YAZIYA GÜNCEL EK.. (08-10-2017)

Rus uçağının düşürülmesi, Trump’un seçilmesi, LGBT-i’nin yükselişi, ibrahimi geleneğin Asya’ya uzanışı, (Hindistan’dan gelmiş olduğu gerçeği saklıdır!) Afrika’nın biyolojik bir laboratuvar haline sokulması, zombi filmlerinin gerçeğe dönüşme ihtimali (çok yakın bir gelecek), kayıp çocuk nüfusunun devasa rakamlara ulaşması, devletler eliyle yürütülen uluslararası ‘kan ticareti’, Güney Amerika (zika virüsü) ve çoğu Afrika ve Asya ülkelerinde üremeyi ortadan kaldıracak ‘korumacı aşı’ terörü…

Suriye, Irak vesaire Orta-Doğu manzaralarına alıştırılan AB halklarının Yugoslavya, Çekoslovakya, Ukrayna ardından Katalonya ile sınanan İspanya ve ardından gelecek olan, Fransa, İtalya, Belçika ve diğer tüm ülkelerdeki ayrılıkçı sorunların ‘kaşınma’ ve gün yüzüne çıkma ihtimali (kıyamet saati ileri alınıyor)..

..tüm bunları okurken verilmek istenen mesajların arkasında kalan (yatan) gerçek şudur ki; kuruluş hikayeleri ile korumacı olan devlet yapılarının, zaman içerisinde birer çeteye dönüşmesi.. ve yine zaman içerisinde bir-birleriyle ortaklık kuran şirketler hiyerarşisi ile işleyişlerine devam etmesi.. ve artık ‘komün’ olarak hayatına başlayan insanoğlu yine ve yeniden ‘komün’lere bölünerek (çetelere karşı mücadele ediliyor diyalektiğinden hareketle) en küçük parçası olan ‘aile’nin de bireylere ayrılarak (artık savaşmak için nedeni olmayan bir insanlık) işçi ve tüketici bir yapıya büründürülme operasyonu ile karşı karşıyadır.

Şehirlere yığılan büyük nüfusların toplu yok ediliş için (yapay depremler, salgın hastalıklar, nükleer savaş) hazırlandığı çok açıktır!. ..birilerinin; ‘tanrı’ dediği varlık, düğmeye basmıştır.. bu yıkıma karşı çıkanlar ‘şeytan’la iş-birliği yapmakla suçlanacak!. ve karanlık ‘pagan’ çağı başlayacaktır!. uyuşturulan beyinlerin ‘gerçek’ ile ‘yalan’ arasındaki farkı anlaması.. ‘evre’nin değişmesi.. ‘ölümcül barış’ın sağlanması yakındır!. ..biz karşı çıkarak öleceğiz.. sonunda kazanan ‘YİNE’ biz olacağız!.. her evre’de olduğu gibi.. kötülük kalıcı değildir!.

..çünkü kötülük, ‘yaratıcı’ değildir!.

 

Küresel Yıkım Sistematiği ve Gönüllü Kabulleniş Diyalektiği!. 15-03-2017

küresel sermaye.. küresel eğitim.. küresel sağlık sistemi.. küresel hukuk.. ve küresel olmayan tek şey; ‘adalet’!.

..o da; evlere şenlik!. zengine başka, fakire başka işleyen bir ‘adalet’!. daha doğrusu; yukarıda bahsettiğimiz gibi, ‘küresel hukuk’!.  yani ucu açık ve hemen her ülkede ayrı bir dil bilgisi gerektiren ve bundan dolayı da, aynı suç için; üç yıl ile yirmi yıl gibi cezaları aynı anda dillendiren sistemin adı!. örnek mi?.

”Bilinci yerinde olmayan bir kadına tecavüz ederken yakalanan gence verilen 6 ay hapis cezası, ABD’yi ayağa kaldırdı..” Yıl 2015 Ocak.. (Amerikanın Sesi)

Benzeri pek çok haber arşivimde kayıtlıdır ve ısrarla her olayda.. daha doğrusu yaşanan her ‘adaletsiz’ kararda ‘batı’yı aklayanlara.. aklamayı bırakın, hayatında bir kere gittiği her hangi bir ülkenin bir şehrinde; -ama kenar mahallelerinde değil.. tam da göbeğinde içtiği bir fincan kahveden sonra ülkesine dönüp, ‘ütopya’dan geldiği hissi verenleredir sözüm!. hukuk evrenseldir!. yani saçmalık sadece bize ait değil; sistemin ağlarla kurulu olduğu tüm dünya ülkelerine aittir!.  bana bir örnekle gelmeyin diyenleri şimdiye değin örneklere boğdum.. bunlardan en önemlisi Roman Polanski davasıdır!. (merak eden araştırsın benim bir kaç defa değinmişliğim vardır)

