Şimdi tam olarak tarihini hatırlamıyor olsam da belki bazı okurlar hatırlar, kurum olarak ‘vakıf’lar ve sistem olarak ‘referandum’ müesseselerinin, küresel elitlerin yeni keşfi olduğunu ve ‘demokrasi’.. ve hatta ileri demokrasi nitelemeleriyle ‘modern faşizm’in yollarını, bu yol ve yöntemlerle açacaklarıI mealinde sözler sarf etmiştim.. baştan sona şaibeli olan bir referandum sürecinin hemen ardından, ata binenlerin; inançları gereği daha ‘Bismillah’ demeden, ‘idam’ sözüne sarılmaları ve gerekirse ‘idam’ için de bir referandum yaparız, sözleri.. (siyasi pazarlık konusudur, dış dünya)

”şuursuz kalabalıklar’, elbette ilk önce kendi çocuklarının ‘idam’ edileceğinden habersizdir!.

Referandum sürecinde ‘hdp’ ve daha önce ‘yetmez ama evet’çilerin, ‘hayır’ safında yer almalarının, halkın kafasında yarattığı çelişki ve sonuçları ortadadır ve ‘evet’ cephesinin önde gelenleri bu kozu çok iyi kullanmış; ancak tarihi bir başarı yakalayacaklarına, ki tüm kozlar ellerinde olsa da.. aslında tarihi bir hezimet yaşamışlardır, tüm ‘şaibe’lerin onlardan yana olmasına rağmen.. şimdilik atı alan Üsküdar’ı geçmiştir; ancak attan düşmesi yakındır.. (elbette bu da bir süreç ve pazarlık işidir..) (karanlık bir dönem bizi bekliyor)

Peki bu referandum sonuçları ‘hayır’cı hdp ve temsil ettiği düşünceye yarayacak mı?. bu sonucu en acı hissedecek olanlar, yine ‘evet’çi cephede yer alan  sözüm-ona ‘miliyetçi-muhafazakar’ kesim olacaktır.. BOP, hız kesmeden; ve halkı kamplara bölerek hızla ilerlemekte.. bir yanda ‘hayır’cıların deyimiyle, ‘aptal ve ahmak millet’ (bu milletten adam olmaz).. diğer yanda, ‘evet’çilerin deyimiyle, ‘ab’ci ve satılmış pislikler’.. (monşerler).. çoklu bölünmeden ziyade, halkın bu şekilde tam ortadan ikiye bölünmesi ‘büyük tehlike’dir; çünkü, böylesi bölünmelerde ‘doğru fikir’.. ya da ‘haklı-haksız’ kavramları değil, küresel elitlerin dikta ettiği plan, günümüz ölçeğinde ‘BOP’!. hayata geçer.. (osmanlıcıların ruhu duymaz)..

Düzenli okuyucular hatırlar, 15 Temmuz gecesi bahse konu olan ‘feto darbesi’ ile ilgili düşüncelerimi, ilk yarım saat içinde ve devam eden ilk haftada onlarca yazı ile belgeledim.. ve yine sözde ‘miliyetçi-muhafazakar’ bazı aydın-yazarların ‘halkın şanlı direnişi’ diyerek malum çevreye destek verdiği yine belgelidir.. (Yenikapı Ruhu) peki sizce ‘feto’ diye tabir edilen örgüt, gerçekten temizlenmiş midir?. yoksa ortaya atılan ‘saf yemler’ mi ayıklanmıştır?. bu bir süreç işi ve süreç devam ediyor..

..’ordu’ya çeki düzen verilmiştir.. ama çoğunluğun sandığı şekliyle değil.. ‘hukuk’ camiası yeniden şekillendirilmiştir, yine sanıldığı gibi değil!. siyasi ayağı ile ilgili bazı düzenlemeler önümüzdeki günlerde mutlaka yapılacaktır; bu düzlemde ‘Gül’ faktörü, ‘referandum ertesi’ için saklanmış olabilir; çünkü göz ardı edilmeyecek önemli bir ‘rakip’!. hem aynı tabandan beslenen ve karşılığında diğerlerinden alacağı destekle… Erdoğan’ın ısrarla partinin başına geçme isteği, bu bakımdan değerlendirilmeli; çünkü akp, kaynayan kazan durumundadır ve elden giderse tüm dengeler alt-üst olabilir… (karanlık çağ başlıyor)..

