..ya da ‘hoşçakal bebeğim..

Yaradılış.. ya da evrim!. hangisine inanırsan inan, üçüncü bir şık bulamayacaksın; zira, düşünce boyutunda böyle bir ihtimal yok. Sistem ikili; var veya yok gibi.. ötesi belki var, belki yok; bilemeyiz.. Değişmez kurallar vardır, fizik bunun içindir; ki fiziğin bile işlemediği ya da yetersiz kaldığı alanlar vardır, bu da zamanla alakalıdır.. daha açık izah etmek gerekirse bizim fizik kurallarımızın temelini ‘madde-zaman’ ilişkisi oluşturur; madde ve ışık hızı bağlamında ise zaman kavramı etkilenir ve bildiğimiz fizik kuralları işlemez olur.. elbette bir fizikçi bunu çok daha iyi açıklayabilir, konumuz bu değil..

Konumuz, fizik kurallarının bile tartışıldığı çağımızda, düşün sistemlerinin (ideoloji) zamanla dinlerin dogmatik yapısına bürünerek tartışılmaz kılınması ve aslında pek çoğunun ve hatta tamamına yakınının yaşadığımız ‘an itibariyle’ ihtiyaçlara cevap veremez olduğu gerçeği.. ve bu gerçeğin kabulü konusunda gösterilen aşırı ‘direniş’tir!. ki bu direnişlerin görüldüğü yerler ziyadesiyle ‘varoş’ (getto) diye tabir edilen kesimler ve enteresandır aynı düşünce ve düşüncelerin sadece ‘slogan’ boyutuyla kabul gördüğü ve bayrak yapıldığı yerler ise; benim/bizim ‘yarı aydın’ dediğimiz; yani bahsettiğimiz düşünce sistemi ile ‘orta sınıf aydın’.. kısaca ‘kent-soylu’!. (burjuva)…

..’varoş’ diye tanımladığımız alanları konu dışında tutacak olursak, ‘yarı aydın’ın ülkemiz koşullarında ‘Nazım Hikmet’.. ya da ‘Deniz Gezmiş’ imgesi üzerinden hareketle; aslında hiç tasvip etmediği.. ve hatta yaşam tarzı açısından ele alacak olursak, tam tersi bir hayat sürdüğü halde, yine bu ‘imge’ler üzerinden kendisini ifade etmesi ile.. dünya çapında yine aynı sığ zihniyet tarafından kullanılan ‘Che’ imgesi de, bu kullanım tarzının evrensel boyutta yer alan ifade biçimidir!. oysa fizik örneğinde bahsettiğimiz değişmezlik ilkelerinin bile tartışıldığı bir ortamda/çağda yaşarken; sanayi toplumu / tüketim toplumu ikilemini henüz daha çözememişken; sağ yaşayıp, sol paylaşmak!. sosyal medyanın yarattığı bir ‘durum’ olsa gerek..

Beş yıldızlı otellerin balo salonlarında ‘yumruk havaya’ yapanların sosyalistliği gibi bir şey.. çav bella!. hoşçakal bebeğim.. ya da güle-güle..

Sosyal medya; bireylerin olmadıkları kişiliklere bürünmesi için en uygun araç.. duyarlı, sevecen, hayvan-sever (kedi başta), bilgili (google), büyük bir sanayici ama sosyalist!. yardım-sever, iyi, dürüst ve aklınıza gelebilecek diğer tüm pozitif niteliklere sahip milyarlarca insan.. normal şartlarda günahını bile vermeyecek insanlar, bir bakıyorsunuz yardım konvoylarının en önünde.. yaşadığı çevrede bencilliği ile bilinen bir ‘kadın’, bir bakıyorsunuz ‘kadın hakları’ konusunda bir numara.. halkçılıktan, sosyal paylaşımdan ve üzerine gelir dağılımındaki adaletsizlikten bahseden/yakınanlar, boğazda yalılarda oturmakta.. din sömürüsü ve ‘şükür müessesesi’ üzerinden vicdanları hoplatan tarikat liderleri ve beş yıldızlı otellerde kıyılan nikahlar!..