..ama bizim medya size şöyle haberler geçiyor; ”Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) uygulamalar ise daha sert. Genellikle cinsel saldırı suçlusu, hapis cezasını tamamladıktan sonra psikolojik tedavi ve hormon tedavisi görüyor.”..tabi burada hadım cezası uygulayan eyaletler de mevcuttur.. aslında her yerde olayın medyatik olup-olmadığı hakimlerin kararında çok etkili; çünkü tecavüz dahil; hemen her olayda, ceza alt sınırı ile üst sınırı arasındaki uçurum, toplumda infial yaratmak için uygun ortamı sağlamakta..

..neyse konumuz bu değil zaten; ancak üzerinde durmamın sebebi, dünya geneli istatistiklerini bilmeden her fırsatta mensubu oldukları devleti ve milleti aşağılamayı marifet sayan.. bilimi ağızlarından düşürmeden cümle kurmayan, lakin hiç bir bilimsel veriyi inceleme gereği duymadan atıp-tutanlara olan öfkemdir!. yoksa aynı dertten biz de şikayetçiyiz; suçu olan ceza almıyor ve pek çok insan, hak-etmedikleri derecede orantısız cezalarla toplumdan tecrit ediliyor.. (bu arada bilmeyenler için -gerçek düşüncemi- tekrarlayayım; devlet denen mekanizma zaten ‘çete’dir; oysa bugün bizim devleti savunuyor olma zorunluluğumuzun (bu benim için ayrıca bir travmadır) temelinde de ‘devlet terörü’nden daha büyük bir tehlikenin baş-gösterdiği ile ilgilidir; ki bu da ‘küresel terör!. yani tek dünya devleti tehlikesidir..)

Asıl konumuz ‘küreselcilik’ ve küreselciliğin insanlara şirin gösteriliyor olması meselesidir. Mesele o denli büyük.. ve aslında o denli tehlikeli boyutlara ulaşmıştır ki; işinde-gücünde olan insanların bu tehlikenin farkına varması gün geçtikçe daha da zorlaşmakta ve hatta ‘olması gereken’in; aslında bu olduğu üzerine inançlar, daha da kuvvetlenmektedir.. yani mevzu ‘normalleşme’ durumuna indirgenmiştir; işte tehlike de buradadır!. çünkü bir şeyin normalleşmesi; ya da normal olarak kabul görmesi; yeni ve yeniye dair hiç bir alternatifin düşünülmemesi demektir!.

..artık insanlar ‘bakkal’lardan vaz-geçmiştir.. düne değin cılız da olsa yükselen tepkiler, yerini mega-marketlerin zorunlu ve vaz-geçilmez olduğunun kabulü ile son bulmuştur!. çünkü insan, doğası gereği kolay olanı seçer.. daima düz yolda yürümeyi tercih eder.. çünkü çalışma hayatı da ona göre dizayn edilmiştir; hepsini bir-arada bulmak ve almak..

..bu sebepten kahve içme keyfi kadar keyif verici, kahve hazırlama keyfinden de vazgeçmiştir.. daha da ileriye gitmiş, üçünü bir arada bulmuştur.. bulmuşken de, hayır dememiştir!. tabi geride neleri bıraktığından habersiz.. Bu ve benzeri tercihler çok basit; ve de üzerinde durulması gereksiz ayrıntılar gibi görülse de, insanoğlu henüz başka hangi ‘keyif’lerinden (zevklerinden) vaz-geçmek zorunda kalacağını.. ya da zorunda bırakılacağını bilmiyor tabi…

.. henüz, ‘üreme iç-güdüsü’nün törpülendiğinden.. ya da etkisiz kılındığından habersiz!.  hazır kahve seçeneği ile hazır çocuk seçeneğinin bir-birinden çok uzak olmadığı bir gelecek.. bunların çoğunu artık filmlerden bilen ve gören oldukça büyük bir kitle de yok değil tabi..

..ama asıl tehlikenin; anne-baba-çocuk ilişkisinin kesilmesi üzerine kurgulanan bir gelecek.. bilim-kurgu bir gelecekten kimsenin haberi olmaması.. ya da ‘inanmak istememesi’ üzerine dinsel düşünceye yüklenen ‘ahlak’.. ya da ‘aile’ gibi kavramların; keza, dinler ve tanrılar düşüncesinden çok önce kabul gördüğü ve diğerlerinden ayrışmanın bu yolla elde edildiği (sosyal evrim) gerçeğinin.. kasıtlı bir şekilde dinsel anane ve gelenek statüsüne indirgenerek-eklemlenerek, ‘modern toplum anlayışında’ bu ve benzeri kurumlara ihtiyaç duyulmayacağı algısı üzerinden gelecek olan dayatmalar..

