Bazen günü kaybedebilirsiniz.. önemli değil!.

Önemli olan hatanın nerede olduğunu bulmak ve yarını, aynı hatayı tekrar ederek kaybetmek değil.. hatayı ber-taraf ederek kazanmak olmalıdır!.

liyakat, tüm düşün sistemlerini üste taşıyan bir yüklemdir; liyakat sahibi olmayanların, hangi düşüncede ya da fikirde olursa olsun; kendisi ile birlikte o düşünce ya da fikri aşağıya çektiği ve etkisiz kıldığı gerçektir!. sorun eğitim değildir.. sorun; eğitimin kalitesidir; işte siz-biz bu kaliteyi talep etmezsek, süreç; seçilmişleri yukarı taşırken, gerçek liyakat sahiplerini yerin dibine sokmaya devam eder.. bu da bugünden yarına değişen bir şey olmayacağının işaretini verir.. azıcık ta olsa düşünen beyinlere…

Tu-kaka ilan edilmeye çalışılan vatan-millet sevgisi.. dikkat ediniz varoş kültüre (doğal olan değil, yaratılan varoş) indirgenmeye çalışılmakta ve yansıması ile köy-kent (köylü-kentli) çatışması yaratılmakta ve uçsuz bucaksız topraklar terk edilip, şehirlerin ruhsuz kalabalıklığında kaybolmakta tüm bir insanlık!.. ya geride kalan topraklar.. gün geçtikçe daha değersiz, daha gereksiz addedilen topraklara ne oluyor?. Kimlerin eline geçiyor kos-koca ovalar!. Ben söyleyeyim, ‘monsanto’ gibi gdo üreticilerinin eline…

Küçük esnafın yerini, dev zincirler alırken, köylünün yerini de büyük ‘toprak ağaları’.. çiftlik beyleri almakta.. bu bizim Güneydoğu’muzdaki dün ve bugünkü durumdan çok daha öte ve çok daha evrensel bir hadisedir!.. İnsanlar; şehirlerde (metropollerde).. boyalı fahişelerin koynunda yitip giden köylü marabaların kaderiyle bir arada (yığınlar şeklinde) tutulurken; medya, popülist sinema sanayi, popülist edebiyat akımlarıyla akıl tutulmasına tabi tutulmakta ve insani tüm değer yargılarından uzaklaşmakta ve değerleri aşağılar bireyler haline sokulmaktadır!. Yani insan, kendi ayağına kurşun sıkmaktadır ve bunu eğitimli(!) halleriyle modern kılıflara sarıp-sarmalayarak, kendilerini kandırmakta da bir beis görmemektedirler!..

Sosyal medya denen ve haliyle bizim de içinde bulunduğumuz alan; aslında, yeni dünya düzeni dediğimiz düşüncenin toplumsal erozyon yarattığı en etkili ve güncel alandır.. herkesin her şeyi bildiği sanrısı yaratan bu alan, herkesin ‘iyilik meleği’ kesildiği ve lakin gerçekle hiçbir bağı olmayan!.

Hayatında hiç kavga etmeyenlerin aslan kesildiği…

Hayatında iki kitaptan fazla okumamışların, alim kesildiği…

Bırakın iyiliği.. kimseye zararı bile dokunmamış.. öyle atıl ki -zararsız-..ların bile kişilik kazandığı.. (ah bu kariyer zırvalığı)

Kalitesizliğin modern zaman klasiği sayıldığı…

Beş miyarı aşkın fotoğraf sanatçısı(!)nın cirit attığı…

Toplasan iki!. bilemedin üç pozisyondan ibaret olan seks hayatları.. ama taocu seks edalarıyla inleyenlerin yatak odalarının ‘dört mevsim’e açılan kapıları…

Küfürün bini bir para ev kadınları.. sorarsan vatan kurtarıyorlar!..

Ve daha neler.. neler!..

