..çözüm, bazen kendiliğinden gelir..

Bazen sorunların büyümesi, içinden çıkılmaz hal alması, çözümü de beraberinde getirir.. bu elbette ‘çözüm’den ne anladığımızla alakalı bir durumdur; ki ‘çözüm’ diye ortaya konan, çoğu zaman ‘şefin spesiyali’ gibi bir şeydir, tıpkı şu an Fransa’da olduğu gibi.. Macron kazandı, (oylar emanet) ama Le Pen kaybetmedi; bu daha ziyade Almanya-AB.. ya da AB-Almanya müdahalesiyle açıklanabilir bir durum, Fransa’daki terör olayları ve yeni bir ‘İngiltere’ vakası yaşanmaması adına derin AB, yani Merkel-Almanya darbesi. Sonuçları bakımından daha devam eden bir süreç.. etkisi ve yansımaları sancılı bir Fransa-AB süreci başlamıştır da denilebilir..

..referandumda ne olup bittiğini anlayamayan bir Türk Halkı ile Fransa Halkı’nın bir-birinden bir farkı yok.. Fransa’da şimdilik Almanya kazandı, ama henüz diğerleri kaybetmedi..

Daha önce defalarca söylemiştik, Rusya Afganistan işgaline sessiz kaldı, Ukrayna bölündü, Almanya yara aldı!. Almanya intikamını abd seçimlerinde Trump’un iktidara getirilmesi ile aldı.. keza İngiltere’nin AB’den ayrılma süreci AB için (yani Almanya) sonun başlangıcı, Fransa seçim sonuçları sadece bir ‘es’.. süreç, askeri bir güç olamayan AB’nin tümden yok olması üzerine ilerlemekte… (Suriye politikası.. Türk-Rus baharı bir abd projesi.. tayyip-putin bir zamanların esad-tayyip projesi..)

Ez cümle, ‘karanlık çağ’ AB’nin kapısında, bu çağ yangını elbette tüm dünyayı etkileyecek; dengeler yine laik-anti laik eksen etrafında şekillenecek. Yansımaları bakımından ele alacak olursak, ‘ırkçılık’ ve ‘muhafazakar milliyetçilik’ güç kazanacak.. (her ne kadar bir-birleriyle çatışsa da) halk ve halklar bu çelişkilerden habersiz, bizdeki ‘osmanlı milliyetçiliği’ gibi absürd bir çember etrafında birleşirken, diğer yandan fazlasıyla ayrışarak, yine absürd bir durum komedisi üzerine oturtulacak olan yerel ve evrensel siyaset, temel bağlamda laik-anti-laik çatışması üzerinden ilerleyecek.. ve ‘batı’nın genlerinde var olan ‘faşist damar’, ‘islamofobi’ kullanılarak ‘doğu’ halklarına da bulaştırılacak..

..’evrensel düzen’a geçiş için, etnik ve dini ayrışmalar öne çıkarılıp halklar bir-birine kırdırılırken (bu ‘tez’ oluyor), diğer yandan ‘Vatikan’ın da içinde bulunduğu cenah, sözde hümanist bir yaklaşımla (dinler arası diyalog) ayrıştırıcı değil, birleştirici tarafta yer alarak (taktik) ‘tanrı’nın birliği’ fikri etrafında birleşme çağrıları yapacak, (bu da ‘anti-tez).. sonrasında..

..sonrasında, ‘ırk’, ‘kavim’ ‘halk’, ‘millet’, ‘ulus’ kavramları tartışmaya açılarak, ‘hepimiz insanız’ sömürüsü üzerinden; ki ‘kaos’lardan bunalmış insanoğlunun hümanizm damarları da kabartılarak ‘tek tip insan’ modeline geçiş sağlanacaktır.. yani ‘faşizm sopası’ yine ve yeniden gösterilerek, zapturapt altına alınacak olan insanoğlu, artık uğruna savaşacak bir şeyi olmadığı için, büyük bir sürü olarak çok daha kolay güdülecek ve sonsuz bir barış sağlanacaktır.. işte ben buna ‘ölümcül barış’ diyorum; çünkü bu sürecin ilerleyen bölümlerinde ‘aile’.. ‘tek eşlilik’ sorgulanacak ve yeterince modern bulunmayacağı için (ki bu bir, derin din konusudur)..

