Karşılıklı kazanma ve yitirme, bir tür av ve avcı ilişkisidir. Birinin yararı diğerinin zararıdır, bu “sıfır toplam” oyunudur.

İyiyi ve kötüyü ihanet böler. Gözlerimizin önünde dünya arenasında ardı sıra yaşanan bildik tuhaflıklar dizisi, neden problemlerin diyalog yerine bombalarla çözülegeldiğini sorduruyor.Elbette olup biten kolayca kavranılabilir olmaktan uzak. Ama karakteristik bir nokta var ki, sürekli göze batıyor: Bencillik.Günümüz ekonomi kuramlarının kurucusu olduğunda hemen herkesin birleştiği, ahlak profesörlüğü de yapmış Adam Smith (1723-1790), bireyin iyiliği ile toplumun iyiliği arasında nedensellik kurmuştu. Ulusların Zenginliği (1776) kitabında şöyle yazıyor: `(Her birey) kendi çıkarı peşinde koşarken sıklıkla, katkıda bulunmaya niyetleneceğinden çok daha etkin olarak topluma katkıda bulunur.’ Buna göre, herkesin bencil olduğu bir toplumda ahenk, bilinçli bir müdahale olmaksızın, kendiliğinden oluşacaktır. Bu kendiliğindenliği sağlayan görünmez el, piyasa ilişkileridir.
O günden bu yana nüfuzunu sürdüren bu fikre köklü bir eleştiri `oyun kuramı’ndan geldi. Çeşitli matematik disiplinlerinin içinden doğmuş olan bu kuram, bugün toplum bilimlerinde gözde bir yer tutmaktadır. Oyun kuramı da bencilliği asıl tutmaktadır fakat çıkarcılığın ortak yarara götürmek zorunda olmadığına işaret etmesiyle dikkat çekicidir. Kuramın gözde problemlerinden, “tutuklu ikilemi” adıyla anılan strateji çözümlemesi özünde bireysel çıkar/ortak çıkar ikilemini konu edinir.

Tutuklu İkilemi

Daha büyük bir suç işledikleri sanılan iki kişi suçüstü yakalanırlar. Elinde onları suçlayacak yeterli kanıt bulunmayan polis, ağızlarından laf almak için alışılmadık bir yola başvurur. İki tutukluyu ayrı hücrelere hapseder ve her birine ötekinden habersiz olarak bir anlaşma teklif eder. Buna göre kim arkadaşının mahkum edilmesine yetecek kanıt verirse göstermelik bir cezayla kurtulacaktır.Halihazırda yakalandıkları suçun cezası üç yıldır. İki tutuklu birbirlerine sadık kalıp polise karşı dayanışırlarsa kanıt yetersizliğinden dolayı sadece bu suçun cezasını çekeceklerdir. Polisin teklifine göre, ihanet ederek itirafta bulunan tutuklu, arkadaşı konuşmazsa, yakalandığı suçun cezası yerine bir yıl hapisle kurtulacaktır. Buna karşılık, arkadaşına güvenerek safdillik eden öteki tutuklu 25 yıl ağır hapis cezasına çarptırılacaktır. İkisi de konuşarak döneklik ederse, alacakları ceza ağır hapis cezası kadar olmayacak, 10 yıl yatacaklardır.Bu bir sıfır toplam oyundur. Yani, satranç oyununda olduğu gibi, iki kişinin aynı anda kazanmasına olanak yoktur ve birinin zararı kesinlikle ötekinin yararına denktir. Bu çerçevede oyuncudan beklenen rasyonel davranış, kendi bireysel yararını en çoklaştırmaya çalışmasıdır. Yeri gelmişken, `rasyonel’, hesapçı diye de anlaşılabilir. Latince, `ratio’ kökünden gelmektedir ve bu sözcüğün bir manası hesaplamaktır. Bizim tutuklularımız da benzer bir hesap oyununun içindeler, en az cezayı yani en çok yararı sağlayacak stratejileri kararlaştırmak durumundalar.

Bu stratejiler, ihanet ve safdillik; sadakat ve döneklik zıtlıklarına dayanır. Birbirlerinin eyleminden habersiz olmakla birlikte, hangi stratejinin hangi cezaya götüreceğini hesaplayan tutuklular bir ikilemle karşı karşıya kalır. Ya rasyonel davranıp bireysel yararın en fazla göründüğü ihanet yolunu seçecekler ya da irrasyonel davranıp birbirlerine sadık kalarak sadece işledikleri suçun cezasını çekeceklerdir.

Rasyonel davranan tutuklu, arkadaşının da kendisi gibi rasyonel davranacağını kabul etmek durumunda kalarak döneklik stratejisini seçmeye meyledecektir. İkisi birden rasyonel davranınca 10 yıl cezaya katlanmak zorunda kalırlar. Oysa tersine irrasyonel davranıp birbirlerine sadık kalsalardı, rasyoyu değil de güveni temel alsalardı daha fazla yarar elde ederlerdi.

Tutuklu ikilemi, ortak yarar gütmenin sağlayacağı bireysel getirinin, bireysel yarar gütmenin getirisinden yüksek olabileceğini gösteriyor; ama irrasyonel olmak koşuluyla. İkilem, elbirliğinin daha büyük bir genel yarar sağlayacağını ortaya koyuyor ama aynı zamanda, rasyonel davranan bireyler her seferinde ihaneti seçeceklerinden bunun olanaksızlığını da söylemiş oluyor.

