Bir neslin son temsilcileri de birer birer ayrılıyor aramızdan; iki gün önce Halit Akçatepe’yi kaybettik, nam-ı diğer ‘Güdük Necmi’..

Her ölümün ardından söylene gelen, ‘ışık’.. ‘cennet’.. ‘nur’ veyahut ‘rahmet; artık hangisi ise, hepsini birden hak eden bir neslin temsilcileri.. Rıfat Ilgaz, Tarık Akan, Kemal Sunal ve daha adını sayamadığımız ve son olarak, Halit Akçatepe.. Çocukluğumuzdan kalan tebessümlerin sahipleriydi onlar.. özleyeceğiz…

Bu vesile ile uzun zamandır değinmeyi düşündüğüm ‘Recep İvedik’ konusuna, ‘Hababam Sınıfı’ karşılaştırması üzerinden bir girelim bakalım, nereden nereye gelmiş olduğumuzla ilgili..

‘İvedik’ çok doğru bir tipleme aslında ve tamamı ile gerçek; yani öyle çizgi kahraman falan değil, ebatları değişse de; hemen her gün karşılaştığımız bir tip!. Zengin bir müteahhit olarak ekranlarda boy gösterenleri, siyaset içinde ciddi konum ve mevki sahibi olanları, futbol kulüplerine başkan olanları, çete reisleri ve.. neyse burayı boş bırakalım.. Elbette tepeden aşağıya doğru bir grafik izlediğinizde, -göze batmalar- daha ziyade günlük hayatta ‘maganda’ diye tarif ettiğimiz hayatın içinden manzaralar şeklinde, her an burnumuzun dibinde bir yaşam..

Daha gerçekçi ve daha kompleksiz baktığınızda, ‘İvedik’ aslında çok daha masum, bir film kahramanı olarak; çünkü gerçekleri hiç de öyle değil!. zaten film de, bu ‘masumiyet’ üzerinden ilerliyor; ve aslında ciddi bir ‘sosyal gözlem’ filmi.. ya da son yıllarda moda olan deyimle; ‘sosyal bir deney’ aslında..

…acınacak hale düşen.. düşürülen bir halkın; kendi aksine gülmesi!.

İşte bu doğal tepkime, toplumun geldiği noktayı göstermesi açısından önemlidir; çünkü insanın kendine gülüyor olması, o noktanın ‘son nokta.’ olduğuna işarettir.. tıpkı abd’de Trump denen karikatürün ‘başkan’ olabilmesi gibi..

..ya da son moda, çocuklarının doğumu için abd’yi seçen anne adayları..

Sözün özü şudur, ‘İvedik’ sadece iri-yarı bir erkek modeli değildir ve aynı zamanda ‘üsten-bakmacı’ bir tavrın eleştirisi olarak tek başına ‘orta-alt’ ve ‘alt sınıf’a değil; sözüm-ona ‘üsten bakan’ ve lakin pek çok açıdan daha ‘İvedik’ olan; ve toplumun tüm kesimlerini kapsayan bir ‘fenomen’dir!. yani; kadını-erkeği ve son evrim modeli ‘trans bireyler’imiz de dahil, ‘ortak noktamız’dır. Daha anlaşılır olması bakımından; daha ziyade fakir ve varoş mahallelerin sorunu değil, ‘range rover’, ‘lamborghini’ye binen bireylerin de içinde olduğu büyük bir kalabalıktır.. aradaki fark şöyle kapatılabilir, (özetlenir) adet olduğu üzere; yıldızı olmayan otellerde hayatın akışına karışan kadınlara ‘ithaf’ edilen etiket ile.. yıldızlı otellerden çıkmayan hem-cinslerine, yine ilişki boyutuyla yaka iğnesi (broş) misali yakıştırılan (takılan) düzeyli ilişki sohbetleri misali.. aynı düzenek, erkek bireyler için de tersten kurulabilir..

Yani ‘İvedik’ tiplemesi, sadece fakir ve cahil kesimlere tek başına yüklenecek bir özne değil; aynı zamanda tepeden aşağıya tüm kesimlerin büyük çoğunluğunu oluşturan ve sadece biz de değil, hemen hemen dünyanın her yerinde gittikçe yaygınlaşan bir ‘tip’ modeldir.. şimdi eleştiri yaparken acaba filme olduğundan fazla mı değer atfediyorum diye tekrar okudum, değil.. Çünkü film, çok ciddi bir sosyal tespit barındırmakta; zaten bu denli eleştirilen (üsten-bakmacı).. tabi ben de eleştiriyorum (ama alttan bakarak) ve buna rağmen rekorlar kırıyor ise.. bu çok ciddi ve sosyolojik bir olaydır. Sıradan ve basit ve oldukça yetersiz bir yazar olarak sosyologları bu konu üzerinde tespitler yapmaya çağırıyorum..

Film, fakir, cahil ve aynı zamanda kaba-saba olan birinin, sistemin kaleleri sayılacak beş yıldızlı oteller, avm’ler, kahve zincirleri.. daha ziyade zengin kesiminin ‘yaşam alanları’  içerisinde yarattığı uyumsuzluk üzerine kurgulanmış ve alt gelir ile, orta ve bir üst gelir grup çatışması üzerine bina edilmiş olsa da.. işte benim filmle ilgili asıl eleştirim burada yatmaktadır; buradan hareketle cüzdanlarında bin dolar (mealen) ve üzeri olanların nedense üzerine alınmadığı bir hava yaratmakta, zaten ‘üsten bakma’ gayreti de buradan çıkmaktadır.. o üstten baktığını zanneden ‘zavallılar’, kafalarını çevirip biraz daha yukarıya baksa, kaç tane daha kafa göreceklerinden habersiz.. Filmin en büyük yanılgısı ve dikkat çekmeyen detayı da burada yatmaktadır; en alttan bir örnek üzerine inşa edilmiş olması.. (sosyolog arkadaşlara yardım olması bakımından)..