..kaldı ki bugün ‘heteroseksüelliğin’ (kadın-erkek ilişkisi) sorgulandığı ve yeterince ‘çağdaş’ olmadığı fikrinin (LGBTi)-(homofobik suçlamalar ve kurulan baskılar) hakim olduğu günümüzden hareket edecek olursak.. ‘derin kompleks’ isimli bir yazımdan bir alıntı ile devam edelim; ”Anlaşılması bakımında küçük bir örnek gerekirse ‘osho’ya bakabilirsiniz.. çok satanlar listesinden uzunca bir süre inmeyen serinin ‘değişim’ adlı kitabından bir bölüm okuyalım: ‘’cinsellik dünya nüfusu için sorun olmaktan çıkacak. Din adamı için sorun olmaktan çıkacak. Aslında eğer çocuklar laboratuvarlarda üretilirse, dünyadaki pek çok sorun ortadan kalkacak. Ve bizler en iyi insanları yaratabileceğiz: güzel, sağlıklı, istediğimiz kadar uzun yaşayabilecek insanları…’’ diye devam ediyor..”

..hani arada, diyorum ya, ‘bu hırs insani değil’..

..’aile’ ve sonrasında kesilecek olan ‘anne-çocuk’ ilişkisi ve ‘bilimkurgu’ (bu da ‘sentez) bir hayat!. zaten çok satanlar listesinden hiç inmeyen ‘osho’ klasiklerine baktığınızda da bu planı rahatlıkla görebilirsiniz.. ve ikna olan ‘yarı aydın’ ve ‘sorunsalı’ üzerinden de insanoğlunun yarın nelere ikna olabileceğini rahatlıkla görebilirsiniz!.

..uluslararası göç ve göçmen hareketlerinin temelinde yatan da budur!. ‘gen havuzu’nun bir-birine karıştırılması ve ‘gdo-gmo’ (değiştirilmiş-dönüştürülmüş) bitkisel ve hayvansal gıdalarla ‘tek tipleştirilme operasyonu’..

Kısacası bitkilerde ‘domates’e yaptıklarını.. ‘çilek’e yaptıklarını.. insana yapmak için gün sayıyorlar!. bir yanda ‘mülayim’ her şeye ‘eyvallah’ diyen bir halk.. diğer yanda ‘pitbull’ insan modeli!. (işid örneği, basit ve insancıl kalır!)..

..stadyumlara ‘arena’ demeleri ondandır!.

Bu sürecin devam edecek olan aşamalarında en büyük algı; yine ‘NASA’ tarafından yaratılacak olan ‘uzaylı saldırısı’ tehdidi ile çaresiz bırakılacak (insanoğlu) ve bu korku ile; şimdilik yerel slogan, ‘tek devlet, tek millet, tek din, tek bayrak’; ki bu ‘yeni dünya düzeni’nin parolasıdır.. ‘gezegen ve insanlık’ neyinize yetmiyor algısı..

..oysa asıl olan çeşitliliktir!. sizce her yanı ‘laleler’le çevrili bir bahçe mi? yoksa binlerce çeşit çiçeğin yer aldığı bir bahçe mi?

..insanlığı tek bir çiçeğe.. tek bir kokuya.. tek bir bakış açısına mahkum etmeye çalışıyorlar.. ve tüm bu gelişmelerden insanlığın lehine bir şeyler çıkacağını bekleyen ‘osho’ ve hayranları.. belki argo kaçacak ama ‘neyin kafasını yaşamaktalar’!.. (osho yine kendisini lanse edenlerce 1990 tarihinde zehirlenerek öldürülmüştür.. ilişkiler ağı ve diyalekt yanlışlığı)

Modern insan olgusu ile köle insan olgusunu ayıran öylesine ince bir çizgi var ki; sistemin büyüsüne kapılmış, sistemin eğitiminden geçmiş çoğu insan bu çizginin ötesi  ve berisinde yer alan uçurumların farkında değil!. bir yanda dinlerin baskıcı tutumu ve her değeri (ahlak-aile vs.) kendilerine mal etmeleri.. diğer yanda modern (çağdaş) yaşam aldatmacası ile tüm değerlerden kopan-koparılan bir anlayışa sorgulamadan ‘eyvallah’ diyen bir model!. ‘yarı aydın modeli’!.