‘Köyden indim şehre’nin günümüze yansıyan en önemli ve en traji-komik hali, organik tarım ürünlerinin satıldığı pazarlar ve oradan alış-veriş yapan sizler-bizleriz!.. peki ya bizden sonrakiler.. ya çocuklarımız ne yapacak!. Gdo’lu tohum ve kimyasal gübrelerden dolayı kısırlaşan toprak, bugün bize kanser olarak sunduğu ziyafeti, yarın hangi isimle önümüze sürecek?.  Ve bin bir güçlükle okuttuğumuz, gıda mühendisi, doktor, ziraatçı ve daha pek çok eğitimli parlak zihniyetin, bilim adamı sıfatıyla, ‘yiyin efendiler, bir şey olmaz’ deyişlerinin vebali kime yüklenecek!. Bu eğitimli saftrikler de bizim gibi yok olup gidecek.. ya bizden sonrakiler!. O kadarı beni aşar diyorsanız..  eyvallah…

Liyakat demiştik en başta.. liyakat sahibi olmakla, tırnak içinde ‘eğitimli’ olmak bir-birine geçmiş ve liyakatin aksine, parlatılmış bir kariyer.. ki bunların çoğu ‘beyaz yakalılar’ dediğimiz tıp camiası içinde.. ‘seo’ denilen üst yönetici konumunda ve daha pek çok unvan ve tezlerle süslenmiş bilim dünyası içinde koşuşturmada iken.. ilaç şirketlerinin  üç kuruşluk danışmanlığını yapanlardan tutun!. Tarım ilacı diye doğal hayatın içine eden zararlı kimyasalları üreten firmaların ‘lağım’ kokulu koridorlarında ‘bilim adamı’ edasıyla fink atanlar..

Bugün ‘ölüm’, ‘bilim dünyası’nın.. elbette tırnak içinde bir ‘dünya’nın, yine insanlığın kendi evlatlarınca sofralara servis edilen bir üründür!. Bazı kafadan eklem-bacaklılar hariç, hemen herkes sağlıklı gıda diye pazarlanan ‘beyaz et’.. tavuk etinin baştan sona kansere yol açtığını bilir, hem de öyle bir iki nesil geçmesine gerek olmadan.. mısır ve soyayı ve daha pek çok türü saymıyorum bile.. kuş gribi ve tavuk katliamlarının neden-sonuç ilişkisini iyi irdelediğinizde, öldüren ilişkiler ağının nereden (who-dünya sağlık örgütü) nereye ulaştığını daha iyi görebilirsiniz!.

Bugün insanlık ‘açlık’la korkutulup, ölüme razı edilmektedir ve bu ‘tezgâh’; tüm evrensel hukuk.. tüm evrensel beyannameler.. ve tüm evrensel örgütler kullanılarak ve sözde ‘bilim dünyası’ etiketiyle pazarlanmakta.. biraz önce söylediğim gibi, insanlığın büyük fedakarlıklarla okutup-büyüttüğü çocuklar yapmaktadır bunu!. buna karşı çıkan gerçek evlatlar ise, şüpheli ölümlerin gölgesinde.. akıl tutulmasını tetikleyen iftiralar ile.. ve meslekten men edilme korkularıyla etkisiz kılınmakta, ber-taraf edilmektedir!.

Evet bugün insanlığın gerçek düşmanları ‘devlet’ler değil!. devletleri de ele geçirmiş, ‘şirket’ler hiyerarşisidir!. ve yukarıda bahsettiğimiz boşalan-boşaltılan topraklara göz dikmişlerdir; çünkü ne yaparsanız yapın.. teknolojide son noktaya gelseniz de, ‘toprak’ vazgeçilmez olandır!.  İnsanlar şehirlere..  yani dikey tabutların içine ‘rezidanslarına’ hapsoldukça, yani canlı-canlı tabutlarının içine girdikçe.. bi koşu avm’lerine ulaştıkça ve kahve diye, krema manyağı içkilerini yudumladıkça sarhoş olacaklar.. ‘toplu hipnoz’ olacaklar.. ve en sonunda ‘mutant’ olup çıkacaklar ve bunu güle oynaya, ‘metropol kadını’.. ‘metropol erkeği’ havasına bürünerek-büründürülerek, yardımcı bir unsur kullanmadan.. yani kendi kendilerini değiştirecekler ve birileri de bunu ‘çağın gereği’ kuramı haline getirecek.. okuyup, kafa sallayıp!. ‘’hımmm’ deyim, entelektüel bir havada kabullenecekler..