Ülke yolsuzluk cenneti durumundadır.. atı alanlar, Üsküdar’ı geçerken; iktidar-muhalefet-medya üçlemesi kesinlikle halkın anlayamayacağı.. ya da ihtimal vermeyeceği bağlarla bir-birine bağlıdır; bunun en güzel ve bariz örneği, son on-beş yıldır mhp ve Bahçeli’nin izlediği ‘stepne politikası’dır ve daha geçmişe uzanırsanız 12 Eylül süreci öncesinde de aynı düzeneği görmeniz kuvvetle muhtemeldir!. (elbette partizan gözlüklerinizi çıkararak).. aynı düzlem ve ilişkiler ağı chp (ychp) için de geçerlidir. chp parti yönetimi değişimi, Baykal-Kılıçdaroğlu takası ve yine referandum süreci dolayısı ile Baykal’ın sahneye çıkması.. (herkesin bildiği kaset olayı ve hiç bir şey olmamışçasına süre-gelen ilişkiler ağı)..

tayyip ve Gül ayrışması; abd lobiler savaşıdır.. (AB köken ve yansıması mevcuttur, bu bağlamda İngiltere ve kürt kartı ortadadır) Kılıçdaroğlu ve Baykal ayrışması ve birleşmesi yine aynı lobilerin ‘ortak hedef’te ilerlediklerinin işaretidir.. referandum sonuçlarının ilanında hem yandaş medya, hem de ana akım medyanın ‘Anadolu Ajansı’nı referans alma gayretleri ve ‘Portakal’ kokulu ‘hayır’ mesajları.. (her kesimin ‘kandıranları’ ayrı)

..tırnak içinde ‘aptal’lık.. sadece bir kesime mal edilecek bir tarif değildir; sizleri, en çok güvendiklerinizle vuruyorlar, ruhunuz duymuyor… (evetçiler ve hayırcılar olarak kendilerini niteleyenler ve kendilerini diğerlerinden daha akıllı ve daha bilinçli görenler,, her iki şekilde de aynı ‘tezgâh’a hizmet ettiklerinin farkında değiller).. tarihteki hiç bir olay, tek başına ‘cehalet’le açıklanamaz; çünkü gelinen noktadaki ‘vahamet’, cehaletin saflığından çok ötededir!..

..akıllı olanlar, derslerine çalışmıyor!.. (bir bakıyorlar ki; bildikleri, durumu açıklamaya-anlamaya yetmiyor).. çünkü her zaman ‘çalışan’ kazanır!.

Halk (dünyanın her yerinde) parti liderlerinin hangi aşamalardan geçerek o mevkiye geldiğini.. ya da getirildiğini bilse.. sonuç değişir mi? değişmez; çünkü kalabalıkların olaya bakış şekli daha pratiktir.. ortalama zeka ile ilişkiler ağının, her parti ve düşünce için aynı olduğunu bilirler. Hele ki bizim gibi dış güdümle fazlasıyla yönetilen ülkelerde.. ve Anadolu kuramı olarak ortaya çıkan ‘ha ali-veli, ha veli-ali’ diyalektiğinden hareketle çok fazla düşünmezler. Trump’u seçen ile tayyip’i seçen halk arasında fark yoktur.. tıpkı Merkel’i seçenlerle olmadığı gibi.. Ortaya çıkan bariz farklar ise, ülkelerin sosyo-ekonomik durumu, coğrafyası, metre-kareye düşen ‘şehit’ sayısı ile alakalıdır!.

..son dönemde ayağı takılıp yere düşenlerin ‘şehit’ ilan edilmesi.. ‘diriliş ertuğrul’, ‘muhteşem yüzyıl’, ‘payitaht abdülhamit’ ve daha nicelerinin büyük bütçeler harcanarak ekrana gelmesi-getirilmesi.. hemen hepsi insanların manevi duygularının bu referandum sürecine alet edilmesi ile ilgilidir, zaten biliyorsunuz; ancak karşılığında ‘vatanım sensin’, ‘söz’, ‘savaşçı’ ve benzerleri yapılacak olan diğerleri ise; biraz daha elit, daha genç ve modern nesli ve daha ziyade Atatürkçü düşünceye gönül vermiş olanları hedef alan diziler.. Açıkçası bu yol ve yöntem belki bizde yeni olabilir, ancak dünyada yeni değil; bu taktik bir abd.. Hollywood taktiğidir!. ‘ilk kan- rambo’ ve daha pek çok benzeri filmlerle abd halkı bizden çok önce yenik düşmüştür bu vicdansız sömürüye; işte sürece buradan baktığınızda, hem 15 Temmuz ve ertesini, hem de referandum sürecinin nasıl bir çember içerisinde yer aldığını ve yaklaşık on yıldır bağırmamıza rağmen (bütçemiz düşük) sürecin nasıl da dönüp-dolaşıp planlanan yere geldiğini görebilirsiniz.. hem de abd ve ab ile çatışa-çatışa, yerseniz demeyeceğim.. bir güzel yedik..

