Bana belli aralıklarla gelen.. ya da sorulan bir sorudur; ”neden daha güçlü ve yaygın mecralarda yazmıyorsunuz?” diye.. Öncelikle internet yaygınlaştığı ve daha kullanılır olduğu günlerden bu yana, ‘istihbarat’ örgütlerinin cirit attığı bir alan olmuştur; ben-biz bunları görüyor, biliyor -ara ara dillendirsek de- moda deyimle ”elinde belge var mı?” meali sorulara ya da sıkıştırmalara maruz kalmamak için susuyoruz..

Oysa ‘görünen köy kılavuz istemez’cesine her şey ortada.. belge peşinde koşarsanız!. birilerinin adamı olursunuz; yoksa kendi dedesinin geçmişinden habersiz ‘araştırmacı-gazeteci’lerin, yine moda deyimle ‘tape’leri (tel kayıt) nereden aldıklarını sanıyorsunuz.. ilahi komedya!..

Ortalık ‘mit’e çalışan-yazan-çizen-çevirenden; en gizli detayları bile, sanki olayın bire-bir şahitleri edasıyla yazan, kopyala-yapıştır yazardan geçilmiyor.. sizce o değirmenin suyu.. pardon, bilgilerin kaynağı nereden geliyor?. Birileri bu bilgileri ‘servis’ ediyor, değil mi!.

Peki size bir soru? ”bu servisi sağlayanlar bu işi ‘babalarının hayrına mı?’ yapıyor”.. Bu bilgilerin bir ‘bedel’i.. ya da bir karşılığı olmalı değil mi!. işte bu karşılık; sadece bizde değil, dünyanın her yerinde, dönem-dönem ‘aydın suikastları’.. ya da çoğu zaman ‘gazeteci suikastları’ şeklinde, ”yeter artık, buraya kadar”, şeklinde; elbette bizim duymadığımız serzenişlerin ardından faili meçhuller kervanı misalleri ile karşımıza haber olarak gelir!. ya da kendiliğinden susturulma..

(Elbette bu işi belli ahlaki kurallar çerçevesinde ve ‘Millet’ çıkarına yapan aydınları, bu çerçevenin dışında tutarak.. elbette bu sayı, sanılandan çok daha azdır.)

..ama bugün ortalık ‘mit yazarları’ndan geçilmemekte; ki ‘mit’in bugün Orta-doğu, Orta Asya ve Kuzey Afrika operasyonları ile uluslararası bir kimlikte hareket ettiği gerçeğini ve bağlantılarını ortaya koyarak yapıyoruz fikir dalaşlarımızı..

Bu sebepten ben-biz ve benzeri -Türk-İtalyan-Fransız-İran’lı.. ya da abd’li, hiç fark etmez; sistemin içinde yer alan mecralarda boy göstermemiz imkansızdır!.

..zaten ‘gerçek’i yazdıkça, başka mecralarda yazma.. yazabilme ‘ihtimali’miz de, kendiliğinden ortadan kalkıyor; kaldı ki ‘tenezzül’ etmiyor olmamız da, sanırım çok az bir kitlece bilinmekte.. (kimleri ve neleri ret ettiğimizi de ileride birileri yazar illa ki.. kayıtların her zaman ortaya çıkma alışkanlığı var, nasılsa..)

Zaten gerçekler; paylaşıldıkça çoğalır.. tek sorun, anlaşılması biraz zaman alıyor, hepsi bu.. ya da en tepeden, en aşağıya sarmaşık gibi bir-birine bağlanmış ve bir-birine kenetlenmiş olan en alt ve en üst sınıf birlikteliğinin genel-geçer ‘doğru’ olduğu teorisinin, pratiğe dökülmüş hali.. anlaşılması bakımından (sen anladın, diğerleri için..) aşağıda M.Serdar Kuzuloğlu’nun yazısından bir bölüm alıntılıyorum:

”Shenzhen’de sadece Foxconn’da, sadece Apple için 230 bin kişi çalışıyor (toplam çalışan sayısı 500 bine yakın). Haftada altı gün, her gün en az 12 saat ve saati sadece 1.2 liraya başka bir deyişle ayda en fazla 345 lira kazanan bu; teknoloji çağı köleleri’ iş bitince evine de gidemiyor. Çünkü çoğunun evi yok. Olanlarıysa getir-götürle uğraşmak istemiyorlar. 15 yataklı ranzalarda, demir parmaklıklı camlarda yatıp vardiya saatini bekliyorlar. Parmaklığın sebebi intihar eden işçiler. Dert işçi kaybı da değil, ortaya çıkınca zor durumda kalan Apple’ın halkla ilişkiler departmanı. İntiharı önlemek için camlara parmaklık gerdiler. Nasıl ama?

Bu elektronik marabaların dünyanın elektronik cihazlarının yüzde 40’ını üreten Foxconn’a ek maliyeti ise günde 3 ton domuz ve 13 ton pirinç. Tek müşteri Apple da değil HP, Dell, Motorola, Nintendo, Nokia, Sony ve Samsung gibi birçok müşterileri var.

