Hemen bir alıntı ile başlayalım: ”KONYA Cumhuriyet Başsavcılığı’nca darbe girişiminin ardından FETÖ’nün Hava Kuvvetleri ayağına yönelik başlatılan soruşturmada gözaltına alınan 280 pilottan 100’ü tutuklandı. İtirafçı olan ve FETÖ’nün kriptolu yapısıyla ilgili ifade veren 180 pilot ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılarak görevlerine döndü.” (Hürriyet)

..”Adli kontrol şartı ile görevlerine döndüler”!. cümlesinden hareketle, ‘itirafçı’ oldukları doğru ise; ve buna rağmen görevlerine döndüler ise, vay halimize!.. O gece havada olan uçak sayısı bellidir; yani doğru olma olasılığı düşük bir durum. Ama haberin içeriğini iyi okuduğunuzda ‘feto’cu pilotlara f-16’lar teslim edilmiş durumda; bu bir aczin dışa vurumu mu?. yoksa… cümlenin devamını siz oluşturun!..

”evet-hayır” komedisinin işleyiş biçimine bakacak olursak, toplumsal psikoloji ve halkın ortadan ikiye bölünmesi arasında sağlanan-işlenen taktiksel uygulama ve Rus uçağının düşürülmesi ardından ‘milliyetçiliği’ ayaklar altına alanların bir anda ‘vatan-millet’ edebiyatı ile saf değiştirmesi ve yine, uçak düşürülmeden önce bayrak olan her balkonun-pencerenin ortalama bir Atatürkçü addediliyor olması ve hemen ardından.. yani uçak düşürülmesinin hemen ertesinde başlayan yeni milliyetçi dalga ile.. şimdi bayrağın el değiştirdiği gerçeği..

Türkiye’de ‘milliyetçilik’ kozunu ele almadan büyük değişimlere imza atılamayacağı aşikardır; bunu gören iktidar, ‘başkanlık’ sistemini hayata sokabilmek, ‘üniter devlet’ yapısıyla mümkün olmayan bölünmeyi başkanlık sisteminin arka bahçesi ‘eyalet’ sistemi ile yaşanır hale getirmek adına müthiş bir algı operasyonuna girişmiştir; ki bu algı operasyonuyla hedeflenen, ‘milliyetçi’ oyların bir şekilde ele geçirilmesi idi ve artık nasıl olduysa ’15 Temmuz darbe’ günlükleri imdada yetişti!. Düne değin sözü dahi edilmeyen binlerce ‘şehit’, ‘gazi’ ve yakınları bir kenarda sessizliğe ve çaresizliğe mahkum edilmişken.. bir anda yeni bir ‘şehit’ algısı.. yeni bir ‘gazi’ algısı ve değeri enjekte edildi toplumun bilinçaltına..

..yeni ‘Kurtuluş Savaşı’ senaryoları ile tütsülenen kalabalıkların, haklı olarak akp öncesinden bugüne değin süre-gelen ‘üsten-bakmacı’ ve ‘halk düşmanı’ sahte Atatürkçü anlayışa karşı zafer elde ettikleri zannı.. ve bu zannın, ‘güçlü Türkiye’ için ‘başkanlık’ sisteminin şart olduğu zannı ile eşleştirilmesi ve daha pek çok alt seviye çalışması ile emin adımlarla ilerleyen bir düşünsel ittifakın; ‘sıfır sorun, sıfır düşman’ siyasetinin, bir anda tüm dünya ile kavgalı hale gelmesi!. işte asıl ‘toplum mühendisliği’ burada yatmakta; Avrupa ve abd’nin istemediği, daha doğrusu ‘istemediği görüntüsü’ ile halkın ‘destek’ vereceği bir başkanlık sistemi!.

..ve terörden beslenen bir dünya siyaseti ve siyasetten beslenen bir küresel terör!. insanların güvenlik algısının değiştirilmesi ve ‘demokrasi’ adına her türlü özgürlüğün ‘güvenlik ihtiyacı’ yaratılarak gasp edilmesi.. geleceğin ‘bilim-kurgu’ toplumlarının fotoğrafı budur; kafeslerin ‘modern yaşam alanları’na dönüştürülmesi.. ve memnuniyet!..

