Bilinen.. ya da öğretilmiş tarihin başından bugüne değin baktığınızda, ‘din’ denen müessese ile iktidar arasında kurulan bağı görmemek imkansızdır. Bilinenin aksine bireysel ‘tanrı’ inancı ile, dinlerin ortaya attığı ‘tanrı’ inancı arasında da oldukça büyük farklar vardır; ancak egemen müessese olan ‘din’ ve kendi içinde yarattığı hiyerarşik yapı; (kahin-şaman-haham-imam-papaz vesaire) hem ekonomik olarak, hem de toplumsal yaşamda üstlenilen roller ve devamlılık açısından bugüne değin süreklilik arz etmiş ve bugünden yarına da aynı sürekliliği sürdürmek zorunluluğundadır.

..bu sebepten kişinin masumane, ‘beni bir tanrı yaratmış olmalı’ fikri içinde barınan ‘tanrı’ fikri ile.. dört-bini aşkın dini yapının insanlığa dayattığı tanrı fikri arasındaki düşün ve anlam farkı; ve bu farkın, dayatmacı bir zihniyete dönüşmesi; aslında modern dünya ile eski dünya arasında var olduğu düşünülen ‘medeniyet’ farkının, hiç de sanıldığı üzere derin olmadığının kanıtıdır.. bugün ‘uzay çağı’nda olduğunu düşünen insanlığın; ki tarih bilimi bugünleri ‘TERÖR ÇAĞI’ olarak isimlendirecektir; halen daha ‘dogmatik’ yapılar tesirinde kalan kalabalıkların, (bunu kabul etmez, diğerlerini dogmatik olmakla suçlarlar) pek çok kereler aynı son ile karşı karşıya kaldıkları gerçeğidir. İbrahimi dinlerin ‘Nuh Tufanı’ anlatısı bazılarına göre uzak olsa da, en yakın örnektir..

Yerçekimi-zaman ilişkisi içerisinde oldukça kısa olan insan ömrü; ve ölüm ve sonrası fikri ve muamması üzerine kurgulanan inanç sistemleri, kalabalıkların yönetilmesi için en büyük araç olmuştur. dini oluşumları ayakta tutan yegane fikir, ‘tanrı’ inancından ziyade, ‘ölüm korkusu’ fikridir; bu elbette felsefi olarak dillendirilmez, daha doğrusu herkesin farkında olduğu, ama kimsenin dile getirmediği durumdur. Elbette belli bir bilgi birikimi ve görüş açısı ile konuya yaklaşanlar açısından, ‘yaratıcı’ fikri ile ‘yaratıcı-din’ ilişkisi; çoğu zaman bir birinden bağımsız olsa da, erki elinde tutmak isteyen gruplarca sistematik hale getirilmiş ve ‘yaratıcı fikri’, kurallar manzumelerine hapsedilmiştir ve insanoğlunun ilk müessesesi ‘din’, gezegeni şekillendirmeye başlamıştır!.

Bugün İbrahimi dinlerin, (musevilik-hristiyanlık-müslümanlık) her biri ayrı ve bir birine düşman olan inanç sahiplerinin; temelde ‘yahudi şeriatı’ üzerinden şekillendirilen dünya ve ahiret hayatı.. en bilinen örnek ‘selam aleyküm’ ile ‘şalom aleyke’dir! (shalom aleichem).. amin-amen kelimeleri ve ‘amenofis’ bağlantısını da daha önce defalarca detayıyla yazmıştık.. daha binlercesi var, ama burası hiç uygun değil..

Hz Musa”ya indirildiği varsayılan on emir, Akheton (Akhenaton)t tapınağının giriş sütunlarında yazılıydı. Aslında ilk tek tanrılı din 4. Amenofis (Akhenaton) tarafından ilan edilmiştir. Akhenaton tanrı aton’a yazdığı şiirinde aynen şöyle seslenmektedir; ”Tanrı uludur, birdir, tektir, ondan başkası yoktur, bir tanedir, o”dur her varlığı yaratan”.. ve böyle devam ediyor.. henüz tek tanrılı dinler dediğimiz yapılar, yani ibrahimi dinler ortada yoktur.

‘On Emir, dini inanışa göre, Musa’ya Sina Dağı’nda Tanrı tarafından 2 taş tablet üzerinde verildiği söylenen bir dizi dini ve ahlaki öğretiler bütünüdür.’  Dikkat ederseniz burada bir aracı yok!. (ve bu ayrıntıları dinci tv kanallarının yayınladığı dini programlarda rahatça görebilirsiniz..Hristiyan veyahut İslamcı cenah..

..oysa Kuran’da, her vesileye aracı olan bir ‘Cebrail’ betimlemesi mevcuttur!.