Hepsi bir yana; iPhone5 ne zaman çıkıyor acaba? Peki kaça?”

(Çin’den bahsediyor)..

Ve konu ile alakalı bugünkü Hürriyet’ten bir alıntı (05-04-2017) ”Çin’in kuzeyinde yaklaşık 2 bin kilometrekarelik alana “Şiongan” adında özel ekonomik bölge kurulacak. İnşa edilecek olan şehir, New York’un 3 katı büyüklüğünde.”

Ekonomik bölge dedikleri, yazarın da isimlendirdiği üzere, ‘eloktronik marabalar’ın çile şehirleri…

İşte en alt ile en üstün, bir-birine olan bu ‘düşkünlüğü’.. ya da bu ‘dayanışması’.. ve tüketici kılınan ‘orta sınıf’ın her yeni modelde ‘kuyruğa girmesi, meselesi..

Dışarıda başka bir dünya var.. ya da yok!. ama işleyiş ve de ‘kabulleniş; işte ‘yeni dünya düzeni’ dedikleri garabetin fotoğrafı bu.. uluslararası fast-food markalarının hayvan katliamları!. moda devlerinin yine hayvan katliamları ve de ‘pedofoli’yi yasallaştırma çabaları; ki buradan ‘Vatikan’ın dehlizlerine uzayan ‘derin bir yol’ var, onu nasıl anlatmalı bilemiyorum…

Her gün milyonlarca litre kan bağışına rağmen (tüm dünyada).. hasta yakınlarının her seferinde kan bulamamaları ve ölüm döşeğindeki yakınlarının acısını bir yana koyup.. işi-gücü bırakıp, ‘bağışçı arama’ zorunluluğuna tabi tutulmaları.. (oldukça gizli ve aslında tam da gözlerimizin önünde cereyan eden ‘kan savaşları’)..

..modern vampirler!.

Yaşadığımız hiç bir olay tek başına ‘ekonomi’ ile izah edilemez; yani tek başına ‘ekonomi savaşları’ tanımlaması ile tarif edilemez!. Ekonomik işleyiş pek çok kanlı olay ve de savaşın sebebi olabilir; ancak ‘nedenselliği’ tek başına ‘ekonomi’  ile açıklamak; su savaşları, enerji savaşları, vesaire alt başlıklara indirgemek, insanlık tarihinin en büyük yanılgısıdır!. ortalama insan modelinin ‘yarı aydın’, elbette ‘eğitim sistemi’ ile görmediği-göremediği ve tarihte kaldığını zannettiği ‘asalet hiyerarşi’si; çoğu zaman ‘ekonomik güç’ diye topluma lanse edilen ‘model’lerin de üzerinde ve çoğu zaman hiç bilmediğiniz.. ya da bilmediğimiz odaklar şeklinde apayrı düzlem içerisinde yer almakta.. daha ziyade ‘medya ve görsel sanatlar’ çerçevesinde boy göstermektedir, elbette ‘moda dünyası, kadın hareketleri (hareketin kullanımı), cinsel kimlik üzerine geliştirilen yeni söylem ve kuramlar, transhümanizm, sahte özgürlük’ teraneleri..

..ki yukarıda bahsettiğimiz ıPHONE’ örneğinde olduğu üzere.. çoğu zaman asıldan ve asıl gerçekten uzakta bir ‘insan’ modeli!.

Seküler yapıların (mealen laik) Papa’nın karşısında sıraya diziliyor olduğu gerçeği.. ve bu eleştiriyi yapan bizden bazılarının -ki haklılar- ve lakin aynı mantıkla ‘hilafet hayalleri’; daha doğrusu, bir üst akıl projesi olan ‘BOP’un (yerel adı ile ‘osmanlıcılık) himayesinde.. tıpkı ‘Vatikan hayalleri’nde olduğu üzere, tersten ‘kutsal topraklar’ değirmenine su taşıyor olmaları.. ve bunun ‘ortalama inanan’lar tarafından bir türlü anlaşılamıyor olması.. tıpkı diğerlerinin bir türlü anlamadıkları.. ya da anlayamadıkları gibi.. (tanrının oğlu.. ya da geçmişte yer alan tanrının oğulları ve kızları mistisizmi)

..ya da ‘madonna’ ve rönesans hayalleri.. yeniden doğuş…

..ölümden sonrası için endişelenen insanlar topluluğu; enteresandır, cennet hayalleri için, cehennem yaratmakta bir beis görmemektedir!. işte burada size ‘tetikçi’.. ‘bombacı’.. ya da ‘intihar bombacısı’ olarak gösterilen alt sınıf elemanlarıdır; oysa yukarıda bahsettiğimiz ‘asalet’ten habersiz yaprak bile kıpırdamaz!.  bugün size ‘feto’ diye sunulan örgütün sözüm-ona beyni olarak nitelenen Gülen’in; ”La ilahe illallah’ yeterlidir, Muhammed demese bile, alır başıma koyarım” demesi gibi.. (dinler arası diyalog- İbrahimi ortaklık).. (tabi biz bu deşifreleri ve çok daha fazlasını on yıl öncesinden bugüne defalarca yaptık)..

