Eğer gerçekten bağımsız bir devlet.. özgür bir ülke düşlüyor; ya da istiyorsak!. her alanda başarıyı hedeflemeliyiz ve her alanda önde olmalıyız!.

örgütlü güç olmak önemlidir; lakin günümüzde emperyal güçlerin en büyük başarısı, öncelikle; kendilerine karşı kurulmuş örgütlü yapıları ele geçirmek ve daha da önemlisi, bu ele geçirilen örgütleri, yine de kendi ‘karşıtları’ymış gibi sevk ve idare etmeleridir. Atatürkçü pek çok yapı ve ‘güya’ abd-ab karşıtı ve hatta ‘israil’ karşıtı görünen-bilinen tarikat ve cemaatlerin her fırsatta; bahsettiğim üzre, ‘ters gard propaganda’ şeklinde çalışmaları.. aslında çok göz-önünde örneklerdir!..

bu sebepten örgütlü güç olmanın avantajları yanında, yine bahsettiğim üzre dez-avantajları da -bu şekilde- mevcuttur.. en başından beri örgütlenmeyi savunan ve bu uğurda çalışmalarda bulunmuş.. son on yılını bu fikre adamış biri olarak diyorum ki; artık hiçbir şekilde örgütlenmeyi savunmuyor ve bundan sonra hiçbir örgütlenme çalışması içinde olmayacağımı ilan ediyorum..

bugün ve yarın ve bundan sonraki ‘gelecek’ günlerde, küresel güçlerin ve de kapitalist sistemin ve haliyle bu ikizlerin hamisi rolüne büründürülen ‘demokratik kitle örgütleri’ aracılığıyla.. bir sonuca ulaşılacağına inancım yoktur!. sistem; kendisini yok edecek hiçbir örgütlenme modeline izin vermeyecektir!. sistemin ‘hukuk’ düzeni.. sistemin ‘eğitim’ düzeni.. ve de sistemin ‘finans’.. yani ‘küresel ekonomik’ düzeni, insanlığın lehine olan hiçbir oluşuma izin vermeyecektir!. hayat hakkı tanımayacaktır!.

Muhalefet denen yapılar.. yani, iktidarın alternatifi parti ve oluşumlar; demokratik sistemin, yine ‘sistem’in devamı açısından işlerliğini koruyacak.. lakin, küresel sistemin çıkarları haricinde her-hangi eylem ve söylemde bulunmayacak.. bulunamayacaklardır..

Bizde defalarca yapılan askeri darbelerin ardından söylenen, ya da uyulan.. ‘‘NATO’ya ve CENTO’ya bağlıyız’’ cümlesinin ana-fikri etrafında uçuşan kelebekler gibi..

ülke işgalleri ‘toprak’ işgallerinden öte, beyinlerin işgali şeklinde ilerlerken; sahte çevreci örgütlenmeler.. sahte aktivist yapılar.. sahte düşünce, bilim kurumları ve vakıflarla insanlar ikna edilecek.. doğruları söyleyen düşün ve bilim adamları faili meçhullerle.. çocuk pornolarıyla ve aklın sınırlarını zorlayacak iftira ve ölümlerle etkisiz kılınacak..

halkların orduları değil.. sermayenin güvenliğinden sorumlu olan ve de sistemin bekçisi güvenlik teşkilatlarının (emniyet teşkilatları) yetki ve sınırları genişleyecek.. hantal ‘devlet’ yapıları yerine ‘Hong Kong’ benzeri ‘serbest bölge’.. site ve şehir devletleri gündeme gelecek; ki İstanbul-Trabzon- Adana-Mersin-İzmir yerel bakış açısıyla öne çıkmaktadır.. (Trabzon derken; bugünkü Artvin olayları vesilesiyle Ordu-Giresun-Rize-Artvin bölgelerini ayrıca otonom bir bölge olarak düşünebilirsiniz.. zira ana düşünce bu merkezde ilerlemektedir.. merkezi yönetim Trabzon).. adı geçen illeri de yine çevreleriyle birlikte düşününüz.. (İstanbul-Kocaeli gibi..)…

ve bugün pkk ile mücadele yapıldığı zannıyla ‘nefret’ ettikleri padişahlarına destek veren.. adeta katillerinin çizmesini yalayan ‘sözde milliyetçiler’in yaptığı üzre.. kürt yazar Kemal Burkay.. ‘hakpar’ın İsviçre’nin Basel şehrinde düzenlediği etkinlikte konuşma yaparken, toplantıyı basan pkk’lı gruba yönelik ( 23-02-2016 tarihli milliyet haber.. ) ‘’Yaklaşık 70 kişinin hazır bulunduğu salonda katılımcılara kürtçe hoş geldiniz diyerek konuşmasına başlayan Burkay, salonda bulunan 6-7 kişilik pkk’lı grubun öcalan lehine slogan aması üzerine konuşmasına ara verdi.. ve sloganların devam etmesi üzerine Burkay aynen şu cümleleri kullandı:

