Siyasal alanda olsun ya da diğer yaşam alanları veya aklınıza gelebilecek her hangi ortak paylaşım alanları.. toplum öncelikle ikiye bölünür; yani iki temel ve aynı zamanda iki uç arasında tercih yapmak zorunda bırakılır. Tüm dünyada bu böyledir; hele ki küresel sistemin egemenliğini açıkça ilan ettiği günümüzde daha belirgin bir hal almış.. ve hatta hayatımızın her alanına tercih yapma zorunluluğu girmiştir; ki bu tercihleri yapanlarla, belirleyenler arasında her hangi bir organik bağ bulmanız söz-konusu değildir!.

Kişi ya da toplumların tercihleri geleceklerini belirlerken, seçenekleri; yani tercih ve tercih sayılarını belirleyenler, küresel sistemde yer alan ‘temel düşünce’nin ‘ideolog’larıdır; ki çoğu zaman bahse konu olan toplumların içinde yer almazlar!. Sistem kimi zaman doğu oryantalizmini (batılıların deyişiyle) modern hayatın dayatmalarına karşı bir ‘çıkış’ noktası olarak sunarken; yine doğunun ‘kadim bilgeliğini’ esas alan ve ancak ‘çıkış noktası’.. ‘nefes alma alanı’ diye öne sürdüğü alternatif düşüncenin-düşüncelerin içine yine kendinden-kendisinden.. yani aslında batıya da ait olmayan; ancak çok daha derin ve aslında ne din!. ne de karşıtı düşünceye ait olmayan karmaşık bir işleyişi, bir ‘düşün’ hareketi olarak lanse eder!.

Anlaşılması bakımında küçük bir örnek gerekirse ‘osho’ya bakabilirsiniz.. çok satanlar listesinden uzunca bir süre inmeyen serinin ‘değişim’ adlı kitabından bir bölüm okuyalım: ‘’cinsellik dünya nüfusu için sorun olmaktan çıkacak. Din adamı için sorun olmaktan çıkacak. Aslında eğer çocuklar laboratuarlarda üretilirse, dünyadaki pek çok sorun ortadan kalkacak. Ve bizler en iyi insanları yaratabileceğiz: güzel, sağlıklı, istediğimiz kadar uzun yaşayabilecek insanları…’’ diye devam ediyor..

Serinin tüm kitapları böyle akla zarar fikirlerle dolu iken, dünya çapında müthiş bir satış rakamına ulaşması ve insanların bu fikirlerden etkilenmesi; aslında büyük bir ‘hazırlık’ın ilk hezeyanlarıdır diyebiliriz!. Serinin ‘değişim’ isimli kitabında anlatılmak istenen gibi!. amaç; ‘DEĞİŞİM’!.

Kendisini ‘entelektüel’ sanan.. ya da toplumca öyle sanılan pek çok kişi.. ki ben onlara ‘yarı aydın’ diyorum; alıntıladığım paragraftan çok daha vahim fikirleri barındıran bu akım ve benzerlerine gözleri kapalı bir biçimde sarılmaktadır.. kendilerini diğer insanlardan farklı ve üstün görme çabası.. derin kompleksin yarattığı ‘uç fikirlere’ onay verme ve böylece kendilerini toplumdan daha yukarıda ve tepede görme ve böylelikle tatmin olma durumu-sorunu!.

Acaba diyorum; geleceğin dünyasına bu ‘derin kompleks’ mi şekil verecek!.

Oysa aklı başında olan, üç-beş kitap okumuş -ama şaşırmamış- herkes, bu fikirlerin ‘aşırı faşist’ bir düşüncenin hezeyanları olduğunu görebilir!. duyabilir!.  birazcık vicdanı varsa, hissedebilir!.

Çocukların laboratuarda üretilmesi!.

bu ayrık düşünceye karşı çıkmak tutuculuk değil!. ve illa da dindar olanların karşı çıkacağı bir gereksinim değil; aklı başında her ateisttin de karşı duracağı bir hal!. bir oldu-bitti yaratma çabası, dediğim-dediğimiz gibi karanlık bir ‘değişim’in ilk iz-düşümleridir!.