..merak edenler açısından ‘tek tanrılı din’i icat eden amenofis.. yani amenhopsis, daha sonraları çok tanrılı dinlerin rahipleri tarafından öldürülmüştür.. hikayenin başı açısından bu detayı vermek istedim.. Yahudiler bugünkü Filistin topraklarından (Kenan ülkesi) Mısır’a göç ettiğinde Hz. Musa, Amenofis’in tek tanrılı dinini öğrenmiştir ve tekrar çok tanrılığı seçen 2. Ramses ile bilinen mücadelesine girişmiştir.. Amenofis’in tek tanrılı dini, ‘aton’ (güneş) kültü üzerine kuruluydu.. doğruluğu kesin olmamakla birlikte bazı arkeologlarca Amenofis’in Yahudi olduğu bilgisi dillendirilmektedir. Annesinin saray dışından olduğu fikri üzerine kurgulanan bu iddia, açıkçası bana çok inandırıcı gelmemektedir.. inandırıcıdan öte saçmadır!.

..daha pop bir bilgi isterseniz, karısı Nefertiti’nin bile Yahudi olabileceğini ima eden bilim-din insanları mevcuttur; oysa bu iddialar, başta da belirttiğim üzere, ‘ilk tek tanrılı din’ iddiasını sahiplenme ile ilgilidir!.. tarih tuzaklarla doludur.. Akhenaton’dan sonra tahta damadı Tutankhamon geçiyor.. demem o ki; firavun-Musa hikayesine bir de bu gözle bakın..

Yahudilik bir din mi? yoksa bir ırk mı? Bu tartışma kafaları karıştırmaktan başka bir işe yaramamaktadır; çünkü Yahudilik, İbrahim’in soyu, Musevilik ise, Musa’nın peşinden gidenlerin dinidir. Bir de çok bilinmeyen bir ayrıntı ise Yakup’un soyundan gelenlerin ‘İsrailoğlu’ olarak adlandırılıyor olmasıdır! Hz Yakup, Hz İbrahim’in torunudur. Yahudilerin tamamına yakını Musevi olduğu için Yahudiliğin bir din olarak algılanması, bu karışıklığın temelini oluşturmaktadır. Oysa Musevi Türkler, Kürtler ve Araplar vardır; dolayısı ile Yahudiliğin tek başına bir din olması mümkün değildir.

..peygamberlerin aynı soydan geldiğini söylememize gerek yoktur sanırım!.

(Musevi Türkler konusu ise, içinde bulunduğumuz ve genel geçer halkın anlamakta zorluk çektiği ‘İslamcı’ ve ‘Atatürkçü’ çekişmesinin temelinde yatan derin ve içinden çıkılması zor bir konudur!. Sabetayist yapılanmanın Atatürk’ü kalkan kılması ile İslam’cı yapı olarak görülen pek çok yapının, yine tersten Yahudi şeriatı’nı dayatması gerçeği ve bir-birine düşman görünen bu yapıların!. aslında aynı ‘tezgâh’ hizmet ediyor olmaları gerçeği arasındaki derin bağlantıyı ‘halkın’ görmesi zordur ve hatta imkansızdır!. (derin din ve modernite ortaklığı) Bu, dünyanın her yerinde farklı algı ve yöntem çalışmalarıyla derin bir gizlilik içinde yürütülen.. ve bence ‘insan aklı’nın ötesinde cereyan eden çok eski ve kült bir yapılanmanın eseridir; ki bu muammayı bugün için çözmek ve deşifre etmek mümkün değildir!.) (bizler kısıtlı olan bu bilgilerimizi tarihe not olarak bırakıyoruz; ki bizden sonrakiler nereden başlayacakları konusunda bir ‘iz’ aradıklarında, bulabilsinler.. biz de geçmişten bize bırakılan ‘iz’leri takip ediyoruz. Bu süreklilik insanoğlunun geleceği için ve bazılarına ‘inandırıcı’ gelmese de, insan nesline kurulan büyük komplonun ortaya çıkarılması için elzem olandır.)

Sünnet fikrinin Yahudilikten çok önceleri var olduğu gerçeği artık bir sır değil ve Musa’nın tanrısının şu sözleri bugün insanoğlunun yaşadığı trajedilerin anlaşılması bakımından ibretliktir!.

Yaratılış 17 …   ..9: Tanrı İbrahim’e, “Sen ve soyun kuşaklar boyu antlaşmama bağlı kalmalısınız” dedi, 10: “Seninle ve soyunla yaptığım antlaşmanın koşulu şudur: Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek. 11: Sünnet olmalısınız, sünnet aramızdaki antlaşmanın belirtisi olacak.

(Gırgır’ın başına gelenlerin, başıma gelmemesi dileğiyle.. beni kapatamayacaklarına göre.. ne yaparlar bilmiyorum!..)