Bunu söyleyen bizler, gerici!. tutucu!.  onlar ise ‘anglo sakson’ havalarda yürüyüp, sonlarına doğru gidecekler, aynaya bakmadan!. çünkü aynalar yalan söylemez… filler ordusu, tangalarıyla raks ederken, ceylanlar sessizce bir köşede bekleyecekler!..

Ben buna başından beri ‘yarı aydın’ sorunsalı diyorum!. bugünkü eğitim sistemi, ‘yarı aydın’ yaratma üzerine kuruludur; çünkü, yarı aydın, psikolojik operasyona en açık ve uygun bireylerden meydana gelir.. cahile ‘psikolojik operasyon’ yapamazsınız.. cahil insan için ‘toplum mühendisliği’ etkisiz eleman gibidir.. kişinin bu tür sosyal operasyonlara uğraması için, operasyonun kodlarını içinde var-olanla birleştirmesi ve istenilen algı seviyesine gelmesi şarttır!. Cahil insan için operasyona uğramak bu açıdan mümkün değildir; çünkü ilgisiz ve bilgisizdir.. çalışma boşa gider!. en iyisi, ‘yarı aydın’ dediğimiz kesimdir; bu sebepten nüfusun tamamına yakını üniversite mezunu yapılmak istenir!. ama eğitim yarıda bırakılır, daha doğrusu eğitim adına beyinler iğdiş edilir.. aydın değil, lazım olan yarı aydındır; çünkü, her şekilde provoke (kışkırtılan) olan.. her şekilde ‘gaza’ gelen kesim bu kesimdir!. Daha öncede defalarca bahsettiğim gibi; ‘starbucks’da kahve içerken ‘kapitalizm eleştiri yapan ve gidişatın hiç iyi olmadığından dem vuran kesim bu kesimdir!. ve bu kesim çoğaltılmalı ve tabiri caizse fazlaca üretilmelidir; ki sistem, gereğini daha rahat ve cılız karşı koyuşlarla yapabilsin!. cılız karşı koymalar, önemlidir; sigorta görevini görür ve toplumun diğer kesimlerinde doğabilecek şüpheleri ört-bas eder!. İşte sözde şüpheci ‘yarı aydın’ kapitalist sistemin tüm ürünlerini vazgeçilmez kılarken.. arada eleştirisini de bu şekilde yapar!. farkında olmadan, kendisini gerçekten ‘sistem karşıtı’ diye de yaftalar!. hatta sistemin ürettiği tek tip maskeleri -binlercesi- takarak, sistemin koruyucusu güvenliklere taş bile atarlar.. arada omuz attıkları da görülmüştür.. tabi akşam beş çayında evde olmak kaydıyla ve sabah bankadaki havale işlemlerini başarıyla yapıp.. icra gidecek kredi mağdurlarını patronlarına ihbar etmek şartıyla!..

Siz Ukrayna’nın içine kim etti zannediyorsunuz!. Yarı aydın!..

Siz Arapları kim bahara erdirdi sanıyorsunuz!. yani…

Ve her yerdeler.. ve her şeyden etkilenmekte ve hep te en çok satanları okuyarak, farklı olduklarını sanmaktalar!.