İki farklı uç!. İki temel argüman.. tanrının çocukları ile doğanın çocukları! tanrıya inananlar ya da doğaya tapanlar-inananlar hiç fark etmez; birinin kabul ettiğini diğeri kabul etmezken.. aslında gerçek hiç de öyle değildir!. Ben doğanın bir parçası olarak ‘tutucu’yum evet!.  Tıpkı tanrıya tapan kardeşlerim gibi.. doğal sürece yapılacak hiçbir müdahaleyi kabul etmiyor olmam, beni tanrıcı yapmayacağı gibi.. bu ve benzeri bilinç yarılmalarını, dindarların karşı çıkışlarındaki hamasete bağlayıp, dışında kalan ‘biz’ ve bizler gibi’ düşünenlere yamamaya çalışanlara da karşı çıkacağız.. çıkıyoruz da..

Yani daha anlaşılır olması bakımından; sırf bir kesim karşı çıkıyor diye.. ve siz de o kesimin karşısında olarak; ve aslında sizin de aklınıza yatmayan bu ve benzeri absürt fikirlere yol vermemeniz; belki yaşadığınız-yaşadığımız bu çağ için çok önemli olmasa da, göstereceğiniz küçük bir mehil, geleceğin nasıl yaşanacağı ile ilgili belirleyici olacaktır!. ya da vereceğiniz tepki!. her insan tarih yazmak ister; ama bazen doğru bir ‘duruş’!. doğru bir ‘davranış’ ve algı operasyonlarına karşı dik duruş!. sizin de-bizim de tarih yazdığımızın en büyük delilidir!.

küçük müdahaleler, çakıl taşlarına benzer.. çoğaldıkça yol olur ve o yol; gelecek nesillerimizi kurtarabilir..

Din adı altında karanlığa yolculuk edenlere direnmek ile.. bilim adı altında aynı karanlığa diğer bir yoldan devam edenlere direnmek.. işte bütün mesele buradadır!. mesele ‘anlamak’tır!..

çünkü anlamak kavramayı.. kavramak ise; kategorize olmadan mücadele etmeyi sağlar!. bırak adam istediğine inansın!. sen de bırak ama.. o da senin inandığına inanmasın!. saldırı soyut düşüncelere değil; kesin ve kesintisiz ‘insan nesli’nin devamı ve değişimi ile ilgilidir!. ve masum değildir, renklerle süslenmiş olan ‘yeniçağ’ ve düşüncesi!..

Dindarlara göre ateistler.. ateistlere göre dindarlar bir-birlerinin ezeli düşmanıdır!. aslında bu yapılan ilk algı çalışmasıdır!. ve bu temel ayrım üzerinden pek çok absürt düşünce rahatlıkla hayata geçmiştir; oysa insanlığın ortak çıkarları, inançları ya da inançsızlıkları değil, ‘insan’ üzerine oynanan ve nesli tehlikeye sokan çok daha başka.. çok daha derin.. ve çok daha karanlık ve soyut bir düşüncedir!.

Hiçbir dindar, ‘insanlığın düşmanları’nın ateistler olacağını düşünmesin!.   servis edilen ve üzerine inşa edilen.. şekil verilen düşünce budur!. ancak doğru olan bu değildir; zira hiçbir insan kendi neslini tehlikeye atan, bunca bilinen.. ve aslında çoğu ‘bilinmeyen’ ayrıntı varken.. ve bu ayrıntılar ‘insan neslinin’ devamı değil.. ‘değişim’ini ön-görüyorsa..

Emin olun doğanın çocukları da bu derin komplonun karşısındadır!. (elbette iki kitaplık ateistlerden bahsetmiyoruz, o kadar çoklar ki.. tıpkı sizlerin yobazları gibi.. senden bahsetmiyorum..)