Daha açıklayıcı olması bakımından özetlemek gerekirse; ‘aile’ kavramı ve ilişkileri, feodaliteyi işaret eden; ‘aşiret’, ‘kavim’, ‘boy’ vesair bağların, modern toplumda yeri olamayacağı izah ve telkinleriyle değersizleştirilecek ve netice itibariyle anne-baba-çocuk ilişkisi ve bağı kesilecektir!. Bunun için, ‘heteroseksüellik’ (kadın-erkek ilişkisi) tartışmaya açılacak -ki açılmıştır!- ve diğer cinsel tercihler, pek çok ‘rol model’ aracılığı ile teşvik edilecektir. Kadın-erkek ilişkisi ‘baskıcı’ bir tercih kategorisine sokulacak ve diğer tercihlerin önünde bir engelmiş muamelesi ile pasifize edilme yoluna gidilecektir.. derken, günümüzde de pek çok örneğini ve davranış biçimini gözlemleyebilirsiniz!.

Dini oluşumların bu gidişatın karşısında duruyor -gibi- olması, komplonun ortaya çıkmasının önündeki en büyük engeldir; ve insanoğlunun bu büyük yanılgıda yanlış tarafta yer almasını sağlayacak en büyük ‘handikap’tır!. işte bu handikabın asıl sorumlusu, her seferinde anlatmaya çalıştığım -ama bu ortamda çok fazla açamayacağım- ‘derin din’ dediğim-iz ötesi bir birliktelik.. ve belki de yanılgının başladığı yerdir; defalarca yaşandığı üzere… (bu konu ancak ‘kitap’ olabilir.. hayatta kalırsak-kalabilirsek yazacağız!)

Daha da açıklayıcı olması bakımından en basite indirgeyecek olursak; elbette dört bin civarında olan din müesseseleri ve her birinin kendi içinde barındırdığı ‘aile’ ve ‘ahlak’ yasaları mevcuttur; lakin genel anlamıyla insan neslinin üreme ilişkileri ve bu ilişkiler üzerinden gelişen genel ‘ahlak’ anlayışı ve ‘aile’ kavramı, tüm bunlardan ayrı ve değerlidir.. işte gerçekte ‘modern insana ait olan bu değerler silsilesi, sadece dinsel düşüncelerin getirdiği çeşitliliğin bir yansımasıymış imajı verilerek; yine modern çağ dayatması üzerinden ‘değersizleştirilecek’ ve bugün için olmasa da, yarın; bu sefer yeni dünya dinleri safsataları ileri sürülerek, ‘ilkel dinlerin birer kurumu’ algısı yaratılacak ve etkisiz kılınacaktır.. anlaşılması kolay olmayan bu durumu, bugünden yarına anlatmak ve açıklamakta elbette kolay değildir.. hele ki kısacık denemelerle..

Modern çağ ile, modern çağ dayatması ikilemi; veya daha yerel bir örnek vermek gerekirse, ‘Osmanlı’ ile ‘osmanlıcılık’ kavramları arasındaki derin fark.. evrensel düşünce ve evrensel düşünce taraftarları arasında yer alan fikri ayrılık.. ya da uçurumların, temelde aynıymış imajı verilerek toplumlara dayatılıyor olması; ve yaratılan bu hengamelerle kafası karışan büyük kalabalıkların sürekli bir ‘yanılgı’ içine düşmesi-düşürülmesi durumu ve bu ikilemlerden hareketle kamplara ayrıştırılan kalabalıkların, hem zihinsel, hem de fiili çatışma ortamlarına çekilme ve sürekli ‘çatışma’ atmosferine maruz bırakılıyor olmaları.. ve tüm bunlardan sebep, atmosfere yayılan ‘negatif etki’!. ve yine bu negatif etkinin, kalabalıklar üzerinde oluşturduğu ‘büyük baskı’!. Birinci Dünya Savaşı.. İkinci Dünya Savaşı…

(negatif etki söylemim, spiritüalist bir yaklaşım değildir)

..ve şu an içinde bulunduğumuz ‘üçüncü dünya savaşı’!.  (terör savaşları- terör çağı)