..elbette dindar insanlar için ‘ahlak’ çok önemlidir; ancak bu demek değildir ki ‘ahlak’ eşittir din!. bu yaratılan bir yanılgıdan başka bir şey değildir!. çünkü ‘ahlak’, insanlık tarihi (evrim) süreciyle birlikte gelişen bir olgu ve yaşam biçimi-biçimlerinin bir yansımasıdır.. (ve Darwin de sanıldığı üzere, ‘ateist’ değil, bir ‘agnostik’ti.. olabilirlik ilkesi)

..yolda yürürken karıncalara basmamak için önüne bakan bir ‘insan’, ahlaklı insandır; bu bir ateist de olabilir.. koyu bir dindar da.. sübyancı (pedofili) olan biri, yine ateist de olabilir.. koyu dindar da..

Dolayısı ile ‘ahlak’ kavramını kategorize etmek ve sadece belli düşünceden ya da inanıştan (ya da ‘inanmayış’dan) topluluklara mal etmek, temelden yanlıştır; zira, -belki absürd bir örnek olacak- hemen hemen herkesin bildiği ve izlediği leopar ve makak maymunu yavrusu videosu ve o videoda leoparın yavruya beslediği ‘merhamet.. yine temelde varolan ve doğanın kendi geliştirdiği bir ‘ahlak’ anlayışıdır.. komple insanlığın bile kendine mal edemeyeceği; kimine göre ‘tanrısal’.. kimine göre ‘doğanın kuralı’dır ‘ahlak’.. kısaca ‘kendiliğinden gelişen’ yaşamsal bir dürtü..

..işte genlere müdahale bu ‘dürtü’nün iflası ve ‘değişim’i üzerine kurgulanmakta; bilim adı altında ‘modern (çağdaş) bir algı üzerine konuşlandırılan bu etki.. aslında doğanın işleyişine direk bir sabotajdan başka bir şey değildir!. işte bu ‘etki’yi ateist kılıfla insanlığa dayatanların; aslında her defasında bahsettiğim ‘derin din’ (sıradan inananlar değil) adına hareket ettikleri aşikardır!.

..çünkü doğa, müdahaleyi savunmaz.. kabul etmez!. dolayısı ile ‘tanrıcılık’ oynayanların, bizim bilmediğimiz (ama tahmin ettiğimiz) ve kullanmadığımız bir takvime göre hareket ettikleri açık!. sıradan inançlı insanların da benimle hem fikir olduğunu biliyorum; ki onlar, bu müdahaleyi ‘şirk’ koşmakla eş-değer tutar ve karşı çıkarlar.. mesele çok daha ‘üst’ ve çok daha ‘derin’ bir aklın ürünüdür.. (Vatikan’ın işleyişi bir örnek teşkil edebilir.)

Yani konunun hassasiyeti bakımından sıklıkla tekrarladığım gibi; mevzu teist.. ya da ateist meselesi.. ya da tartışmasına indirgenecek kadar basit ve anlaşılır değildir!.

Son dönemde amerikan dizilerinde sıklıkla rastlanılan, ‘bi-seksüalite’, ‘lolita’ (pedofili), ‘ensest’ ilişki ‘modernitesi’ ile çokça bilinmeyen ve hatta saklı tutulan tarihte yer alan ‘tanrıların oğulları’ ve ‘kızları’ arasındaki ilişki benzerliği (ensest).. ve çağrışımı ve yine ‘Orta-Doğu’ merkezli ‘spiritüel’ bağlantı ve arayışlar açısından kurulabilecek ilişkiler..  ‘çok yüzlü tanrı’ betimlemeleri ve pagan sistematiğinin, yine diğerlerine geçiş aşamasındaki ‘değişim’ ve ‘algı oyunları’ çerçevesinde sembolik haberleşmeler..