Yaratıcı fikri ile dinlerle dayatılan tanrı fikri arasındaki farkı en başta söylemiştik; elbette her birey istediğine inanıp inanmamakta özgürdür; ancak inançların büyük kitlelerce ‘din’ müessesesine dönüştürülmesi ve bu müesseselerin hayatta kalmak için oluşturduğu baskı.. işte dün ve bugün ve hatta yarın insanlığın geleceğini belirlemekte; ve enteresan olan karşı tez ‘ateizm’in de yine bu yapıların çok daha derininde yer alan ‘aklın’ himayesinde (derin din) tez-anti tez durumuna indirgeniyor olması ve büyük ateistlerin de yine ‘Yahudi’ soyuna ait bireylerden.. illa da onlardan çıkıyor olması; aklımıza bugün için cevaplayamadığımız soruları da getirmiyor değil!. işte buralarda birer ‘es’ vererek.. geleceğe ‘iz’ bırakmak istememiz ondandır!. bu belki de üreme iç-güdümüzün bize yüklediği bir sorumluluktur.. elbette ‘insan’ olarak..

Ateist bilimin ‘üst noktası’ sayılan ‘big bang’ (büyük patlama) teorisi ile kutsal addedilen dinlerin (çoğunluk hiyerarşisi) yoktan var edilme fikrinin örtüştüğü, bugün pek çok bilim adamınca kabul gören bir gerçektir.. bugün dini yapılar, bu teorinin kabulünü, ‘materyalizm’in iflası olarak yorumlar. Rus Alexandre Friedmann fikirleri ışığında teoriye damgasını vuran ise evren bilimci Georges Lemaitre’dir.. (aynı zamanda bir rahiptir)… (bir önceki paragrafın anlaşılması bakımından önemlidir)…

Bugün Orta-Doğu’da sergilenen savaşların.. yaşanan trajedilerin; aslında yine bir iki paragraf yukarıda bahsettiğimiz ‘İbrahim ile tanrısı’ arasında sağlanan bir anlaşmadan kaynaklandığını söylemek, yaşadığımız ve içinde bulunduğumuz şartlar açısından büyük bir risktir ve sünnetli bir peygamberin (İsa) sünnetsiz takipçileri ve inananları olan Hristiyanların ve de ‘isevi’lerin, bu anlaşmaya uymak zorunluluğu.. ve enteresandır, karşı çıkan ‘İslam’ın, Tüm Yahudi peygamberleri kabul ediyor olması, başlı başına büyük bir paradokstur!. Hristiyanların ve de Müslümanların elbette bunlara getirdikleri mantıklı açıklamalar vardır; ancak ortada olan ve yaşanan bir ‘kaos’ vardır ve ayrı olduğu söylenen bu dinlerin ‘Tanrı’sı.. ‘Allah’ı.. ‘Rab’bi birdir.. aynıdır yani..

..işte ‘İslam’, bu çelişkileri, sonradan insani müdahalelere bağlarken.. bilimde tavan yaptıkları zannı ile dünyanın tepesinde yer alan uygarlıkların halkları; ‘isa’nın, tanrının oğlu olduğu fikrine inanmakta bir beis görmemektedir.. elbette biz eleştirimizi yaparken ‘inanlara da’ bir saygısızlık yapma niyetinde değiliz; ancak tanrının oğulları ve kızları fikrinin eski (kadim) medeniyetlerce de kullanıldığını ve hatta ‘mit’lerin bu şekilde ortaya çıktığını söylemek..

..ve aslında tanrının oğulları ve kızları fikri ile.. geçmiş dönem (sümer-asur-mısır ve güney amerika ve daha pek çok nokta) yaşanan dünya dışı müdahaleler.. ya da içi!. (İsa’nın tanrının oğlu olduğuna inananların, bu fikri saçma buluyor olmalarının altında yatan o derin ironi..) ve bu müdahaleler sırasında yaşananların önce hikayeleştirilmesi ve sonradan nesilden nesile ve değişen anlatımlarla önce mitlere, sonradan da bazı ‘din’lerin kaynağına dönüşmesi.. elbette inanılması kolay durumlar değildir; çünkü ‘müessese’, başka türlü kendisini koruyamaz.

Her şeye inananların, yine inanmakta güçlük çekecekleri asıl detay ise; müdahalenin bugün de aralıksız sürdüğü ile ilgilidir!.

Firavunlar, kaldıkları yerden devam etmekte!.. (bu bir firavun-Musa hikayesi değildir!)

Yine gelecekte okumak üzere.. ve nereden başlamamız gerektiğine ölçü olması bakımından ‘iz’ bırakmak gerekirse; ‘dna’ kodlarımızda sadece ‘biz’lerin olmadığını biliyor olmamız elzemdir!. genetik bilimi ile tanrı bilimi ortaklığının sırları, ‘derin din’ dediğim yapının içinde saklanmakta ve piramitler!. büyük gökdelenler olarak inşa edilmektedir.. öyle zor ki anlatmak; ‘iz’leri takip ederek, ‘iz’ bırakmak.. sanırım bizim de görevimiz bu..

İnsan olmanın.. ve insan kalmanın savaşında, yenilmemek dileğiyle.. 2017!..

 

Cem Yağcıoğlu – edebiyatgazetesi / Kritik Eşik  28-02-2017