Bilinen.. ya da öğretilen tarihe baktığınızda sıralı ve tekrarlayan bir döngünün hakim olduğunu görürsünüz. Her nesil bir önceki nesli yetersiz, sonraki nesli ise, ‘değersiz’ bulurdu. Bu süregelen ve değişmeyen bir toplumsal davranış ve yaşam biçimiydi.. bilim ve teknolojik ilerleme de bu yolla bugünlere geldi; ancak bu döngünün kırıldığı tarih, bizim de içinde bulunduğumuz seksenler dönemine denk gelir; ki bu da ‘küreselleşme’ denen yıkım projesidir!. Yerel bakış açısından bakarsak, Turgut Özel dönemi ile bizim de alelacele dahil edildiğimiz bir süreç..

ve artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı!.

..öyle de oldu!.. demokrasinin tüm argümanları ‘küreselleşme’ denen yıkım projesine hizmet eden araçlara dönüştü. Halk kimi seçerse seçsin, ‘seçilmişler hiyerarşisi’ işleyişinde.. ya da hizmetinde bir değişiklik olmadı.. olmayacak da… büyük kalabalıkların gönüllü olarak razı geldiği ve toplumsal çıkardan ziyade, bireysel çıkarın kutsandığı bu yeni düzen, geçmişte yer alan pek çok çarpık düzenden çok daha öte.. ve çok daha yıkıcı bir güç olarak;

..yıkıcı bilim!. yıkıcı ekonomi!. yıkıcı tarım!. ve ticari sağlık, ticari eğitim, ticari savaş!.

..geçmişten bugüne kazanılan tüm değerleri ‘değersizleştirerek’ üzerimize gelmekte!.

Cinsel kimliklerin sorgulanır olması ve sınırsız cinsel özgürlüğün önünün açılıyor olması ve karşısına oturtulan dinsel düşüncenin taraf kılınması; ve bu çatışmadan kaçan tarafların tuzağa çekilmesi.. homofobik suçlamasına uğramamak için her türlü aykırılığa onay veren sıradan insanların bir anda ‘homo sevici’ suçlamasına uğraması.. diğer yandan, illa da ‘homo sever’ olma durumunda kalması; belki bugün çok anlaşılmayacak olsa da, dinler tarihinde sıklıkla rastlanılan ‘sübyancı’ vak’aları ile bugün modern dünyanın algısını teşkil eden ‘moda dünyasında’ çokça yer alan ‘pedofili’ vak’aları arasındaki akıl ötesi bağlantı ve benzerlik.. ve bugün dünyayı şekillendiren felsefe dünyası düşünürlerinin olağan davranış biçimlerinden olan ‘oğlancılık’ ile yine dini oluşumların temelinde yer alan ‘oğlancılık’ fikriyatı ve yaşanmışlığı arasındaki aynı iz-düşüm ve bağlantı.. bizi yine ‘derin din’ dediğim büyük ve derin ilişkiler ağına ulaştırmakta..

Son olarak anlattıklarımın yerli yerine oturması için şunu belirtmeliyim ki; genel-geçer olarak dini inanışı olan insanlara yüklenen ve dindar kesimlerin sahip çıktığı imajı verilen ‘ahlak’ öğretileri ve ‘aile’ kavramına, bir ‘agnostik ateist’ olarak ben de sahip çıkıyorum!. çünkü ‘aile’ kurumu saldırı altında olan insanlık, ‘derin din’ diye ifade ettiğim ve -belki şartlar gereği çok fazla açamadığım- bir büyük yıkım projesinin hedefindedir!.

Aile, insanoğlunun son kalesidir!. piç nesiller peşinde olan ve bize ait olmayan bir ‘düşünce’nin, bugün bize ‘modern dünya’ diye dayatılıyor olmasının ardında yatan birliktelik; ilk aşama olarak karşımıza ‘küreselci’ bir anlayışla çıkmıştır!. çok yakın bir zamanda, vatanını.. milletini.. ve de devletini kaybedecek olan insanoğlu..

..şayet ‘aile’ kavramından da bu kadar kolay vazgeçerse!. savaşacak hiç bir değeri, ideali ve amacı olmayan ‘piç nesiller’ haline dönüşecektir!.  (köle insan)

Ve son olarak şunu söylemeliyim ki; asıl saldırı altında olan, (y) kromozomu dur!. bugün büyük çoğunluğun bunu anlaması elbette zordur.. (gdo-gmo’nun birincil hedefi erkek spermi.. ikincil hedefi kadın üreme işlevleridir)

 

Cem Yağcıoğlu / edebiyatgazetesi / Kritik Eşik