Mustafa Koç’un ölümü ve ardından ortaya atılan olumlu-olumsuz iddiaların temelinde yatan ‘giz’!. enteresandır, Atatürk’ün siyonistlikle suçlanması, Koç’un da siyonist olduğu iddiasıdır!. Yani Koç’u eleştirir gibi ortaya atılan bu iddia, gelin görün ki; Atatürk’ün üzerine kalmakta ve haliyle kendilerini yıllardan beri Atatürkçü bilen (sanan) bir kesim de bundan alınarak Koç’u kutsamakta bir beis görmemektedir!.

Osmanlı sancağıyla defnedilen kimdi? diye sorarlar adama..  dedim ya adama sorarlar, bulurlarsa!.

Koç’larla ilgili pek çok iddia var ortada.. Vehbi Koç, Bernar Nahum, Haim Nahum ‘beko’nun açılımı vesaireler.. Osmanlı bankası .. İsviçre’ye kaçırılan paralar… ama bu gizemli bağlantıları ve iddiaları ortaya atanlar, her nedense mevzuyu dönüp dolaştırıp Atatürk’e dayamakta ve Mustafa Koç’un ölümünden sonra ‘gelmiş-geçmiş en iyi insanı kaybettik’ nidalarıyla ortalığı velveleye verenler de(Murat Bardakçı-İlber Ortaylı)  enteresandır.. yine Koç üzerinden, Atatürk’ü aklama!. peşindedirler demiyorum, dikkat edin!.  Atatürk’ü aklıyormuş havası yaratmaktadırlar, sanki öyle bir ihtiyaç varmışcasına..

Ve bunu Bardakçı yapınca, sıradan adam Atatürk hakkında ikna olmak yerine, acaba mı? demek zorunda kalıyor!. Bakın bu ‘ters gard propaganda’dır!.

Nedir ‘ters gard propaganda’?. İki karşıt görüşü savunuyor imajı verilen taraflar, netice itibariyle aynı hedef ve sonuca hizmet ederler!. İşte burada benim gördüğüm budur!.

(onun için.. burada bunu okuduğun için!. şanslısın, kıymetini bil… başkası da bunları sana anlatmaz; benim ödediğim bedeli de, ben öldükten sonra öğrenirsin!.)

İşte kişilerin.. ya da toplumların aşamadığı ya da bir türlü akıl erdiremediği ‘ölümcül paradoks’ budur; çünkü bu ‘öğretilen tarih’ten beri düzenli ve bilinçli bir şekilde böyle yapılır-uygulanır!..

O kimsecikleri beğenmeyen ve muhtemelen beni de cehaletin kör kuyularına hapsedecek olan ‘Türk’ büyüğü İlber Ortaylı ne diyor;  ‘’ Mustafa Koç mütevazı bir insandı. Belki bu niteliği dolayısıyla huyu suyu kendine benzeyen,İzmir’in en eski, Avrupa kökenli ailelerinden Giraud’ların kızı Caroline ile evlenmişti. Caroline Giraud ve Mustafa Koç herkesin sevdiği bir çifttir. Türkiye’nin entelektüelleri ve sermaye sahipleri arasında çokça görülen sabırsızlık, karşısındakine yer ve söz hakkı tanımama gibi kusurlardan çok uzaktırlar. Üstelik bu şehrin kültür hayatında önemsenecek katkıları olduğu biliniyor.’’

Ve anlatıyorda anlatıyor…  Mustafa Koç tanımında bir yanlışlık yok; çünkü geçmişten bugüne gelen, yine tırnak içinde ‘köklü’ ailelerin, yeni nesilleri oldukça mütevazi ve oldukça sevilen sayılan tiplerdir.. yani, ‘yeni akım zengin’leri oluşturan müteahhitlerin ‘ben bilirim’.. ‘bana fikirle gel’lerinin esamesini göremezsiniz bunlarda.. zaten onların zenginliği de dönemseldir; yani her iki nesilde bir yer değiştirirler.. ben bunlara ‘yeni nesil varoş zenginler’ demeyi daha uygun buluyorum, tabi bu yine, ‘yaratılan varoşluk’ içerisinde ele alınmalı, bizde gerçek ‘varoş’.. ya da dışarıdaki getto kültürü ile karıştırılmamalıdır…

Peki yaratılan bunca olumlu olumsuz eleştiri yağmurları altında olan neydi!. Koç’lar Atatürkçüydü, dolayısiyle bunca bilgi kirliliği ve hengame arasında Atatürk te bu ‘elit’e-lere aitti ve bunlar Osmanlı’yı yıktılar!..

Yine bir adam bulursak soracağız!. e peki dangalak!. madem Koç’lar bu kadar Atatürkçü idi, Osmanlı sancağı ile gömülen kimdi!.

Akademisyenlerin.. sadece bizde değil, tüm dünya ülkelerinde sermaye ile kol-kola olduğunu bilmeyen yoktur.. hele son elli yıldır -ki daha önce padişah-kral himayesinde-  sermayenin patron olduğu üniversitelerde.. gazetelerde ve de sözde devlete bağlı, ancak gerçekte, yine bu sermayeye bağlı tüm sanat-sanatsal kurum ve türevlerinde görev yapanlar..