‘’Defolun alçaklar, defolun! Alçak herifler, haydi! Serokonuzda siz de köpekler! Bunları buraya bırakmanız büyük hataydı. Kontrol yok muydu kapıda? Bunları tanımıyor muydunuz? Bu çok büyük tedbirsizlik!’’

Belki şimdi anlarlar diyerek bu sözlere yazımda yer veriyorum!. Yani bugün pkk’yla savaşılıyor zannıyla bu iktidar ve padişahlarına inanan aklı evvellere son sözüm şu!. Evet pkk ile bir mücadele mevcuttur; lakin bu mücadele biz istediğimiz için değil, birileri öyle istediği için yapılmakta.. yani kürt bölücülüğüne değil.. sadece pkk’ya açılmış bir savaş.. ve kim bilir ardında yatan plan nedir!. Bizim hayrımıza olmadığı kesin.. yoksa daha geçen hafta Diyarbakır Belediyesinin yollarda yer alan yönlendirme levhalarını kürtçeleriyle değiştirmesine kimsenin ses çıkardığı yok.. Genelkurmay dahil.. hani tek başına hareket ediyor ya, bazı ahmaklara göre!..

Oysa talimat almadan, serçe bile avlayamazlar.. ama Türk Milleti ve Tarihi, bu yetkili-yetkisiz sözde ‘kumandan’ları günü geldiğinde yargılayacaktır!.

Ve bugün Güneydoğu’da yıkık ve virane yerleşim yeri fotoğrafları ve göçe zorlanan yerleşik halk.. ve pkk’yla mücadele adına devreye girecek olan ‘birleşmiş milletler barış gücü’.. ve ‘NATO’!..

Darbeler çağı artık çok gerilerde kaldı.. gibisinden, yine bilindik medyaca yaratılan algının aksine; dikkatlice etrafınıza baktığınızda.. artık modern mi!. post-modern mi olur, bilemem; lakin, sinsi ve gizli bir darbe hazırlığı olduğunu rahatça görebilirsiniz.. hatırlarsanız ‘güya’ Atatürkçü kılıfla hazırlanan 12 Eylül olsun.. yavrusu, 28 Şubat olsun.. her ikisi de; dinci örgütlenmelerin önünü açmış ve bölücülüğün hız kazanmasında etkin olmuştur!. İşte şu aşamadan sonra gelebilecek her hangi bir darbenin.. suyunu taşıyacağı değirmenin kullanıcı adı: başkanlık.. şifresi: özerklik olacaktır!. Bugün pkk ile mücadele yapılıyor sanan ahmakların!. karşılaşacağı sürpriz bu olacaktır!.

Bu uluslararası planlar dahilinde şunu da belirtmeden geçmeyeyim; tayyip erdoğan figürü burada ‘özne’ ya da.. sıradan bir ‘yüklem’ özelliği taşımaktadır.. bilirsiniz; özneler yerli yerinde dururken, yüklemler kolayca değişebilir..  çünkü yüklemleri, cümleleri kuranlar belirlerken; yüklemler de öznelerin kaderini belirler…

Örnek:

Ahmet doğdu!.

Ahmet öldü!.. gibi…

ya da tarihin tozlu sayfalarında cin ali’den kalma şifre: ‘Ayşe tatile çıktı’!.. paradoksu…

Ben-biz başından beri ne öznelerle.. ne de yüklemlerle bu sebepten ilgilenmedik; çünkü en başından beri, cümleleri kuranlarlaydı işimiz.. halen de öyle…

Yazının başında örgütlenmeyle ilgili konuşmuştuk.. evet bugün için sağlıklı bir örgütlenme söz-konusu değildir.. bu daha ziyade ortaya çıkacak gücün hedef haline gelmesinden başka bir işe yaramayacaktır; bu sebepten fazlasıyla demokratik bir ‘kuvvacı’ yapılanma, ahmaklıktan başka bir şey değildir ve kişilerin kendilerini ele vermesinden başka bir amaca da hizmet etmez!. Bu gibi durumlarda ‘lider’ çıkmasını beklemek doğru değildir; zira hedef olması kaçınılmazdır.. lakin burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta; liderden çok, önünüze ‘lider’ diye konulacak olanlardır!. Bu gibi kaos ortamlarında ve toplumsal ihtiyaç halini aldığında; yine bahsettiğimiz güçlerce oynanacak olan en büyük oyunlardan biri de ‘sahte lider’ etrafında kalabalıkları etkisiz kılma planlarının devreye girmesidir!.

