‘Bombalar patlarken şimdi bu yazılara ne gerek var’ diyenler olacaktır.. olsun!..  onlar hep vardılar, biz de öyle..

Sadece olaylara bakanlar, tarih boyunca yanılmışlardır; sadece sonuçlarla ilgilenenler de… Ceset bir sonuçtur ve tek başına bir şey ifade etmez; soruşturma gerçeğin ortaya çıkmasını sağlar. Soruşturmanın yaşadığımız ‘an’ ve ‘an’lar içersinde bizdeki karşılığı ‘sorgulama’dır; ne-neden-niçin?. gibi…

İşte; sorgulamayı doğru yapmak, doğru soruları sormak ve doğru yerde durmak.. cinayetin gerçek failini bulmaya yarar!. ‘bombalar patlarken şimdi bu yazılara ne gerek var’ diyenlerin düştüğü en büyük yanılgı budur!.  Bombalar patlar ve onlar her seferinde aynı yere bakarlar; elbette bu yönü çağımızda medya belirler. Günümüzde gazete haberlerine yorum yapmadan hayatın akışı içinde yer alamayan oldukça kalabalık bir kitle vardır..

Venezuela’dan bir tecavüz haberi.. ve yorum; ‘’artık bu ülkede yaşanmaz’’..  Gören de Venezuela’da yaşıyor sanır; elbette bizden biri.. haberi okumamış belli, muhtemelen başlığı okumuş; ‘bu nasıl vahşet’ diye.. aşağıya iniyorum -vermiş gazı- .. seviyeyi yükseltiyorum, tipik bir ‘çıktığı deliği beğenmeyen bit sendromu’..  evet, evet; en aşağı ile en üst bir-birine paraleldir…

Sorun kendisini ‘ortada’ görenlerdedir!.  Kompleks; kendisinde var-olan aşağılık duygusunu, diğerlerinin üzerine boca edenlerin, elbette kabul etmediği bir duygudur; lakin yalnız kaldıkları her seferde, aslında kendilerinin beş para etmeyen bireyler olduklarını da çok iyi bilirler..

çünkü onlar; komşularının çorbasından içmektense, yabancıların  çişini içmeyi ezelden beri hep çok sevmişlerdir.. bu bütün müstemlekelerde (sömürgelerde) böyledir.. çocuklarını yabancı okullara göndermeyi ‘ayrıcalık’ sayarlar.. iyi insan olmayı değil, başarılı olmayı hedef koyarlar!. başarı elbette önemli; ancak neye rağmen!..

Fidan dikmeyi değil ama, kağıt havlu tüketmeyi medeniyet sayarlar!.

Onların bir kabahati yok; çünkü onların bugün çocuklarına reva gördüğünü, önceki nesiller de onlara reva gördü.. bu bir döngü; dairenin içine bir kere girmeye gör, döner-döner hep aynı yere çıkarsın; sonra döner-döner yine aynı yere..  bu döngü, ‘iktidar sahiplerinin’ işine gelir; her yeri lunaparka çevirirler..

iktidar deyince akp zannedenler olmuştur illa.. değil; çünkü akp olsun..  muhafazakar parti olsun.. işçi partisi olsun.. cumhuriyetçiler ya da demokratlar olsun.. Hristiyan ya da Müslüman demokratlar olsun, hemen hepsi lunaparkın içindeki ‘dönme dolap’tır!.  Siz, dönme dolapta çıkan bir arıza olduğunda lunaparkın sahiplerini bulamazsınız.. göremezsiniz.. dolap değişir, siz yine dönmeye devam edersiniz.. siz derken, elbette ben-biz de… (hani ben şartları başından beri hep zorladım, dolaba hiç binmedim; ama parktan da dışarı çıkamadım.. ölene değin zorlamaya devam edeceğim; zaten yazmamdaki amaç da bu!. Biraz kalabalık olursak belki tel örgüleri yıkar geçeriz; bugün olmasa yarın.. öbür-gün.. ama bir gün mutlaka…

geçmişten gelmek.. bugün yazmak!. ve gelecekte okumak üzere…

Bugün bizi ilgilendiren (insanlığı), lunaparkın sahiplerinin kim olduğunu bulmaktır!. taşeronlarla uğraşmak değil.. yani bombalarla değil, bombaları balon misali üretenler.. satanlar.. aracılık edenler ve son olarak elbette patlatanlar.. ama siz medyaya baktığınızda gördüğünüz tek şey; havaya uçanlar (hayatını kaybedenler) ve havaya uçuranlardır!. oysa bombaların sahipleri çoktan medyayı ele geçirmiş.. ardından ülkeleri ele geçirmiş, şimdi ise zihninizi.. zihnimizi ele geçirmek istemekte..