Sosyal medya bir ‘maske’dir!. ve yaşadığımız bu dünya ‘maskeli bir balo’dur!.  değişmezlik ilkesinin bile ‘değişken’ olduğu.. ya da olabileceği savlarının tartışıldığı günümüzde, insanların olmadıkları biri gibi görünmek istemeleri; ya da sahip olmadıkları fikirlerin sahibiymiş gibi görünmeleri.. ya da görünmek istemeleri; ve altında yatan sebepler nelerdir, diye düşündüğümüzde; ki şu an, onlar da düşünmekte.. muhtemelen; kendiyle barışık olmama hali diyebiliriz. Yani aslında paylaşımcı biri değildir ve bu özelliğin iyi ve geçerli olmadığını bilmektedir ve tam tersi bir kişilik sergilerse dışlanmayacağını bilir.. ve karşılığında onu bu özelliğinden dolayı taktir eden bir diğeri de, tıpkı onun gibi paylaşımcı değildir ve onu beğenerek, yani dışlamayarak; kendisini de aynı kategorik ayrıma tabi tutarak ikinci ve çoklu halkayı oluşturur.. işte sosyal medya bunun için en iyi araçtır ve orada herkes; iyidir, sevecendir, bilgindir, duyarlı, sosyal sorumluluk sahibi.. yani kısaca mükemmeldir!..

..ama sokakta durum tam tersidir!. kedi resimleri ve videoları paylaşan biri oturduğu bir bahçede masanın altına sokulan kediyi ‘pisstt’ diye kovalar; ancak yine de dikkatlidir, bir yandan gözleriyle etrafı süzer, diğer yandan da küçük ayak darbeleriyle kediyi uzaklaştırma peşindedir.. oysa çok değil, henüz evden çıkmadan paylaştığı bir kedi fotoğrafının altına ”oyy yerim ben seni şeker” diye yazmıştır.. zaten profil resmi de şeker kız candy gibidir.. ama hiçbir zaman kendi gibi olmamıştır; olsa sevilmeyeceğinin farkındadır.. acaba onu sevenler de kendi gibiler mi?.. yoksa bu herkesin bildiği ama kimsenin kimseye söylemediği bir sır mı!..

İnsanların siyasi görüşleri de yine bahsettiğimiz ‘değişmezlik ilkesi’nin değişebilir olabileceğinden habersiz gelişmekte.. ya da doğru tabirle gelişmemektedir!. abd’de cumhuriyeçiler-demokratlar hiç değişmez, ya da İngiltere’de muhafazakar parti-işçi partisi.. ülkemizde ise chp ve dp gibi.. (ap-anap-akp dp’nin devamıdır).. bizdeki asıl ve genel sorun ise; chp, gerçekten ülkenin kurucu fikrinin partisi chp midir!. elbette değil, ancak bu başka bir yazı konusudur, burada girmeyeceğim.. Burada asıl değinmek istediğim konu ise şudur; sanayi toplumu ve tüketim toplumu ve bu arada değişen toplumsal ihtiyaç ve gerekli siyasal araçlar ve gereçler bilinmekte midir.. ya da tüm düşün sistemlerinin uğradığı ve aslında yetersi,z kaldığı gereksinimler açısından, gelişen.. ya da gelişmekte olan kural ve kuramlar nelerdir ve yeterince bilinmekte ve seçimler buna göre mi şekillenmektedir!. cevap yine; elbette değil, olacak!. çünkü medya halk nezdinde kıymeti olan ya da olabilecek fikirlere itibar etmemekte, tabiri caizse bu fikirleri ve sahiplerini halkla bir araya getirmemekte ve hatta gelmemesi için özel çaba sarf etmektedir.. ve öte yandan sosyal medya dediğimiz ortamda ise çok ciddi fikir ve kuramlar, yukarıda bahsettiğimiz ‘sosyal medya canavarları’ tarafından sabote edilmekte.. değersiz kılınmaktadır!.

..ki sosyal medyanın gerçek görevi de budur; siyah-beyaz değil, turuncu.. şimdilerde ise gök-kuşağı.. tıpkı WHO’nun (dünya sağlık örgütü) uygulaması gibi; kalıcı tedavi değil, sürekli tedavi ve rantı gerçeği.. ve ilaç sanayi ortaklığı… (‘TEZGÂH.. kitapta bahsettim.. daha da bahsedeceğim, şimdi değil)

Her konuda bu kadar değişkenin olduğu-yaşandığı çağımızda söylem ve slogan değişmezliğinin verilebilir tek cevabı vardır; o da, birilerinin bundan memnun olduğu gerçeği ve bu gerçek üzerine inşa edilen ‘yeni dünya düzeni’ felaketi.. felaketin kod adı ‘küreselcilik’tir; ki yarı aydın bunu iyi bir şey, insani bir gelişme olarak görmekte ve değerlendirmektedir!. işte işin, felaket boyutu burada yatmaktadır; tek tip insan modelinin şifresi; yani, aynı düşünen, aynı tepkileri veren, aynı hastalıklara yakalanan ve aynı dili konuşan (yabancı dille eğitim ve ana-okullarından başlayan yeni yöntem).. başka bir deyişle ‘mutant insan’ modeli..  ya da bizim deyişimizle ‘mankurt insan’!.. (yabancı dille eğitim ile yabancı dil eğitimi farklı şeylerdir; benim-bizim karşı çıktığımız başka bir dille eğitimdir!)

