerinde çalıştığı bu projeyi, bir yandan da barışçı “deprem indirgeme” sistemine uygulamak suretiyle tepkileri azaltmayı ve fonlama devamlılığını sağlamayı amaçlıyordu. Bu nedenle proje önce Avustralya’ nın çıplak ve seyrek nüfuslu kırsal bölgelerinde denendi ve geliştirildi. Daha sonra bunun deprem bölgelerinde denenmesine geldi sıra. Değişik zamanlarda Kafkaslar’ da, Okyanus tabanında ve Güney Amerika’daki Ant dağlarında tektonik uyarılar verilmek suretiyle endüktif deprem yaratma konusunda büyük adımlar atıldı. Bu araştırmalar Amerika’ da HAARP ve diğer askeri tesislerin kumanda merkezlerinde yürütülüyordu. Bu arada, Türkiye, Japonya ve benzeri deprem bölgelerinde de sismik ağ şebekeleri kurularak bu bölgelerin tektonik verileri saniyesi saniyesine devasa bilgisayarların kayıtlarına gönderilmeye başlandı. Ve gün geldi bu sistem Türkiye’de denenmek istendi.

 

 

Bölge zaten yılardır bu amaçla sismik espiyonaj altındaydı. Nitekim gelişmeleri dikkatle takip edenler, depremden hemen sonra, Türk Telekom’ un Türkiye’nin sismik bilgilerini Pentagon’a ileten NATO Üssü’nün iletişimini nasıl kestiğini ufak puntolarla gazetelere düşen haberlerden hatırlayacaklardır. ABD’ nin asıl hedefi, Kuzey Anadolu fay hattındaki deneyden elde edeceği tecrübe ve bulguları, San Andreas fay hattına uygulamaktı. Bu iş yine çok yüksek askeri gizlilik taşıdığından yürütme işi İsrailli iki uzmana verilmişti. Gerekli makine ve donanım gizlice denizaltılarla Gölcük üssüne getirilerek oradaki, yeraltı,denizaltı korunaklarına kuruldu. Türk makamları durumdan detay bazda haberdar değildi. Deney başarılı olacağından sonunda kimse normal dışı bir şeyin olduğunu fark etmeyecekti.Bu amaçla Gece Şahini tatbikatı” nın Gece 03:00 da başlaması planlandı. Gece saat tam 03:00 da düğmeye basılacak ve Gece Şahini devreye alınacaktı. 1-2 dakika içinde de oluşturdukları muazzam enerjiyle Marmara’nın altındaki tektonik tabakayı zayıf yerlerinden kırıp, aylardır oluşan basıncı dışarı atacaklardı. Böylece büyük bir deprem önlenmiş olacaktı. Ama o gece bir şeyler yanlış gitti Doğa kendini yönetmek isteyenlerden bir kez daha intikam almıştı. 45 saniye süren deprem, beklenenin 10.000 kat üstünde bir güçle gelmişti. Zayıflayan ve titreyen elektrikler geri geldiğinde, gece saat 03:05’i gösteriyordu. Daha bir kaç dakika öncesine kadar korunağın içinde şampanya patlatmayı bekleyenler, şimdi korkudan buz gibi donmuş, hareketsiz ayakta duruyorlardı.  Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. On binlerce insan, çoluk çocuk, o enkazın altında can çekişiyor veya cansız yatıyordu. Bu tarihin en büyük felaketiydi; hem de insan eliyle yaratılan… İşte o andan sonra çantalardan çıkan ”Q planı” çalışmaya başladı. İlk önce bölgedeki tüm haberleşme ve elektrik enerjisi felç edildi. 