Bu sebepten bu yazılara her daim gerek vardır!. Birileri yazmalı.. birileri okumalı; başka bir kurtuluş yok!. yoksa her seferinde katillerle saf tutmaya devam.. elbette bu süreç sancılı olacaktır!. sabah kalktığınızda devrim olmayacaktır!. ve uzunca bir süre karşı konulamayacaktır; lakin tarihe düşülen bu notlar ve oluşan ‘bilinç’, bir gün gereğini yapacaktır!.

Bir toplumu.. ya da milleti, kurşunla bitiremezsiniz.. hastalıklarla kökünü kazıyamazsınız.. tarihten bugüne en etkili yöntem, ‘kültür şoku’dur!.  üç nesil sonra, o toplumdan eser kalmaz, adı dışında.. Güney Amerika ülkeleri, Güney Kore ve ardından biz.. Türkler!.

Afrika ülkelerini saymıyorum; oralarda yaşanan insanlık dramları, yukarıda bahsettiğim o kompleksin sahiplerince (Venezuelalı) çağdaş toplum olarak kabul gören ‘batı toplumları’nın ardında bıraktığı ‘iz’dir!. ki bu ‘iz’; kanlı ve kirli bir ‘iz’dir!. tanrı varsa günahları boyunlarına.. yoksa, doğa çarpsın onları..

Zaten Tanrı’ya inananların en büyük yanılgısı; karşılarında olanın, inanmayanlar (ateist) değil, inananlar olduğu gerçeğini anlamamış olmalarıdır; zira ‘iyi’nin temsili Tanrı iken.. kötü, ‘şeytan’ ile sembolize edilir.. ya da ifade.. siz bakmayın tanrı imgesine laf eden ‘ateist’ görünümlü züppelere; düşünceleri gereği olmayan bir şeye söz söylemeleri.. ya da muhatap almaları mümkün değildir!. ez-cümle; gerçek manada bir ateist, tanrı-şeyten imgesiyle uğraşmaz, hele din tartışmasına hiç girmez; zira, lüzum görmez..  ama ara-ara yazılarımda da dile getirdiğim üzre; ateist’ görünümlü ‘derin din’ mensuplarının; ki bunların çoğu birinci ve ikinci ahit’i es geçerek, tek başına ‘islam’ eleştirisi üzerinden karşınıza çıkarlar (ya da tarihten bugüne islam alimi ve mutasavvıfı).. zaten şifrede buradadır..

‘biraz açsanıza!’..  derseniz!. daha var..

‘kültür şoku’ demiştik; devam edelim…

Kültür tek başına; çocuğunuzun odasına girerken kapıyı tıklatmanız değil!. ki batı toplumlarında görece olan bu davranış biçiminin, yine coğrafi ve tarihsel geçiş süreçlerinde yaşanılan etkilerin (travma) bir yansıması olduğu gerçeği es geçilmemelidir.. bu örnekte hoşa giden ‘bireysel’ciliğin ve ‘birey’ haklarının, toplumsal yaşam alanlarında ‘yalnızlaşan insan’ modeline etkilerini başka zaman tartışırız.. elbette ‘saygı’ çok daha başka ve teferruatlı bir konu; lakin doğu toplumlarındaki anne-çocuk.. ya da baba-çocuk ilişkisinin sırf bu örnek üzerinden eleştirilmesi ve tu –kaka ilan edilmesi; yine yukarıda bahsettiğim üzre, müstemleke ülkelerde sıkça rastlanan  ‘çıktığı deliği beğenmeyen bit sendromu’na işarettir!. İşte bu bir kültür şokudur!. her seferinde kendisine ait olanı.. ya da ait olunanı beğenmeme.. kabullenmeme ve kendini; yaşadığı toplumdan daha iyi!. daha başarılı!. daha duyarlı!. ve neticesinde ‘yalnız’ hissetme.. tabi ben/biz buna ‘yarı aydın’ diyoruz…