Ortalama bir vatandaş, AB ve abd’nin karşı olduğu bir lidere her zaman destek verir.. bu bir ‘psikolojik algı’ taktiğidir!. (ama gerçekte böyle bir durumun olmadığını 5 ile 10 yıl içerisinde anlar ve bu konuda kendisini uyaranları da ‘vatan hainliği ile yaftalamaktan kaçınmaz.. bu sadece bize özgü değil, tipik bir halk bakış açısıdır ve kalabalıkların olduğu her yerde, durum ve sonuç ilişkisi aynıdır..) yine ortalama bir vatandaş, bugünkü şartlar içerisinde, hdp’nin ‘hayır’ dediği her şeye ‘evet’ demek zorunda hisseder, bu da üst düzey bir ‘algı’ çalışmasıdır!.

Enteresan olan bir başka durum da ‘ikinci cumhuriyetçiler’in bu kez ‘hayır’ üzerinde mutabık kalmasıdır; ki bu da ‘evet’ diyenler ortalamasının artması bakımından bir başka algı operasyonudur!. ortalama insan bu kombinasyonların hızına ve düşünsel alt yapısına yetişemeyeceği.. ya da anlam veremeyeceği için, kendisini ‘evet’ demek zorunda hissedecektir!..

..ve tabi bir de, ‘hayır’ dediği için, kendisini toplumdan çok yukarıda ve önde gören ‘psikolojik vakaların’ ‘evet’çileri aşağılamaları.. (tam tersi olarak ‘hayır’cıların vatan haini ilan edilmeleri) onları küçük görmeleri ve hakaret etmeleri.. işte bu da yıllardır plansız ve bilinçsiz yapılan ve her seferinde ‘karşı’ dediğimiz tarafa hizmet anlamına gelen davranışların en temelidir!. ‘evet’ oylarını arttırmaktan başka bir işe yaramaz.. bugüne değin de, yaramamıştır..

Tabi her olaya, her seferinde ‘yerel’ gözlükleri ile bakanların değerlendirmeleri ile benim yıldızım hiç barışmamıştır; zira bugünkü küreselleşme cehenneminin ortasında yer alan ülkemizde hiç bir adım tek başına ‘yerel’lik kisvesi adı altında değerlendirilemez; değerlendirenlerin ya ufku çok küçük.. ya da niyetleri çok başkadır. Bu sebepten abd’deki karikatür başkan ile bizdeki ‘başkanlık’ sistemi bir-birinden ayrı ve farklı değerlendirilemez; zira bize yapılan operasyon ile şu an abd ve halkına yapılan operasyon pek çok yönden görünmeyen.. ya da hissettirilmeyen bir bağ ile bir-birine bağlıdır. Bu elbette çok da anlaşılacak, ya da günümüz şartları göz önüne alındığında hemen anlaşılacak gibi bir şey olmasa da, aklı başında olan pek çok yazar ve bilim adamı, gerçekte neyin hedeflendiği konusunda hem fikirdir; bu da ‘hantal devlet yapıları’ ile ‘işlevsel küresel şirket yapıları’nın yer değiştirmesi üzerine kurgulanan ve kısa olmasa da, orta vadede işlerlik kazanacak ‘yeni dünya’nın kuruluşu üzerine tez çalışmalarıdır, diyebiliriz!.

Şu an Trump denen karikatürün, ‘dehşet senaryoları’ ile korkutulan dünya halkları bir yana; bugüne değin tüm güçleriyle küreselleşmeye direnen ortalama insanlar dahi, yavaş-yavaş kurtuluşun ‘küreselleşen dünya’ fikrinde olduğuna dair fikirlere itibar etmekte ve daha önce kısa bir notumda bahsettiğim gibi; büyüklerimizin ‘sıtma ve ölüm’ konulu kuramının doğruluğunu teyit eder nitelikte davranışlar sergilemekte.. Burada insanların dikkat etmesi gereken asıl konu ise; Trump denen karikatürün ne yaptığı ve ne söylediğinden ziyade.. ona karşı çıkanların kim olduğu ile ilgilidir!. Pek çok küresel şirket Trump’un karşısında, en başta da ‘starbucks’ denen kahve tröstü var; elbette çok daha derin ve karmaşık bir konu bu, ancak herkesin anlaması bakımından, Trump denen karikatürün sözde milliyetçi tutumundan dolayı aldığı tepkilerden beslenenlerin kim olduğudur!. ve burada asıl önemli olan ise; bizde ve her yerde ‘milliyetçilik’ bu mudur? paradoksu üzerinden yanıltılan halkların; yine büyük kuramcılarımızın söylediği gibi; ‘yağmurdan kaçarken doluya tutulmak’ felsefesinin geleceğe dair ipuçları.. ve kalabalıkların bunu anlamaması.. bizde ve her yerde..