 

Kimsenin birbiriyle haberleşmesi istenmiyordu. Cumhurbaşkanı dahi sabahleyin “benim de telefonum kesikti” şeklinde garip bir açıklama yaptı. Cumhurbaşkanı ve başbakan şaşkındı. Saatlerce “üzgünüz” bile diyemediler. 4 dakika içinde İsrail Başbakanı ve Birleşik Devletler Başkanı Clinton ile irtibat kuruldu. O anda İsrail’de Ben Gurion’ un Lod askeri hava alanından 4 adet savaş uçağı eşliğinde 2 nakliye uçağı havalanıyordu. 2 dakika sonra da İsrail Deniz Kuvvetleri ve NATO Güney Deniz Saha komutanlığı’ na bağlı tüm birlikler DEFCON-4 acil durumuna geçirildi. Amerikan 6′ ncı filosuna bağlı gemiler de rotalarını İstanbul’a çevirmek için Pentagon’dan emir aldılar. Bu arada devreye Avrupa ülkelerinin liderleri de giriyor ve belki de onlardan da Türkiye için sözler alınıyordu. Yunanistan bile harekete geçirilerek Türkiye’ ye karşı olan hasımlık tutumuna son vermesi sağlanıyordu. Tüm Batı Başkentleri hareket halindeydi, panik yoktu. Her şey kontrol ve koordinasyon altındaydı; Bir tek Türkiye dışında.

 

İsrailli askerler ve üst düzey subaylar o gece Gölcük’te ne arıyorlardı. Bu devir teslim töreni her yıl yapılan rutin bir ulusal törendi. Uluslararası bir kimliği yoktu. Bunun nedenini şimdi daha iyi anlıyoruz. Hiç kimse bu güne kadar hiç katılmadıkları bu devir teslim törenine neden katıldıklarını sormadı. Ya şaşkınlıktan, ya da telaştan, enkaz altında kaç İsrail askerinin öldüğü, kaçının yaralandığını da soran olmadı. O felakette kaç İsrail askerinin öldüğünü ne Genelkurmay yayınladı nede İsrail böyle bir bilgiyi açıklamak nezaketinde bulundu. Herkese verdikleri imaj ise, bize yardım için geldikleriydi. Hemen bir hastane kurdular. Esas amaçları enkaz altındaki askerlerini ve önemli askeri malzemeyi çıkartarak götürmekti.  Sabah saat 03:05 ile 06:30 arasında Batı’da bu hareketlilik yaşanırken bölgede de çok hızlı ve çok gizli askeri hareketlilik hakimdi. Ancak herkes kendi derdine düşmüş olduğundan bu olağanüstü gizli operasyondan kimsenin haberi olmuyordu. Böylece bu işi planlayanlar gecenin karanlığından da yararlanıp denizaltından parçaları yüzeye vuran Tesla makinesinin kalıntılarını toplayıp, yer altı ve yerüstündeki tüm izleri yok etmeye çalışıyorlardı. Ve bölgeye son hızla gelen Rus araştırma gemisi dahi sabah saat 06:30′ da bölgeye vardığında, havanın aydınlanmasıyla birlikte etrafta delil olabilecek tek bir cisim bile kalmamıştı. Deniz altında oluşan radyasyon anlaşılmasın, dibe çöken kalıntılar araştırılmasın ve patlama sonucu meydana gelen denizaltı krateri ve çukur ortaya çıkarılmasın diye bu bölge derhal askeri karantinaya alınarak dalışa yasak bölge ilan ediliyordu. Ancak bütün bu temizlikler yapıldıktan sonra Sayın Ecevit ve daha sonra da Sayın Demirel’in bölgeye gitmesine izin veriliyordu. Amerika tüm imkanlarını seferber etti. Clinton Amerikan halkından Türkiye’ye yardım etmesini istedi. Kasım’ da Türkiye’ye geleceğini ilan edip; Sayın Ecevit’ in de, bu arada Amerika’ ya kendini ziyarete geleceğini haber verdi. 

 
 Aydoğan Vatandaş’ın yazdığı ”Agharta Elektromanyetik Savaş Başladı” adlı kitabından kısa bir örnek :
“Körfez Savaşı’ndan sonra Amerikalı askerler, teknolojinin bir bombanın hangi binaya isabet edeceğini saptamakla kalmayıp, binanın hangi penceresinden gireceğini seçmelerine de yardımcı olduğunu söyleyerek övünüyorlardı.”