İkili düşünce sistemi bizim doğamızın bir parçasıdır..  var veya yok!. yaşam ve ölüm!. başlangıç ve son, vesaire.. yeni moda tabirle gri alanlar bu temel ayrılıklar için geçerli değilken; uzun-kısa.. büyük-küçük.. uzak-yakın ve benzeri  örnekler için daha pek çok alan mevcuttur; ki dişi-erkek değişmezinin temel duruşundan koparılarak gri alanlarla ‘işaret’leniyor olması da.. yine az önce verdiğimiz laboratuar örneğiyle ilişkilendirildiğinde, ‘algı çalışmaları’nın ne ölçekte ve nasıl büyük alanları kapsadığıyla ilgili fikir sahibi olabilirsiniz..

tehlikenin boyutları ‘her alanda sonsuz özgürlük’ sloganıyla pazarlanırken; normal olanın dışlandığı, normalin dışında olanın ise kutsandığı bir geleceğe ilerlerken.. kimilerinin tehlike gördüğü ‘din’.. ve yine ‘din’ menşeli düşünce sahiplerinin lanetlediği ‘ateizm’!.  karşı karşıya getirilirken; arka planda çok da ‘bilinmeyen’!.  çok daha karanlık!. ve çok daha grift bir ‘düşünce’ ve mensuplarınca hedef alınan!.

İnsan neslidir!.

Bu sebepten bir bilinç yarılması.. kendisinden nefret eden kişi ve toplumlar yaratılması.. karanlık dinsel ritüeller göz-önüne sürülürken, yaratılan korku ve korkular üzerinden, ‘sahte bilim’ ve ‘sahte sanat’ ve hepsinden öte ve hepsinin beslendiği ‘dejenerasyon’u; kadim değerlerin üzerini çizerek, yeni ‘değer algısı’ halinde toplumlara sunmak, modern çağın bir gereği.. bir ihtiyacı hissi yaratmak; ve hepsinden önemlisi, karşı çıkanları ‘tutucu’!. ‘bağnaz’ ve daha pek çok negatif sıfatla yaftalamak..

Ve dejenerasyonu, olması gerekenmiş imajıyla paketleyip insanlığın önüne sürmek!.

Toplumlar.. yani kalabalık kitleler, tarihin her döneminde mevcut iktidar yanlısı olmuştur.. ya da iktidarı belirlemişlerdir; ki bu ilk insan topluluklarından bu yana böyledir ve ‘uzay çağı’ diyeceğimiz gelecekte de böyle olmaya devam edecektir!. İnananlar buna ‘fıtrat’ der.. biz ise; maddenin tabiatı..

İster fıtrat deyin, ister maddenin tabiatı; bazı şeyler müdahale edilemez.. ha, bilim adı altında müdahale edersiniz; işte o zaman da müdahale edilen her ne ise; ki bu günümüzde (gdo) dna müdahaleleriyle sabittir.. bu bir saate elle müdahaleye benzer; siz saati öğlen üçe çeyrek var konumuna getirebilirsiniz; lakin güneş batmış her yer karanlıktır!. yani ‘zaman’a müdahale edemezsiniz..

maddeye müdahale ise, maddeyi değiştirir!..

Bugün genetik bilim, hastalıkları önlemede çok önemli yollar kat-edilmesini sağlamıştır, argümanının arkasında yatan; ve ‘yarı aydın’ dediğimiz organizmanın anlamadığı asıl büyük tehlike ise; kök hücre tedavisi.. kopyalama ve daha adını bilmediğimiz pek çok metotla hedeflenen ise laboratuar ortamında ‘üreme’nin sağlanmasıdır!.

Sizce kanser bir hastalık mı?. yoksa besin zincirinde meydana gelen ‘değişim’in hücre boyutunda ‘isyan’ bayrağının çekilmesi midir?. keza alzheimer!.

Peki ben size şimdi, ‘kan kokusu’.. ve bu kokudan beslenenler var desem, ne dersiniz? muhtemelen mecaz yaptığımı düşünenler olacaktır.. şimdilik böylesi daha doğru…

Ancak defalarca söylediğim gibi, şunu yine ve yeniden hatırlatabilirim;

bu hırs, insani değil!..

 

Cem Yağcıoğlu  kritik eşik / edebiyatgazetesi

17-04-2016  00.15