Liyakat!. ha o mu?. Sıfır!. ama öz-güven tavan yapmış durumda.. konferanslar.. konferanslar.. paneller.. ve eller çenede, ‘hımmm’ edasıyla soyut bir resimde geyik arama çabaları…

Ve bienal.. işte benim en çok sevdiğim kelime bu!. ‘ay şekerim Venedik bu sene bir harika, dönünce görüşelim.. çok konu var, çok, eğitime dair bir şeyler yapalım, ülkenin durumu vahim, kalite yerlerde’’…

ana konumuza dönecek olursak..

Sözün özü; toprak, her şeydir, toprağın gücü parayla ölçülmez!. toprak, her iki düşünce siteminde de geldiğimiz ve gideceğimiz yerdir!. doğal olarak!. İnansan da, inanmasan da bu böyledir!. Yaşamın kaynağı topraktır ve bizleri iki metrekarelik şehirlere tıka-basa doldururlarken.. niyetleri toprağa sahip çıkmak değil, iğdiş etmektir!. Toprak değişirse, yaşam, ve haliyle ‘insan’ değişir!.

Peki ne yapabiliriz.. (geldi içinden, biliyorum) anlat!. ki, neyi kaybettiklerini bilsin sonrakiler.. anlat ki, neyi yerine koymaları gerektiğini de bilsinler!. hatırlamayacaklar!. hatıraları siliniyor insanlığın.. ‘toplu alzheimer’!. çok uzak değil!.

İnsanlığın geçmişle bağı kopartılıyor.. nesiller arası bilinç aktarımı engelleniyor!. Irk, millet, ulus kavramları tu-kaka ilan edilirken, hedefte olan ‘aile’ kavramıdır.. piç nesiller için zemin hazırlanıyor!.

Türk, Alman, Fransız, Arap olmalı.. savaşlar da olmalı..  çünkü savaşlar bittiyse, ortada olan sessizlik ‘barış’ değil!. insanlığın sonudur!. Yaşam var oldukça, savaş olmalıdır!. Savaş yoksa, uğruna yaşanacak bir şey kalmamış demektir!. Savaş yoksa, barış yoktur!. çünkü biri olmadan diğeri olmaz.. Bugün, geleceğe dair ‘barış’ adına bize sunulan, ‘kuzuların sessizliği’dir!.

Ses çıkarmazsan savaş olmaz!. olan, olacak olan ‘ölümcül barış’tır!. itiraz hakkının olmadığı…

oysa bizim sağlamamız gereken ‘adalet’tir!. adaletli bir savaş.. adaletsiz bir barıştan iyidir!..

Bizim dünyamız, güçlünün güçsüzü yediği-yendiği bir dünyadır.. (doğa kanunu) bu bize ait bir yaşam biçimi; bu kural sekteye uğrarsa, yaşam bitmiş demektir!. İşte o zaman nüfusunuzun kaç olduğu önemsizdir!. ama hedeflenen budur; tek dünya, tek sistem, tek din ve sessizlik!.

İşte o ‘sessizlik’ barış değil.. yenilmişliğin.. insan neslinin çığlığı olacaktır.. ve yarı aydın bu işe razı!..

Ben razı değilim!. ve savaşacağım.. ben başaramazsam.. ki öyle görünüyor!. olsun, belki gelecekten bir çocuk sesimi duyacak.. ikna olacak ve savaşa kaldığım yerden devam edecektir!. Binlerce yıldır bunu yapmıyor muyuz zaten!..

Benim atomlarım ölecek mi sanıyorsunuz!. biz ölmeyiz ve evrenin her yerindeyiz.. tıpkı dünyada; İtalya’da, İrlanda’da, İran’da, Yemen’de, Kanada’da olduğumuz gibi!. bütün galaksilerde.. bütün doğmuş-doğmamış yıldızlardayız.. dedim ya, her yerdeyiz!..

tabi herkesin anlamasını beklemiyorum..  bazen ben de anlamıyorum…

 

Cem Yağcıoğlu  24-01-2016   kritik eşik