Son örnek; Perinçek ve perinçekçilere ihale edilen Atatürkçülük.. ve devamlı tattırılan yenilgi!.ler… ve bu yenilgilerin halkta bıraktığı izlenim: sandığımız kadar güçlü ve kalabalık değiliz.. psiko-opero.. ya da dört mevsim opera…

Eskilerin bir sözü vardır; ‘devir değişti’, diye.. bu sefer devir gerçekten değişti; bilişim çağında şifrelerin ve de kodların çözümlenmesi askeri güçten çok daha önemli bir ihtiyaç halini almışken, bilimsel alt-yapısı olmayan devletlerin askeri güce erişmeleri de imkansız bir hal almıştır..

Mesela, dinler arası diayalog safsatasıyla ortak kılınan İspanya ve Türkiye.. 2003 yılında Trabzon’da düşen ve İspanyol askerleri taşıyan Ukrayna uçağı.. 70 küsur ölü.. uçak nato’ya bağlı… bu bahis yukarıda bahsettiğim Trabzon bölümüyle bağlantılı..

Şanlıurfa dolaylarında bulunan ve tarihin en eski yerleşim-ibadet yeri, ‘Göbeklitepe’!. Günümüzden 12 bin yıl öncesine ait olduğu söylenen yapılar topluluğu, Mısır-Sümer medeniyetlerinden ve  İngiltere’deki Stonehenge’den de çok daha eskidir!.. ve ‘Mezopotamya’!.

ve israil!. ve o günden bugüne bitmeyen savaşlar…

size aklın sınırlarını zorlayan bir soru: dünyanın en zenginleri; sizce, neden tanrı ya da tanrıların bile terk-ettiği çölü seçerler, devletlerini kurmak için.. yoksa tanrılarının orada unuttuğu bir şey mi var?. ya da; tanrıları, onlara bir görev mi verdi?..

dikkat ediniz!. Maya medeniyetinin sahip olduğu topraklardaki halkların yoksulluğu ve bi-çareliği ile Sümer ve Mısır medeniyetlerine ev-sahipliği yapan topraklarda yaşayan halkların kaderi bir-birine denktir!.

Ve ‘ibrahimi’ dinlerin ortaya çıkışı ile bu medeniyetlerin yok-oluşları arasındaki sebep-sonuç ilişkisi ve pagan dinlerin birden-bire ortadan yok oluşu ile ‘büyü’ bağlantısı.. ve oldukça kalabalık kitlelerce kutsal sayılan kitaplarda cinler padişahı lakaplı ‘hz Süleyman’ ve hazineleri.. film gibi değil mi!..

değil ama.. bilinen, onbeş bin yıllık bitmeyen bir savaştan bahsediyoruz.. karanlık adamların, karanlık savaşları.. su ya da enerji savaşları aldatmacası ve finans savaşları kurgusu; senaryoyu yazanların ‘gizem’in üzerini örtme çabasından başka bir şey değildir.. sonsuz enerji, uzun zaman önce zaten biliniyordu; hayatın içine sokulmamış olması, kurulmuş olan küresel işleyişin devamı açısından şart olan.. sistemin parametrelerinin değişmemesi bakımından yine şart olandı..

işte bu kafa ve kafaların kurduğu ve bugüne getirdiği sistem içerisinde.. sistem karşıtı bir örgütlenmenin başarı getirmeyeceği bu bakımdan açık ve nettir.. bunca derinliği ve gizemi içinde barındıran ve modern dünya aldatmacası ile tüm karanlık yanlarını gizleyen bu kafanın içindeki bombayı etkisiz hale getirecek hiçbir örgütlenme hayata geçirilemez.. ya da siz geçtiği zannıyla oyalanırken, yine sistemin alt dişlilerinin işleyişine katkıda bulunacak bir çarkın içinde.. sistem karşıtı olduğunuz zannıyla, oyalanır durursunuz..