 

 

11 Eylül 2001 tarihinde ABD, kendi ürettiği teknolojiyle vuruldu. Yaklaşan teknolojinin etkileri daha da büyük olacak. ABD eski Savunma Bakanı William Cohen’in 28 Nisan 1997 yılında yaptığı konuşma, işte bu yeni teknolojiyi ve beraberinde getireceği olası tehlikeleri haber veriyordu…

 

 30/07/2010 TARİHLİ GAZETELERDE YAYINLANAN YAZILARDAN BİRİ

ABD’den Rusya’ya HAARP Saldırısı

Hava sıcaklığının 40 derecede seyrettiği Rusya’da bilim-adamları, boğucu yazdan ABD’yi sorumlu tutmaya başladı.

Hava sıcaklığının 40 derecede seyrettiği Rusya’da bilimadamları, boğucu yazdan ABD’yi sorumlu tutmaya başladı. Buna göre, ABD, HAARP sistemiyle iyonosferde güçlü dalga göndererek Rusya’yı kavuruyor. Komplo teorisi gibi duran bu iddia, ülkenin büyük gazetelerinden Komsomolskaya Pravda Gazetesi’nde enine boyuna ele alındı.

Rusya, gölgede 40 dereceye yaklaşan anormal çöl sıcaklarının ardında düşman eli aramaya başladı. Kavurucu sıcakların doğal olamayacak kadar uzun sürdüğünü dile getirmeye başlayan Rus fizikçiler, “ABD, bize gizli iklim silahı HAARP ile savaş açmış olabilir” görüşünü öne sürmeye başladı. 

Sahra çölünü aratmayan Rusya’daki sıcak dalgasını inceleyen Komsomolskaya Pravda gazetesi, bir dizi uzmandan görüş alarak böyle bir ihtimalin bulunduğu sonucuna vardı. En büyük şüphe ise Pentagon’un kontrolünde 1997 yılından beri Alaska’da çalıştırılan yüksek frekans dalga yayıcı HAARP istasyonu üzerinde toplandı. Tektonik silah, Moskova Devlet Üniversitesi MGU Fizik Fakültesi hocalarından Georgiy Vasilyev, ABD’nin çalıştırmakta olduğu Alaska’daki HAARP istasyonunu resmen jeofizik ve tektonik bir silah olarak tanımladı. Vasiliyev, şunları söyledi:
“Alaska’daki HAARP istasyonu tam güçle çalıştırıldığında, sadece bir saatte 3.5 megawatt elektrik enerjisi tüketiyor. 14 hektar alanı kaplayan 22 metrelik 180 dev anten üzerinde göklere yükselen enerji plazma kümesi oluşturuyor. HAARP çalıştırıldığı günden bu yana, dünyanın değişik bölgelerinde iklim anomalileri gözlenmeye başlandı. Kar yağması gereken yerleri güneş kavururken, Afrika’da kar yağışları gözlenmekte. Bu tuhaf olgular genelde küresel ısınmaya fatura ediliyor. Ama bize göre anomalilerin asıl sorumlusu Pentagon’un HAARP sistemidir.”

 

Saldırı iddiası

Rusya Silahlı Kuvvetleri’nde iklim uzmanı olarak çalışan Nikolay Karavayev ise Rusya’ya bu yaz iklim silahıyla saldırı düzenlendiğine yüzde 100 emin olduğunu söyledi. Karavayev, şu görüşü savundu:

“ABD Hava Kuvvetleri raporunda net bir dille ‘2025 yılına kadar iklimi müttefikimiz yapmalıyız ifadesi’ yer alıyor. Hatta Pentagon, günümüzde sadece sivil kuruluşların araştırma yapmaya yetkili olduğu uluslararası iklim anlaşmasından çıkmayı da düşünüyor. Bana göre ABD, iklim silahı konusunda öylesine ileri gitti ki, yakında bunu gizlemeden dünyaya sergilemeye başlayacak.”