..oysa her gün televizyon ekranlarında.. reklamlarda.. parti propagandalarında.. gazeteci kılığında.. spor yorumcusu, şarkıcı, dizi oyuncusu olarak karşımızdalar.. ya da evlilik programı gibi ulvi görevleri yerine getirmekte ve aynı zamanda ‘ahlak’ dersi verebiliyor olmaları da ayrıca bir tez konusu olsa gerek.. yani tek başına bir kenar mahalle ‘magandası’ üzerine yüklenebilecek ve hemen ardından sıyrılacak bir durum değil!. ‘İvedik’ başlı başına bir ‘fenomen’, ama bizden çok uzakta.. ya da tek başına perdede değil!.

..trafikte.. maçta.. konserde.. mitingde.. ve zengin ve fakir!. her yerde ve her şekilde.. hem (x).. hem (y) kromozomu olarak hayatımızın her alanındalar.. hiç de komik değiller!..

İşte film bu yüzden tuttu; bu bir ‘dışa vurum’ filmidir.. toplumun kendi belgeselidir..

Evet bir film olarak eleştirelim derken; yine yukarıda da bahsettiğim üzere sanki biraz kutsadım gibi geldi; ancak daha son sözümü söylemiş değilim; vurucu olması bakımından, elbette bir film kahramanı olarak ‘yumuşatılmış’ ve bazı ‘insani’ motifler eklenmiş olsa da.. ‘İvedik’, hiç bir kuralı tanımayan öküzün önde gideni bir tiptir; dediğim gibi filmde onu sempatik kılan ögeler olsa da, gerçek hayatta hiç de öyle değildir..

İşte burada, Hababam Sınıfı ile Recep İvedik arasında bir karşılaştırma yapacak olursak ve elbette ‘şaban’ karakteri ön planda olarak; toplumda o günden bu güne yaşanılan ‘kültür erozyonu’nu rahatlıkla görebiliriz.. işte bu erozyon, ’12 Eylül’ darbesi ile başlamış ve neticesi Turgut Özal ile devam etmiş ve bugünkü siyasi tercihlere yansımış ve içinden çıkılmaz bir hal almış olan, ‘günümüz gerçeği’nin bir özeti ve sonucu niteliğindedir.. Aynı toplumda yaşayan ve bir birlerinden nefret eden insanlar yığınının, kapasite ve bulundukları konumlara göre ‘İvedik’leştiği bir ülke!..

Milletin gözünün içine baka-baka yalan söyleyen siyasilerin olduğu bir ülke!.  Eğitimi, sağlığı, medyası satılmış bir ülke!. İktidarı, muhalefeti çatışa-çatışa; ‘yine de aynı kulvarda’ geriye bırakılan bir ülke!. En kritik anlarda ‘milliyetçi’ geçinenlerinin son darbeyi vurduğu.. ve ‘aptallığın’ sınırlarında yaşanan SÜREÇ!..

Bir Millet, kendi ayaklarına kurşun sıkacak duruma geldiyse-getirildiyse!. Birilerinin bu Milletin kafasına kurşun sıkacağı günler yakındır!. Bu sebepten kendilerini ‘milliyetçi’ tarif edenlerin, ‘Millet’ düşmanlarını tanıması ve karşılığında her ne vadediliyor olursa olsun, oyuna gelmemeleri asıl olandır!.

Yazıyı bağlayacak olursak, başa dönelim ve çocukluğumuzun kahramanlarını bir kere daha analım, artık her nerede iseler..

..ez-cümle; bizler ‘Şaban’ın naif sakarlıklarına gülerken, ağalığa baş-kaldıran yanına tav olmuştuk!. oysa şimdi her ne kadar sevimli gösteriliyor olursa olsun, ‘faşist’ bir ‘İvedik’ tiplemesine mahkum edildik!. ve her yerdeler.. ve dediğim gibi, hiç de komik değiller!.

Genel tavrım açısından son cümlem sorulursa, hani olur ya; dağdaki çoban benim için çoğundan daha kıymetlidir!. Tüm eleştirilerim bu pencereden okunmalı ve değerlendirilmeli..

..tepegöz’lerle oldum olası barışamadım, savaşımın kutsallığı bundandır.. ölene değin…

 

Cem Yağcıoğlu   edebiyatgazetesi / Kritik Eşik  02-03-2017 Bakırköy.. 07.45

Yazıda bahsettiğim kültür erozyonu aslında kültür emperyalizmidir; ve sadece bizim değil, tüm insanlığın sorunudur!.. Bu gidişatın en belirgin öznesini ‘milliyetçilik’ adı altında yaşanan yaşatılan ve geçiştirilen ‘anglo-sakson milliyetçilk’ anlayışının egemen olma halidir.. yakın bir zamanda açacağım bir konu.. sağlıkla…

‘fenomen’ kelimesini ben de sevmiyorum.. ayrıca..