Fahişeliğin kitabı yazılmış mıdır?. bilmiyorum; ancak ben, kendi hayatıma giren-çıkan fahişelerin şeceresini hep tutmuşumdur..

..çoğu muradına erememiştir..

Cinsiyetsizdir fahişeler.. hepsi Kibele’den gelir,, yönleri aynıdır!.. ya da cinsiyetleri, sizde yarattıkları algıya göre değişir.. arada ‘can’ olurlar, koyacak yer bulamazlar; ama her seferinde özlerine döner çırıl-çıplak kimlikleriyle kaldıkları yerden devam ederler hayatlarına.. sizi suçlarlar.. beni ya da..

niyetleri hep sonradan çıkar.. sonradan gelmeleri ondandır.. boynuz takmaları ondandır!. ay’ın kızları..

..karşılık beklerler her seferinde; fiyatı da bu belirler!. etiketleri vardır; olmadıkları biri gibi çıkarlar karşınıza; kim olduklarını hatırlattığınızda küserler.. hepsiyle beraber gelen minik kedi yavruları vardır, sonra; onlar da küser.. ve gider..

..zaten hiç gelmemiş olduklarını bilmezler; ya da sizin orada hiç olmadığınızı.. gittiğinizi sanmaları bundandır; kalanın siz olduğunu, gidenin kendileri olduğunu bilmezler…

Kibe-(le).. i-(la)-he.. ay’ın kızları her seferinde cinsiyetsizdir; dişiden erkeğe dönerler.. güneş tanrılarıdır!. ay tanrıçaları..

..geldikleri yer, uçurumun kenarıdır; siz atlarsınız, onlar düşer; oysa niyetleri, sizi kaldırmaktır.. biraz daha derine inerseniz.. kandırmaktır!. ..bilirsiniz; bildiğinizi bilirlerse.. küserler!.

..hakaret ederler..

..birazcık marka, birazcık al-beni, birazcık yerli çakması.. ve birazcık da şuh bir eda.. her seferinde duvara toslarlar.. her bir övgü, hep bir serzeniş saklar.. niyet hasıl olduğunda..

vitraycı kül yutmaz.. ressam uğraşmaz.. yazar meşgul.. diğeri; yani ben.. üzülüyorum tabi.. diğerlerini idare etmek hiç kolay değil!.

vitraycı.. uçmuş!..

ressam.. ayrı bir alem..

yazar.. ukala!.

ya ben.. vasıfsız karga.. işte beni bu yüzden beğenmiyorlar; diğerlerini bir b.. sanmaları ondan.. oysa en insancılları benim..

..oysa; vitraycı, bana çok düşkün.. ressam, benimle sohbeti çok sever.. yazar, ”hadi bir çay demle de içelim” dedi mi, akan sular durur; severiz bir-birimizi.. geçinemeyiz o ayrı..

onlar uyuduğunda, ben uyanırım; benim hayatım öyle karışık değil, fahişe falan anlamam ben.. arkadaş.. dost, tost vesaireler mutlu eder beni..

vitraycı.. aşmış..

ressam.. doymuş..

yazar.. muamma..

ben.. küçük bir dünyam var benim; diğerleriyle paylaşmadığım.. orada herkese yer var..

..ama fahişe, diğerleriyle yüz-göz olmak ister!. övgüleri hep onlaradır.. diğerleri de bana düşkün; ”seni istemeyeni, biz hiç istemeyiz” diyorlar.. başka da bir şey demiyorlar!. gel de çık işin içinden, çıkabilirsen!.. ..çıkamadım ki hiç..

onlara bir şey diyen yok, ama!. fatura hep bana çıkıyor.. hem istenmeyen olmak.. hem de suçlanan olmak ne kötü..

..‘yazar’la konuşuyoruz; ”ukala diyorlar bana” diye yakındı..

”değil misin?” dedim.. güldü.. ”öz-güvenle, ukalalık arasında ince bir çizgi vardır, sen bilmezsin..” deyince..

”al işte, ukalalık değil de, nedir bu yaptığın” dedim.. kızdı!.

”lan dangalak, dinlemeden karar veriyorsun.. bilmediğini, bilmiyorsun!. sen salak olmuyorsun; ama ben ukala oluyorum, öyle mi?” diye kükredi..

belki haklıydı, ama.. ”ama tavrın çok yanlış” deyince,

”bak..” dedi. ”hayatta en büyük aptallık ‘kibir’dir; bir insan kibre batmış ise, ondan hayır gelmez.. o kendi bataklığında boğulur gider; ancak ‘bilgi’nin egemenliğini boğmak isteyen cehalete karşı yükselen her sesi, ‘kibir’ suçlamasıyla bastırmak.. işte benim/bizim tepkimiz bunadır!. bu tepkiyi megalomani safsataları içinde eritmek isteyenlere tavrımızdır, bizi öz-güvenli kılan!. yoksa, ‘ben bir sıçandan daha değerli değilim’ diyen de, ben değil miydim..”

demişti gerçekten.. yazısı da var..