Rusya kavrulurken Avrupa niye serin! Rus uzman Karavayev’e göre, Moskova’nın 40 dereceyle kavrulduğu sırada Avrupa ülkelerinde yaz nispeten daha serin geçiyor. Berlin 18, Varşova 25, Viyana 20, Paris 20 derece. Batıda Ukrayna sınırında etkisini kaybeden yüksek basınç cephesi, Karadeniz kıyılarından kuzeyde Murmansk kutup bölgesine kadar uzanıyor. Ülke sınırlarını takip eden yüksek basınç cephesi onu besleyecek ortam bulunmamasına rağmen dağılmıyor. 

HAARP, belirli bir alan üzerinde güneşten bin misli daha kuvvetli enerji gönderebilme özelliği taşıyor. Uzmanlara göre, bu yapay ışınların yeryüzünden 600 km. yüksekte yansıtılarak dünyanın herhangi bir bölgesine yönlendirilmesi durumunda HAARP, bölgede mikrodalga fırın etkisi yaratıyor.

2017 Yılında Türkiye ikliminde yaşanan anormallikler göz önüne alındığında, Rusların haksız olmadığı sonucuna varmak hiç de zor olmasa gerek.

1 Mayıs 2017 tarihli Hürriyet gazetesi’nde çıkan bir haber başlığı ve devamında Ege’nin depremlerle imtihanı!. ”NASA uzmanları İzmir’de ‘Deprem Tahmin Yer İstasyonu’ kuruyor.”

Haberin detayı;

”AMERİKAN Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) uzmanları tarafından kurulan GeoCosmo Araştırma Merkezi Vakfı’nın Başkan Yardımcısı Fransız asıllı Türk vatandaşı Ronald Karel (63), dünyada bir ilk olarak 23 Mayıs’ta Türkiye’de İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Kampüsü’nde ‘Deprem Tahmin Yer İstasyonu’ kurulmasına başlanacağını söyledi. Bulutları inceleyerek yaptığı deprem tahminleri ile tanınan Karel, bu projeyle hava durumu haritaları gibi deprem haritaları yayınlanmaya başlanabileceğini söyledi. Bodrum’da yaşayan ve yaklaşık 40 yıldır bulutları inceleyerek deprem tahminleri yapan Fransız asıllı Türk vatandaşı Ronald Karel, NASA’da, GeoCosmo Bilim ve Araştırma Merkezi’nin kurucuları arasında yer aldı. Üç ayda kurulan merkezin Küresel Deprem Tahmin Projesi’nin Doğu Avrupa ve Asya Bölgesi başkanı seçilen Karel, Türkiye’ye döndü.”

 

Bu ve benzeri haberleri yorumlayış biçimlerimize bakıp, hepsinin birer ‘komplo teorisi’ olduğunu düşünebilirsiniz; ancak gerçeğin ne olduğu konusunda bir yargıya varmak için, iyi ya da kötü her ihtimal, gözardı edilmeden araştırılmalıdır. Bu yazı, ‘özgür internet dünyası’ndan derlenen alıntılarla oluşturulmuştur ve güncellenmeye açıktır. Bu ve benzeri konuda yerli-yabancı kaynaklardan bize ulaştıracağınız yazılar (yabancı kaynaklardan çeviri) buradan ilgili okuyucu kitleye ulaştırılmaya devam edecektir. Bu konuda kendi özgün makalelerinizi de bize ”iletişim” bölümümüzden ulaştırabilirsiniz.

Dünyayı; teslim aldığımız gibi bırakmak; gelecek kuşaklara bir lütuf değil!. çocuklarımıza nefes alacakları bir dünya bırakmak görevimizdir!.. 

KRİTİK EŞİK / edebiyatgazetesi

17 OCAK 2016- 18 AĞUSTOS 2017