Dedim ya; ..gerçekler; paylaşıldıkça çoğalır.. tek sorun, anlaşılması biraz zaman alıyor, hepsi bu.. ya da o birilerince anlaşılan bu mu?. yoksa, hedefe giden yolda el değiştiren, bayrak mı?. at mı?.

Eğitim sisteminde çocukların ve gençlerin birer ‘meta’ (mal) konumuna indirgendiği.. ya da insan sağlığının ‘kesin tedavi’ yerine, ‘sürdürülebilir tedavi’ (ilaç ve uyuşturucu bağımlılığı) üzerinden, sonsuz bir rant kapısına dönüştürüldüğü günümüzde, kanser ve türlerinin kesin tedavisinin bulunacağını düşünmek.. yine başka bir yazımdan minik bir alıntı ile devam edelim; ”..bugün en büyük salgın hastalıkların oranı en fazla binlerle ifade edilirken, yakın bir zamanda ‘milyon’larla ifade edileceğini söylesem.. biliyorum ‘abartmış’ olacağım!.. acaba..

..mesela ‘çiçek’ hastalığı Afrika’dan tekrar aramıza girecek desem.. ki en son, yine Somali’den bay-bay demişti bize..

abd ve rusya’daki laboratuvarlarda tutulan çiçek virüsü! acaba ilk haliyle mi korunmuştur.. 2002 yılında yok edilmesi kararlaştırılan ‘virüs’, biyolojik silah olarak halen daha bekletilmektedir..

2011 tarihli bir haber; ”İki süper güç, yaklaşık 30 yıl önce insanlar arasındaki varlığı sona eren virüsün ‘daha garantili aşıların üretimi’ için bir süre daha saklanması gerektiğini savunuyor.”

siz de duygulandınız değil mi..”

İnsanlığı düşünmekten kendilerini alamıyorlar…

İşte bu alıntıdan da anlayacağınız üzere; belki çoğunuza ‘hadi canım sen de’ dedirtecek bir tespiti de buradan yapmakta fayda görüyorum; o da, hiç bir konuda fikir birliği olmayan uluslararası kuruluşların sadece ve sadece ‘sigara yasağı’ konusunda büyük bir ittifak içinde hareket ediyor olmaları da.. yine düşünen beyinler açısından çok önemli bir ayrıntıdır!. hem de her üç dinin tarikat ve cemaatlerince desteklenerek!.

..işte burada da, hemen hemen tüm dini tarikatlarda ve din tarihinde yer alan ‘cezbe hali’ ve uyuşturucu madde ilişkisini de, yine ayrıca düşünmenizi tavsiye ediyorum.. üzerine bir de Gülen’in huşu içindeki bir videosunu da seyrederseniz ve burun yapısı ile bağlantılı bir şekilde.. ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaksınız…

Yine dün tarihli bir Suriye haberi üzerinden gündemi okuyarak yazımızı sonlandıralım.. ”Suriye’nin Türkiye sınırındaki İdlib vilayetinde muhaliflerin denetimindeki Han Şeyhun ilçesi Esad rejimine ait olduğu belirtilen uçakların kimyasal saldırısına hedef oldu. Olayda 11’i çocuk en az 58 kişi hayatını kaybetti. AB, rejimin saldırının başlıca sorumlusu olduğunu belirtirken, BM Güvenlik Konseyi olağanüstü toplanıyor. Şam yönetiminden bir kaynak, sorumlu olmadıklarını savundu. Rusya da o bölgeyi bombalamadıklarını açıkladı.” (Hürriyet)

Yeni abd yönetiminin işin içine daha aktif dahil olacağını belgeleyen bir haber ve yine Erdoğan’ın, yeni harekatların olacağı açıklaması.. ve Kerkük’te bayrak krizi ve kürt kartının bir üst aşamaya geçeceği ile bağlantılı.. yine Erdoğan ‘koridor açıyoruz’ derken; bir başka yazımda bu koridorların Türkiye’nin lehine olmayacağını ve diğerlerinin önünün alabildiğince açıldığını söylemiştim..

..bir kere lağım çukuruna düşmeye görün!.

Bir kavalcının peşinde yok olan hayatlar..

Sizce, benim-bizim daha etkili mecralarda yazmamıza izin verirler mi?. nefes almamıza izin verdiklerine…

Size tavsiyem, medyanın gazına gelmemenizdir; zira yukarıda da bahsettiğim üzere, geçmişteki ‘asalet’in yuvalandığı ‘in’ orasıdır!. milyon dolarlık kalemlere itibar etmeyiniz, tüm duygularınıza tercüman olduklarınızı düşünseniz bile.. çünkü ‘asalet’, karşılığını almadığı bir ödeme yapmaz!.

Belki de karşılığında para alınmayacak (kazanılmayacak) tek ürün, ‘yazmak fiili-eylemi’dir!. tersi durumda başkalarının borazanını çalmanız kaçınılmazdır!.. (tabi burada gazeteci ve yazar ayrımını bilmek, elzem olandır)..

 

Cem Yağcıoğlu  edebiyatgazetesi / Kritik Eşik  05-04-2017  Bakırköy.. 08.05