Ressam durur mu; ”nedir o lan, yok sıçanla kendini eşleştirme tripleri.. yok efendim; aslında öyle değil böyle, falan-filan.. otur yazacaksan, roman yaz.. millete akıl vermeler, yok efendim, bi değişik.. ne bileyim anlamadım ki seni.. nedir abi bu, omuz başını, diz kapağını yiyim ayakları..”

Araya gireyim, dedim ama.. vitraycı fırsat vermedi bu sefer.. bana seslendi, ”karışma bırak.. yesinler bir-birlerini.. ulan zaten bir biz cahil kaldık.. iki kelime etti, alim oldu.. diğeri desen iki fırça salladı sanatçı havalarında.. biz hala, zanaatkarlıktan öteye geçemedik..”

Neyse ki yazar cevap vermedi ve tartışma büyümeden son buldu. hepsi birden bir arada olmazdı ya, enteresan bir geceydi.. gün ağarmaya yakın, uyudular.. etrafı toparlamak bana kaldı yine..

Konu nereden nereye geldi, valla ben de şaşkınım.. fahişe falan diyorduk; bağlayalım bari..

Fahişelik, bir ruh halidir.. (yazar gibi oldu).. yani kadını, erkeği olmaz; he ben üzerinize afiyet birazcık herif olduğumdan, gecelerime doğan ay’ları bilirim.. onları söylemem ondandır!. kızgınlığım yok tabi; o da bir ruh hali, kişi ne yapsın; kuantum şafağında titreşen hormonların ışığında her yaş gurubuna düşen farklı eğilimler.. diyeceğim o ki; fahişelik, doğanın bir yansıması.. belki de hayatın kaynağı..

sizin dinleriniz henüz yokken.. ya da vardı, hadi sizin dediğiniz gibi olsun.. ama henüz bilinmezken, diyelim bari.. Kibele vardı!. ‘ana tanrıça’.. tabi anlamı ve etkileri çok büyük, şimdi yazarsak, böylesi bir yazıya ılımlı yaklaşanların dahi, tepkisini çekeriz ‘maazallah’, değinmiyorum bile.. ama o.. ya da bu kültten yola çıktığım bilinsin!. çünkü yollar, insanları hep aynı yere götürür, sadece güzergahlar değişir.. ölüm bir yerdir, mesela..

inanmak bir yol.. inanmamak da.. her iki şekilde de gidilen son durak ‘ölüm’.. yani çok entelektüel olman, diğerlerinden.. hani halk, diyorsun ya.. ha işte onlardan farklı bir yere götürmüyor seni.. ya da beni.. berber de olsan gideceğin yer orası.. atom mühendisi olsan da.. inansan da.. inanmasan da..

..fahişelerin gideceği yer de orası; bilinen.. ya da anlaşılan manada ‘fahişe’lik yapanlara hiç bir sözüm yok!. onların dürüstlüğünden de şüphem yok!. kendilerinden başka kimseye bir zararları yoktur.. benim başından beri en büyük derdim, ruhları fahişe olanlardır!. kadını, erkeği yoktur demem ondandır!.

fahişe, sana aldırmaz.. öncelikle etiketine bakar.. duygularının bir önemi yoktur, kişiliğine değil, kimliğine bakar!. ampüle üşüşen sinek(ler) gibidir, geceleri düşer piyasaya.. otel odaları ondandır!.. ya da söylenti bu ya, mum ışığı alır, tenlerindeki kesif kokuyu..

yine ama yine.. pozitif ayrımcılık yapmayacağım; tıpkı en büyük aşçıların, erkeklerden çıktığı gibi.. en büyük fahişeler de, erkeklerden çıkar!.

..bazıları onları ‘adam’ sanır!.. oysa; adamlık, erkekliğe dair bir sıfat değildir!.

Siyaset denen kurum, Roma’dan beri içinde barındırır, gelmiş geçmiş en büyük fahişeleri!.. Yazarın bir sözü geldi aklıma paylaşayım; tarihi yazanların büyük çoğunluğu, fahişelerdir!. çünkü; insanlık tarihi, ‘kahpelik tarihi’ ile eş-değerdir!..

 

Cem Yağcıoğlu  21-12-2016  07.35 kritik eşik / edebiyatgazetesi