oysa ‘yalnız’olan bizleriz…

En çok tecavüz bizde.. en çok hırsız bizde.. en çok kaza bizde gibisinden cümle kuruluşlarıyla kendilerini ifade eden bu cenahtan tanıdıklarınız varsa dikkatle izleyiniz; kimseye bir iyiliklerinin dokunmadığını göreceksiniz; çünkü kendilerinden başka kimseyi beğenmeme gibi, evrim ötesi bir duyguya sahiptirler.. onları bir gün, bir kâğıt toplayıcısı ile sohbet ederken.. ya da selam verirken göremezsiniz..  kendi kızı.. ya da oğlu ile yaşıt bir garsona.. ya da güvenliğe ‘nasılsın’ dediklerini duyamazsınız.. çocuklarını  da kendileri gibi yetiştirirler; zorunlu eğitim değil.. zorunlu kariyeri şart koşarlar.. tek hedefleri; kendileri ve de çocukları için, küresel bir firmada kariyer sahibi olmak ve düzene hizmet etmek, ama bayılırlar sistem aleyhinde atıp-tutmaya.. aman kimseler duymasın..

Kültür şoku; günümüzde en etkili  ve yaygın işgal aracıdır!. sıradan insan; ki yukarıda bahsettiklerimiz onlardır.. hani şu kimseyi beğenmeyenler; işte onlar, bu algı oyun ve yöntemlerine karşı koyamazlar; çünkü oyun, onların üzerine kurulmaktadır, ve bahisler ve ödüller her seferinde yükseltilmektedir!. ‘yaşam kalitesi’.. birey hakları’.. ‘benim vücudum-senin ruhun-onun tuzu kuru’ gibisinden renkli ve sihirli söylemlerle kendisini ‘önemli’, ‘matah’ bir şey zanneden ‘yarı aydın’!.

çizdiği bir resim ile kendisini ‘ressam’ zannederken..

yazdığı bir şiir ile kendisini ‘şair’ zannederken..

yazdığı bir kompozisyon ile kendisini ‘yazar’ hissederken..

çektiği bir fotoğrafla, ’fotoğraf sanatçısı’ olduğu sanırken..

ve her zaman dediğim üzre, küresel bir zincirin bahçesinde kahvesini yudumlarken, sistem karşıtı eleştirilerini yaparken.. (sözüm-ona…)

bombaların patladığını duyar; lakin ‘batı’nın ürettiği bu bombaların eleştirisini yaparken, her seferinde güneşin doğduğu yönü suçlar!. çünkü ona aydınlık diye sunulan, güneşin battığı yöndür!. ki bazıları bunu,  ‘Atatürkçülük’ maskesi adı altında yapar..  (tuzak buradadır)

oysa Atatürk bu Millete ‘çağdaş’lığı hedef gösterirken, en büyük savaşını ‘batı’ya karşı vermiştir!.

Elbette diğer toplumlar gibi, bizim de eleştirilecek çok yönümüz var; ancak tüm kabahatleri, yaşadıkları bu topluma yamamaya çalışanların ‘iyi niyet’inden şüphe etmek de, bizim hakkımız olsa gerek!.

Benim bu yazım olsun.. diğerleri olsun ‘batı’ düşmanlığı değil; bilinen manada bir ‘batı’ eleştirisidir ve buradan hareketle ‘batı’yı tu-kaka ilan edip, ‘doğu’yu kutsamak değildir amacım.. yegane amacım ,çarpıtılan gerçekleri olduğu gibi yazmak ve anlatmaktır..

Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; ‘’ Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.’’

İşte benim ‘batı’ eleştirim ve eleştirilerim de bu bağlamdadır!.

Yukarıda bahsettiğim ve devamını getirmediğim Güney Amerika.. Güney Kore ve Türkiye konusuna başka bir yazıda değineceğim; kültür şoku açısından kayda değer benzerlikler ve farklı uygulamalar açısından önemli..

(başka bir isimle devam edecek)..

Cem Yağcıoğlu / edebiyatgazetesi / kritik eşik 25-06-2016

Not: Pazar günü İngiltere ve AB konusu ile ilgili yazımı yayınlayacağım; elbette diğer yazılanlardan çok farklı olacağı kesin.. çünkü fay hattı çok önceden kırıldı ve hiç de size anlatılan.. ya da gösterilen gibi değil..)