Bilmediğimiz.. ya da farkında olamadığımız bir süreç işlemekte; kimileri ‘tanrı’ adına.. kimileri de ‘tanrı’ karşısında yer aldıkları yüzleriyle (tez, anti-tez) her iki taraftan ve aynı kararlılıkla sona doğru emin adımlarla ilerlemekte ve modern insan olduğu savıyla her şeye ikna edilen ‘yarı aydın’, bu yolun taşlarını döşemekte.. sorgulamadan ve farkında olmadan!..

.. oysa insanoğlunun kaybetmemesi gereken.. vazgeçmemesi gereken tek şey ‘şüphe etme’ yetisidir; ki ‘inanç’ sistemleri öncelikle bu yetiyi ‘günah’ sayarak etkisiz kılmıştır; lakin ateist felsefe diye dayatılan pek çok düşünce akımı da, farklı yollardan bu yetinin köreltilmesi üzerine çalışmakta ve inanan-inanmayan çatışması üzerinden kutuplaştırılan insanoğlu.. böylece gerçek ‘tehdit’ten bi-haber kimi zaman ‘derin din’ bataklığında nereye yürüdüğünden habersiz.. kimi zaman da ateizmin yine ‘derin din’e uzanan, (felsefe tarihi-materyalizm idealizm çarpışması) ama bu sefer ‘modern’, ‘çağdaş’ kılıflarla sarılıp-sarmalanan yollarında telef olacaklarından habersiz.. ilerlemekte!..

‘yarı aydın’ tüm bunlara ‘komplo teorisi’ olarak bakmakta ve ‘osho’nun şu sözlerini, ”… Aslında eğer çocuklar laboratuvarlarda üretilirse, dünyadaki pek çok sorun ortadan kalkacak. Ve bizler en iyi insanları yaratabileceğiz…” iyi birer temenni olarak algılamaktadır!. işte sorunun büyüğü burada yatmaktadır; zira ‘tek tipleştirilen’ ‘eğitim’ (küresel eğitim ve sistematiği) ‘yarı aydın’ üretim makinesi gibi çalışmakta ve aynı anda hem sosyolog, hem felsefeci.. hem de uluslararası ilişkiler eğitimi alan ve ancak iki kelimeyi bir araya getirmekten aciz ‘rol model’ler ile; insan beyni ve düşüncesi ‘işgal’ edilmektedir!.

..tek gözlü bir kediyi görüp ‘illuminati’ye bağlayanlar ise tümden komedi.. (sosyal medya alimleri!)

..en büyük ‘işgal’, beyin işgalidir!. beyni işgal edilmiş bir insan ‘şüphe’ etmez!. duymaz!. sorgulamaz!. sadece farkında olduğunu zanneder; işte o ‘zan’ da, işgalcinin ona yüklediği ‘zan’dır!..

.. ‘osho’nun dayattığı.. ya da katillerinin ona dayattırdığı ” ”… Aslında eğer çocuklar laboratuvarlarda üretilirse, dünyadaki pek çok sorun ortadan kalkacak…” sözü, bir bakıma doğru.. ama ‘sorun’ ortadan kalktığında geride kalan ‘insan’ olacak mı?. işte asıl ‘sorun’.. ya da ‘soru’ bu!.

tez, teizm!. anti-tez ateizm.. ya SENTEZ!.

..SENTEZ, beyni işgal edilmiş!. iğdiş edilmiş!. iğfal edilmiş bir canlı!. türü.. ama bu kesinlikle, ‘insan’ değil!..

ŞÜPHE edin!.. tek yapmanız gereken bu; ki gelecek nesiller bu şüphe üzerinden ‘kurtuluş’ savaşlarını verebilsinler.. ‘toplumsal alzheimer’e geçit vermeyin!..

ŞÜPHE’nizi çocuklarınıza aktarınız…

İnsanlığı kurtaracak yegane düşünce yeteneği ‘ŞÜPHE‘dir.. kaybetmeyin..

Cem Yağcıoğlu  edebiyatgazetesi / Kritik Eşik  11-05-2017