..Merkel’in katkılarıyla…

Süreç başlangıç aşaması tamamdır; şimdi ise hedefte olan gerçekten Tayyip Erdoğan’dır!. (süre, pazarlık ve siyasetlerle alakalı uzar, ya da kısalır)..

Genel çoğunluğun bildiği; ancak bilmeyenler açısından ve tarihe not düşmek bakımından bahsetmek gerekirse; Almanya (asıl AB) abd’nin aksine muhafazakar-milliyetçi kesimle değil, daha ziyade ‘ulusalcı’ diye tanımlanan ve içinde Atatürkçüleri, ulusal solcuları ve Türk milliyetçilerini barındıran tarafla çok daha ilgilidir ve tüm politikasını bu durum ve kullanımına göre dizayn etmiştir.. hdp’nin bu referandumda ‘hayır’ cephesinde yer alması, Can Dündar ve mit tırları polemiği ve Hollanda, akp çatışması, en yakın örneklerdir..

..her seçim öncesi; ‘mealen’, Atatürkçüler uzak-ara kazanacaklar havasının yaratılması ve her seferinde hüsrana uğramaları, sosyal medya etkinliği içine sızmış ve sivil oluşumlarla desteklenmiş Alman aklının ürünüdür.. içimizde fazlasıyla varlar.. böylece en güçlü ve milli olan düşünce sistematiğini ‘hayal kırıklıkları’ ile oyalarken, yine abd menşeli, ‘osmanlıcı’ları, BOP ile oyalamaları.. geçmiş dönem ülkücü-devrimci polemiğinin yeni adı; ‘osmanlıcı’ (osmanlı ocakları).. tıpkı ülkücü (ülkü ocakları) misali ve karşılığı, yine çok ilişkili duran ve sola yaslanan Atatürkçü-Kemalist gençlik çatışması; ki anlaşılan kürtçü yapılar yine ‘buraya’ monte edilecek.. referandum ile bu ayrışma ve hemen karşısında gerçekleştirilen yapay birleşme (olmasa da) ve algı yönetimi ve yaratımı kendini net biçimde göstermiştir..

Türkeş’in fikir babası olduğu ‘ülkücü’ yapı; enteresandır, kurucu fikrin önüne geçmiş ve ‘ümmet’çi yapıya kapılarını her zaman açık bırakmıştır.. tıpkı bugün ‘osmanlıcı’ denen ve sondan başlayan yapılar gibi.. altı ok terk edilmişken (hiç sahip çıkılmadı), her nedense dokuz ışık benimsenmiştir.. (‘dokuz’) (‘ışık’)ın çözümlemesini burada yapmayacağım ve sadece neden ‘on’ değil de, ‘dokuz’ diye soracağım!. ‘ok’ bildiğiniz üzere Türklerle bütünleşmiş bir araçtır; ya ‘ışık’! diye de ekleyeceğim, anlayana…

neyse…

Biraz daha evrensel bakacak olursak, insanlığın geleceğini şekillendirecek ve hatta fiziksel görünümünü dahi değiştirecek büyük bir dünya savaşının kurgulandığı, sondan bir önceki aşamadayız.. önce terör örgütleriyle kana bulanacak olan dünya, istisnasız tüm coğrafyalar ve ardından sözde gelişmiş çağdaş ‘batı’nın kendini koruma güdüsünün, düğmeye basacağı ve tüm dünya halklarını etkileyecek olan büyük savaş!. ‘yeni evre’ye geçiş..

Son dönem dünya medyasında İsrail adının geçmemesi, Trump’un seçilmesi, İngiltere’nin AB’den ayrılma kararı ve süreci, Arap baharları, Ukrayna’nın bölünmesi, Rusya’nın tekrar dirilmesi-diriltilmesi, Hong Kong’un Çin’e devri, Kuzey Kore ve İran tehditlerinin ve asılsız medya haberlerinin gündemde tutulması, Japonya’nın abd’ye destek vermesi.. yine Fransa’nın, terörle terbiye edilip, AB içinde tutulması, uluslararası göç ve göçmen hareketlerinin hız kazanması..sigara yasağı ve bitkisel uyuşturucu ve hemen ertesinde sentetik uyuşturucu pazarının ilaç sanayi ve dünya sağlık örgütü (who) ilişkisi..