Tabi tüm bunların altında yatan asıl mevzu ise, uluslararası göç ve göçmen hareketleridir. Küresel sermayenin yayılmacı politikasının bir eseri olan, kaynakların sömürülmesi ve insanların işsiz bırakılmasının bir sonucu olarak ortaya çıkan göç ve göçmen sorunu ve bu duruma tepki olarak gelişen küreselleşme karşıtı fikirlerin, toplumsal zeminde artarak karşılık buluyor olması, ciddi ve sağlam bir algı operasyonu gerektiriyordu; son abd seçimleri bu bakımdan ayrı bir öneme sahiptir!. Artık herkes göç ve göçmen hareketlerine ‘vicdani’ yaklaşacak ve bu vicdan sömürüsü ile de küresel elitler ‘üniter devlet’ yapılarına açtıkları savaşa, farklı bir cephe daha katmış olacaktır. Ben-biz buna ‘beyin yakan’ yaklaşımlar gözüyle bakıyoruz; herkes vicdani muhasebe içindeyken, küresel elitler sosyal medya ve diğer tüm sivil örgütlerle insanlığa karşı yeni bir ‘tezgâh’ hazırlığındadır.. bunlar, anlaşılması ve anlatılması zor hareketlerdir!.

İnsanları göç etme zorunluluğunda bırakanlar (küresel sermaye), sözde devletler üzeri anlayış ve ‘insan hakları’ söylemleri ile bu ‘kendi yarattıkları duruma’, yine en başta kendileri ‘karşı imiş’ havası yaratarak, geleceğin toplumunu oluşturma peşindedir ve bu iş için araç, bugünkü ‘hantal devlet’ yapıları ve ‘pratik şirket’ örgütlenmeleridir. Bilinen devlet sistemlerini ayakta tutan ‘milliyetçilik’ fikri, küresel şirketlerin karşı tez olarak sunduğu ‘evrensel insan’ fikri ile çarpıştırılmakta; ancak büyük kalabalıkların çokta anlamadığı bir biçimde ‘evrensel fikrin alt yapısı’ ile ‘küresel fikrin’ aslında bir-birine zıt felsefeler içerdiği gerçeğinin gözlerden kaçırılması ve bu zıtlığa rağmen, ikisinin temelde bir olduğu fikri ile kalabalıkların aldatılıyor olduğu gerçeği.. kısacası yaratılan paradokslar üzerinden felaketine  kendi adımlarıyla yaklaşan insanoğlu gerçeği ve inancı üzerine kurgulanan ruhsuz bir gelecek hayali ve bu hayal üzerinden hem vicdanları.. hem de hayalleri satın alan bir sermaye!. küresel sermaye ve yine büyüklerimizin tabiriyle akla zarar ‘ali-cengiz oyunları’ ile sınanan bir insanlık!.

..ve henüz kendisi bir şey anlamamışken, diğerlerinin ‘anlama kıtlığından’ yakınan bir ‘yarı aydın’lar ordusu ile baş-başa bırakılan insanlık!..