En başta da söylediğim gibi; fiziğin tartışmasız kuralları dahi tartışılırken, bazılarının sanayi devrimi ve gerekleri üzerinden oluşan-oluşturulan ihtiyaç-deyim-sloganları halen daha aynı paralelde kullanmak istemeleri ve aslında tüketim toplumu gerçeğini yaşarken ve sizden/benden daha çok bu yeni düzene ayak uydurmuşken.. kedi örneğinde olduğu gibi; ‘sosyalistim ben’ imajı.. yani havası pompalamak ve romantik devrimci havalarına girmek.. ki çoğu emekli bunların ve diğer çoğu da yeni yetme ergen.. daha bir çekici kılıyor onları.. şeker kız candy gibi.. kardeşinin oturduğu evden kira alan kafa, sosyalizmden bahsediyor..

İşte sosyal medyanın cinliği burada.. adam çarpıyorlar!.. hem de cin olmadan.. cümle kurmaktan aciz, ama sosyal medyada fenomen!..

Sosyal medya, tek tip insan modelinin geliştirilmesi için en uygun araç ve teknolojik ticaretin yaygınlaşması için de bulunmaz bir hazinedir.. yani işin psikolojik; ya da toplum mühendisliğinin yanında ticari meta olarak değer arz ediyor olması da, küresel sermaye için vazgeçilmezdir!. Günümüzde cep telefonu ve üzerinden girilen-yaşanılan; sosyal medya-fotoğrafçılık-oyun üçlemesi salgın halini almıştır.. artık bir şeyler üretmek.. düşünmek.. hepsini bir kenara koyun; duvara bir çivi çakıp tablo asmak hayal olmuştur!.. varsa-yoksa ‘internet’ ve adı ‘sosyal medya’ olmasına rağmen ‘sosyopat’ ve hatta ‘psikopat’ a-sosyal bir nesil…

Hepinizin bildiği üzre gerçek hayatta bile zor fark-edilen ve çoğu zaman fark-edilmeyen bu kişilik bozuklukları, sanal dünyada çoğu zaman anlaşılmaz.. siz, çiçek-sever olarak bildiğiniz bir kişi ile konuştuğunuzu sanırken, evinin balkonunda hint keneviri eken biri ile konuşuyor olabilirsiniz..

Sosyal medyada herkesin bir fikri vardır; işte buradan hareketle değişmezlik ilkesinin bile sorgulandığı günümüzde.. bir bakıyorsunuz konu ile hiç alakası olmayan cümleler kuran.. siyasi yaklaşımlarda bulunan ve daha enteresanı; ortaya koyduğu fikirlerin dahi, gerçekte ne manaya geldiğinini bilmeyen ve lakin teorisyen edasıyla ‘kopyala-yapıştır’ tipler.. daha doğrusu tipi-tiplerin egemenliğinde bir alan!.. çeşit-çeşit Atatürkçülük.. sosyalist tavır ve eda zaten hep moda; ama küresel kahvecilerde çekilen selfiler.. her türlü sömürüye açık sözüm-ona milliyetçiler.. ve işin en ilginç yanı ise; meğer yedi milyar ve üstü insan hayvan-sever ve çevreciymiş!. de bizim bundan yeni haberimiz oluyor..

yani lafın kısası; kimse kendi gibi değil bu dünyada.. dün de öyleydi.. bugün de!. ve halen daha sanayi toplumu ihtiyaçları üzerine gelişen-geliştirilen söylemleri, tüketim toplumu ve müdavimleri olarak aynı basma kalıplar üzerine inşa edenler; düştükleri komik durumu dahi görme yetisine sahip değiller!. çünkü sosyal medya çevreleri de tıpkı onlar gibi.. beğen beni.. beğeneyim seni..

fikir mi?.. o da neymiş!. ama bir devrimci!.   sorma…

 

Cem Yağcıoğlu / edebiyatgazetesi / kritik eşik 27-05-2016