LGBT-i gibi örgütlerin yine ‘sol’ içine monte edilerek, ‘cinsel özgürlük’ söylemleri ile dini yapıların çatışma alanı içine dahil edilmesi, ‘ibrahimi dinlerin’ (Musevilik-Hristiyanlık-İslam) ‘şirk koşma’ tehditi ile planlanan ‘büyük kaos’ ve genetik deneylerin akıl-dışı sonuçlarının, toplumlarca normalize edilmesi ve insan psikolojisinin ‘ansiklopedik bilgilerin güncellenmesi’ ile çeşitliliğe hazırlanması ve doğacak sonuçlardan dolayı, anne-çocuk ilişkisinin sekteye uğratılması ve laboratuvar merkezli bir üreme alışkanlığının ‘ihtiyaç’ olduğu kabulü ve kadın-erkek ilişkisinin üreme boyutuyla ilişiğinin kesilmesi.. ve aşağılanması..

..ve heteroseksüelliğin diğer tercihleri baskıladığı suçlamasıyla, gözden düşürülmesi.. (burada kesiyorum, uzamasın..)

Orta-Doğu’daki süreç elbette diğer ülkelerden daha farklı ve daha kanlı ilerlemekte ve Hristiyanlarla, Musevilerin kabul etmediği İslam anlayışına açılan savaş üzerinden; ki hepsi ‘ibrahimi gelenekten gelir ve çoğu İslam diye bilinen uygulamaların geneli yine Yahudi şeriatı eseridir, tıpkı Hristiyanlıkta olduğu üzere.. ancak şekil verme ve terbiye bu inanışların bir savaşı olarak lanse edilmekte ve aslında asıl gerçek ve çekişme, yine bölgenin kadim tarihinde yer alan ‘saklı gerçek’ler üzerinde kilitli kalmaktadır!. yani hesaplaşma dinler tarihinin çok daha öncesinden bugüne uzanmış, sadece anlamlandırılması ve ayrım, ‘farklı dini görüşler üzerinden yapılmıştır..

Bilinen tarihte en fazla dış müdahaleye maruz kalan Sümer-Mısır dönemlerinden kalan bir hesaplaşma üzerine kurgulanan dünya siyaseti, kendisini Hristiyan, Musevi ve kimi zaman da İslam adı altında kategorize etmekte, uzak-doğuya gittikçe ‘Agarta’ efsanesiyle bütünleşmekte ve Hindistan’da; enteresandır bugünkü bilim dünyasının savı ‘paralel evrenler’ teorisiyle vücut bulmaktadır; ki reenkarnasyon fikri ve inanışı iyi incelendiğinde ‘paralel evrenler’ teorisiyle bire-bir örtüşür.. (sadece hareket ve zaman ilişkisi farklı izah edilir, aslında yine bilimsel tarifle ‘an’ içine sıkıştırılan aralıkla açıklanır)

Bu da, yine büyük bir kalabalıkça ateist sanılan bilimin, ‘gizli bir din’.. (derin din) anlayışı ile hareket ettiğinin işaretidir.. elbette yine anlayan.. ya da inananlarca.. daha önce ‘big bang’ teorisinin, tek tanrıcılığın (tanrı fikri) bilimsel açıklaması olduğunu yazmıştım. Cern Deneyi ve tanrı şiva ilişkisi üzerinden, insanlıktan bir şeylerin saklandığı yönündeki şüphelerimi aktarmıştım ve Cern Deneyi-Vatikan-Hollywood bağlantısı (melekler ve şeytanlar filmi)..

..ayrıca merak edenler açısından hollywood kelime manası ‘kutsal odun’dur.. Babil tanrıçası İştar’ı simgeler, Sümer tanrıçası İnanna aslıdır!.. yani her şey dönüp dolaşıp aslına dönmekte, her şey dönüp dolaşıp Orta-Doğu’ya.. daha da ötesi Anadolu’ya kilitlenmekte.. hani buralar neden bu kadar karışık diye düşünenler açısından.. daha açıkçası, mevzunun ortasında oturmaktayız, ondan olabilir mi acaba?.

..burada bizim bilmediğimiz bir şeyin peşindeler.. tanrıların kızları ve oğulları.. acaba neyin peşindeler!..

Kuklalara bakmaktan ve tapmaktan, onları göremiyor ve fark etmiyoruz.. bildiğim tek bir şey var, hiç iyi niyetli değiller ve insan nesli tehlike altındadır…

..çünkü bu hırs, insani değil!.. gdo-gmo ‘değişim’in başlangıcı..

..domatese ve çileğe yaptıklarını ‘insan’a da yapacaklar.. yine bahsetmiştim, ‘pitbull’ insan modeli, uzak değil.. (işid bir örnek teşkil edebilir, elbette masum kalır haliyle!)..

 

Cem Yağcıoğlu  1904-2017 / edebiyatgazetesi / Kritik Eşik  09.35