Dr. Acayipsevgi

`Dr. Acayipsevgi, veya: Dertlenmeyi Bırakıp Bombaları Sevmeyi Nasıl Öğrendim.’ Kubrick’in 1963 tarihli bir filminin adı bu. (Dr. Strangelove, or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb.) İhanet kaçınılmazsa, bombaları sevmeyi öğrenmelisiniz. Film, zamanın Sovyetler Birliği ile Birleşik Devletler arasındaki düşmanlığın ve bizciliğin körüklediği silahlanma yarışında, kıl payı durdurulabilen nükleer savaşı konu ediniyor. Muhteşem bir kara mizah örneği. Birçok tarihçi, filmin yapımından bir yıl önce, Sovyetler Birliği’nin Küba’ya nükleer başlıklı füzeler yerleştirmesiyle başlayan krizde, dünyanın böyle bir `ya hep ya hiç’ eşiğine geldiği görüşünde. Yukarıdaki oyuna benzerlikle düğmeye ilk basan, ötekinin gecikmesi halinde büyük bir güç ele geçirir. Basamayan yok olur. İkisi birden basarlarsa bütün dünyayı saran nükleer savaş başlar. İkisi de geri çekilirlerse eldeki zenginlikleriyle yetinirler. Allah’tan yetindiler.

Bütün bu anlatılanların oyunla ilgisi ne diye sorulabilir. Aslında pek var sayılmaz. `Oyun’ olarak çevrilen sözcüğün aslı `game’; aynı zamanda `av’ manasını taşıyor. Oyun kuramı, birbirleri karşısında hem av hem de avcı gibi konumlananlar arasındaki kazanma/yitirme ilişkisini ele alması bakımından bu manayı barındırıyor. Ama asıl olarak, böyle konumlanan tarafların stratejik hamleleşmelerini inceliyor. Bu bakımıyla satranç, poker gibi oyunlar bu kurama malzeme olsa da bildiğimiz oyunlardaki gönüllülük ve eğlence duygusuyla ilgilenmiyor. Belki daha önemlisi, bildiğimiz oyunların ödül konulmadıkça veya bir sanayi haline getirilmedikçe bir paylaşım aracı olmamasıdır.

Bu yüzden kanımca, `hamle kuramı’ daha yerinde bir Türkçeleştirme olurdu.

Kuramın atılım tarihi İkinci Dünya Savaşı öncesine uzanıyor. Bugünkü haliyle kuramı ilk geliştiren Macar asıllı matematikçi John von Neumann’dır. Savaş sonrasında Birleşik Devletler Hava Kuvvetleri, RAND adıyla bilinen bir araştırma geliştirme projesi başlattı. `Tutuklu ikilemi’ bu proje içerisinde geliştirildi ve zamanla politika, askerlik bilimleri ve ekonominin yanı sıra evrim teorisi ve toplum bilimlerinde önemli bir yer buldu. Von Neumann da bu projede işe alındı. İşe alınanlar arasında, yaşamöyküsü `Akıl Oyunları’ adıyla sinemalaştırılan John Nash de bulunuyordu. İsveç bankasının A. Nobel anısına düzenlediği ekonomi bilimleri ödülünü alan Nash, adıyla anılan `Naş denkliği’ kavramıyla tanınır.

Buna göre, karşılıklı hamlelerle süren her oyun, sonunda oyuncuların başka birini seçmek için gerekçe bulamadıkları bir stratejide kararlılık kazanır. Bu noktadan sonra taraflar her yinelemede aynı stratejiye başvururlar. Tutuklu ikilemindeki kararlı strateji ise, iki tarafın da dönekliği oluyor. Kubrick’in filminde, paranoyak bir generalin verdiği emirle atom bombalarını Rusya üzerine bırakmak üzere bir savaş uçağı havalanır. Uçağın yolculuğu boyunca komutanlar ve devlet başkanı arasında süren kesintisiz tartışma adeta Naş denkliğine giden yolun serimidir. Ama filmde de yaşamda olduğu gibi nükleer savaş başlamıyor.

`Cana Can’ Turnuvası

Tutuklu ikilemini Naş denkliğine yerleştiren, birbirlerinden yalıtılmış tutukluların haberleşmelerine izin verilmediği varsayımıdır. Siyasetbilimci Robert Axelrod, tarafların en azından birbirlerinin eylemlerinden haberdar olabilecekleri bir ortamda yinelenen hamleleşmelerin, sonunda elbirliğine götüreceğini gösterdi (Elbirliğinin Evrimi, 1984). O da RAND’da bir süre görev almış; bir tür `cana can’ taktiği öneriyor. Buna göre, durmadan `karşılıklı döneklik’ kapanına yakalanmamak için önce elbirliğine yanaşıyorsunuz, sonra size nasıl davranılmışsa siz de aynısıyla karşı hamlede bulunuyorsunuz. Uzun erimde sonuç elbirliği oluyor. Silahlanma karşıtları, zorbalara direnmeyi savunanlar, doğal zenginliklerin dünya ölçüsünde adil paylaşılmasını dileyenler ne yazık ki bu durumda da çaresiz görünüyorlar. Çünkü onlar zaten baştan elbirliğinden yanalar. Axelrod’un yaklaşımı iletişimin önemini vurgulamakla birlikte, güçler denk değilse geleceği tayin edenin sonunda güçlü ve zorba olacağını ima ediyor. Ama hiç değilse bombaları sevmek zorunda değiliz.

kritik eşik..

Kaynak

http://mentalfloss.com/article/22120/rand-corporation-think-tank-controls-america

http://www3.nd.edu/~dlindley/handouts/strangelovenotes.html

http://www.nytimes.com/2008/09/21/books/review/Heilbrunn-t.html?_r=0