‘bütün zenginler (para babaları) iyidir’cidir!..

‘’ne kadar cahilsiniz, pöhhh.. ben sizin..’’!..

Halka gelince snop!. kapıya gelince ‘buyrun benim’’!ciler..

Yukarıda benim yaptığımı da ’snop’luk olarak değerlendirecek olanlar çoktur!. lakin benimkisi-bizimkisi ‘snop’ olanlara snopluktur!. yine söylüyorum, bunları sana kimse anlatmaz.. anlatmayacak ta.. dedim ya; İtalya’da, Suriye’de, Fransa’da, Pakistan’da, Meksika’da kalan birkaç kişiyiz.. benim umurumda değil, anlayıp anlamaman.. sen çocuklarına yan!.

Gezi olaylarında ‘Divan’ın kapılarının açılması önemli bir kırılma ve yarattığı toplumsal algı.. aslında Koç grubunun konjektürel olarak temsil ettiği ‘küresel boyut’ ve o temsilin malum otoriteye bir mesajıydı.. bu konu ile ilgili o tarihlere ait oldukça yazımız mevcuttur; ancak sonuç olarak ortaya bir şey koymaya kalkarsak.. tayyip ve avanesinin bugün için temsil ettiği güç ve o gücün süreçteki iz-düşümü ile Koç’ların (çok büyük tarihçi Bardakçı’nın hatırlatmasıyla) Hacı Bayram Veli’lerden bugüne yansıyan gücü arasındaki fark.. şimdi başlarsam bitmez, sonra bir ara anlatırım..

Tabi İslam ile İslam tasavvufunun arasındaki derin bağ ile.. aslında varolan derin ayrılığın tarihsel süreçte ‘Müslüman’ları nereden-nereye getirdiği bakımından konuya girecek olursak.. kabalanın mealinden çıkmamız gerekir ki.. o da, normal Müslüman’ın bile işine gelmez bilirim..

İşin özü şudur; Mustafa Koç toplumda sevilen, şımarıklığı ve itici tavırları olmayan sıradan.. kimilerine göre ‘iyi’.. kimilerine göre de normal bir kişiydi.. kötü biriydi denemez, ben de demiyorum ve belki gerçekten de çok iyi biriydi, bilemem.. lakin Koç ailesi dediğiniz zaman, iyilik ya da kötülük kavramlarından çok öte değerlendirmelere ve bilgilere ihtiyacınız vardır.. temsil bakımından.. neyi temsil ettiği bakımından.. temsili demokrasi bakımından.. temsili bakış açısı değil!. temsili sistemler açısından ve sistemlerin tarihsel süreçte izlediği yollar ve yol ayrımlarında bulunan han-hancı ilişkisi bakımından..

Tarihte nice şeyhülislamları bilmeyeniniz yoktur ve ilahiyat fakülteleri sabetayizm ilişkisi gibi..  ve daha yazmadığımız-yazamadığımız neleri gibi..  ve bazı kilit bilgileri de ortaya çıkaran-seren sabetaylardır.. yukarıda bahsettiğim üzre, ‘ters gard propaganda’!. keza sen de onu kendinden görür-sanırsın!..  tıpkı bizim ‘divan kafalı Atatürkçülerimiz’de olduğu gibi…

Muhterem, Osmanlı sancağına sarılıp, defnedildi.. Atatürkçülük bunun neresinde?!. Ortada TÜRK BAYRAĞI yok!. ”bre gafil..”

Ama zaten o Atatürkçü değil ki; AB’ye girmeyi savunuyor.. anaokullarında ingilizce eğitimi kutsuyor!. Hristiyan gericiliğiyle derdi yok, işi-gücü İslam düşmanlığı!.. oysa bugün dünya işgalinin ardında yatan düşünce Hristiyan gericiliği (tarikat) ve siyonist ittifakının bir ürünü.. onun bununla bir derdi yok.. o İsveç’teki ‘yaşam kalitesi derdinde..

Fransa’da ölenler ‘insan’!.. ama Etiyopya’da ölenler yamyam!.. ayrıca hak ediyorlar(mış)!. Farkında olmadan siyonist düşünceye hizmet eden bu kafa!. bugün bu ülkede Atatürkçü!. diye geçiniyor-nemalanıyor!. Tıpkı Yahudi komplosu olan tarikat sevicileri gibi.. bir-birlerinden nefret ediyorlar.. ama enteresandır aynı ‘tezgâh’a.. aynı düzene hizmet ediyorlar..

Şimdi ben bunları daha ayrıntılı anlatsam, bazılarının beyinleri yanacak biliyorum.. bunca beyin göçü varken.. ülkeme bu kötülüğü yapmamak adına.. artık susuyorum!..

Sağlıkla..

 

Cem Yağcıoğlu  27-01-2016  kritik eşik