Yine kendi sınırlarımız içerisine dönecek olursak, elbette bağlantıyı kaybetmeden; ‘evet-hayır’ ikilemine hapsedilen bir halk ve halkın içinde yer alan ‘kripto’ların iktidar ile ters düştüğü yanılsaması üzerinden, düz bir sonuç (doğru sonuç) bekleyen insanımız!. bu elbette ki ‘yönlendirilmiş bilgil’erin beyin yakan ortaklığında, neye ‘evet’!. neye ‘hayır’ dediğinden habersiz kalabalıkların ortadan ikiye bölünerek, zıt kutuplar hiyerarşisinden doğan.. ya da doğacak olan yeni toplumsal düzenin kabulü ile ilintili ve aslında ‘evet’in.. ya da ‘hayır’ın uzun vadede bir şey değiştirmeyeceği gerçeğinin üzeri örtülmesi durumudur; ki bu da, yine konu ile ilgili daha önceki bir notumdan alıntı ile; ”..çünkü bir kere sorulara ‘evet’, ‘hayır’ diye cevap vermeye başladın mı!. zaten yola girmişsin!. birinci aşama tamam, demektir.. gerisini süreç yerine getirir zaten; burada tuzak, ‘cevap’ veriyor olmandır!. artık yarışmadasın; muhtemelen kaybeden taraf olarak!.”…

Benden her zaman olduğu üzere ‘kocaman bir hayır”; ancak bu ‘hayır’ ile pek çoğunun ‘hayır’ deyişinin bir olmadığını örnekleriyle daha önce açıkladım; ben bu düzenlemeye ‘hayır’derken, köhnemiş sistemin kendisine de ‘evet’ demiyorum; zira fiili durumu yaratan ‘sistem’ kendisini yenileme gereği duymuştur ve bu ihtiyacı seksen milyon olan hepimiz gündeme taşımışızdır.. ya da zemini hazırlamışızdır!.. ‘yetmez ama evet’ diyen kuş türümüzün ve mevcut aile yapısının bugün için ‘hayır’ diyeceği gibi.. taşlar yerinden oynamıştır, akıl oyunları ile neyin doğru, neyin yanlış olduğu bir-birine karışmış.. sıradan insanlar, ‘yalaka’.. ‘vatan haini” ve vesaire suçlamalar ile kutuplaşma sağlanmıştır!. Türk milliyetçiliği; şimdi bazılarının hoşuna gitmeyecek ama, ‘mhp’ kuruluş amacı ve siyaseti,  ‘türk-islam sentezi’ geleneği, ‘milliyetçilik’ kavramının önüne set çekmiştir; ki bugün ve dün (12 Eylül öncesi) Türk Milletine kurulan en büyük amerikancı tuzaktır!. (bu cümlem kendilerini mhp üzerinden tarif eden milliyetçilere değil, onların da sorgulaması bakımından arka plan ve üst aklın oyunlarına ışık tutmak amacı içermektedir..)

..tıpkı bugün Atatürkçülüğün yeni chp.. ve daha da ötesi ‘ip’ (vatan partisi) tarafından sömürülüyor olması ve sadece ‘elit bir kitleye ait’ imajı pompalanması.. ki ‘tezgâh’ isimli kitabımda fazlasıyla ve örnekleriyle ifade etmişimdir!..

Proje partileri ve sonradan projelendirilmiş partiler sistemi ile sınanan halkın; sistemin kendisine olan inancı kalmamış ve bu açığı ve ihtiyacı gören  ‘BOP’ (büyük orta-doğu projesi) teorisyenleri ve eş-başkanları, yine kendi yarattıkları pek çok olumsuzluğu sisteme yükleyerek ve dün tu-kaka ilan ettikleri pek çok fikri sahiplenerek ‘orta-doğu’ için geliştirilen ve büyük abd projesi olan ‘osmanlıcılık’ fikrini.. enteresandır ‘milliyetçiler’ üzerinden kabul etme-ettirme yoluna sapmışlardır; ki ‘osmanlıcılık’ ve ‘milliyetçilik’ bir-birine zıt iki kavramken, yine çok daha derin bir geçmişi olan ‘Türk-İslam sentezi’ ile harmanlama yoluna gitmiş ve önemli ölçüde fikirsel alt-yapıyı kurmuşlardır.. bu onlar açısından büyük bir başarıdır!.. işte mhp’nin dünkü ve bugünkü işlevi budur!..

Peki Atatürkçüler ne yapmıştır?. yani bir bakıma biz!.

..halkı aşağılamak dışında hiç bir şey!.. ve bugün de değişen bir şey yok; üsten-bakmacı bir tavır ile gidilebilecek bir yer olmadığını anladığımızda.. gidecek bir yerimizin olmadığını göreceğiz!.

 

Cem Yağcıoğlu  05-02-2017  edebiyatgazetesi-kritik eşik