buradan umutsuzluk aşıladığımı düşünecek olanlar olabilir; lakin asıl olan, durum tespitinin iyi yapılması ve sahip olunan veriler ışığında bir mücadele şekli belirlenmesidir!. Biz var-olduğumuz sürece ‘umut’ hep var-olacaktır!. lakin, neyle ve kiminle savaştığımızı bilmek koşuluyla..

biz kim miyiz?. Biz, bir ‘düşünce’yiz, ve sonsuza dek yaşayacağız.. tıpkı savaştığımız karşıt düşüncenin de yaşayacağı üzre.. biz, ‘hareket’in kendisiyiz

tabi burada inanç sistemlerinin küreselliği de, bu bahsettiğimiz tehlikelerin vahametini görmemiz ve farkında olmamız açısından elzem olandır!. Budist felsefenin ve dönüp dolaşıp Anadolu’ya gelin.. Mevlana’nın temsil ettiği düşünce arasındaki paralellikler ve İsa-Mesih inancının, güce itaat felsefesi arasındaki paralellikler ve şifacılık.. tasavvuf adı altında kutsal ittifakın küreselciliğe olan yolculuğu.. ve dahası…

işte bahsettiğim ya da bu yazı aralığında bahsetmediğim tüm konular ışığında ve bu zaman aralığında yerel ve de evrensel bir mücadele düşünülmesi şarttır; zira bugün televizyonlarınızdan sizlere izlettirilen savaşların hiçbiri, halkların kendi savaşları değildir.. elbette bu bahsettiğim karanlık yana inanmayan.. ya da inanmak istemeyenler olacaktır; ve onlar inançları.. toprakları ve de ülkeleri için savaştıklarını düşünecek.. en azından böyle inanmaya devam edeceklerdir.. lakin, günümüz şartlarında ‘bağımsız devlet’e dair tek bir örnek kalmamışken..

devletlerin sadece ve sadece kendi çıkarları doğrultusunda savaşa giriştiğine inanmak.. amiyane tabirle ahmaklıktan başka bir şey değildir.. tıpkı, daha düne değin adı bile geçmeyen Rusya ile Türkiye’nin karşı-karşıya gelmesi değil.. getirilmesi ve ilerleyen süreçte İran ile karşı-karşıya geleceğimiz.. getirileceğimiz sonucunun, henüz bugünden görünüyor olması..

ve tıpkı ‘Sovyet Sosyalistler Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılması ile; yakın bir gelecekte, AB’nin dağılacağı ve takip eden süreçte abd’nin (SSCB) nin kaderini paylaşacağı gerçeği.. yine bakmasını bilenlerce görülmektedir.. yukarıda bahsettiğim gibi, burada ‘özne’ olan ise ‘insan’ın ta kendisidir!. ve ağır-aksak da olsa devletlerce ‘haksız rekabet kuralları egemen olsa da bir şekilde korunan ‘insan’.. devlet sistemlerinin yerini finansal ortaklığa dayalı ‘şirket’lerin alacağı (YDD) yeni dünya düzeninde sahipsiz ve korunmasız kalacaktır!.

Son ‘bağımsızlık savaşı’nın verildiği bu toprakların bir ferdi olarak.. bir Türk olarak.. tavsiyem; uluslararası alanda ‘tehlikenin farkında’ olan tüm insanların, ittifak yapmasıdır!.. küreselleşme değil, küreselleşme adı altında dayatılan kölelik düzenine ‘İSYAN’!. haktır!.

En büyük örgüt ‘BİLİNÇ’tir!. Bilinç, bilginin ve doğrunun.. ve de gerçeklerin paylaşılmasıyla büyür ve güçlenir.. bugün insanlığın önündeki en büyük tehlike ‘toplumsal alzheimer’dır!. geçmişle bağı koparılmaya çalışılan ‘insan’ın, bu saldırıya karşı koyabileceği yegane güç ‘BİLİNÇ’ ve aktarımıdır!. Bilincimizi korur ve geçmişle olan bağımızın koparılmasına izin vermezsek.. (ki ilaç sanayi ve haliyle sağlık baronları bu minvalde ilerlemekte)..

işte o zaman.. ve her zaman olduğu üzre yine biz kazanacağız demektir.. emin olun her seferinde biz kazandık!..

Yine kazanacağız..

(kendi kısa ömrünüzü, bu savaşla doğru orantılı görmeyiniz.. nesiller boyu süren ve nesiller boyu sürecek olan bir savaştan bahsediyoruz)..

 

Cem Yağcıoğlu / edebiyatgazetesi / kritik eşik / 25-02-2016