anarşizm..

Ayrıntı; doğrunun ya da gerçeğin ‘dna’sı gibidir.. fark edildiğinde olay çözülür!. fark edildiğinde mevzunun derinliğine inilir!. fark edildiğinde, aşama kaydedilir…

Ayrıntılar, bütünü belirler; şayet her hangi bir konuda ayrıntıya sahip değilseniz, o konu hakkındaki bilginiz yüzeyseldir; yüzeysel bilgi ise, yanılgıyı doğurur; yanılgı, mevzu ne olursa olsun, doğrudan.. ya da gerçekten uzaklaşmaya yol açar; ki bu da çoğu kez ‘iyi niyet’ olsa dahi, kişinin ya da toplumların suistimal edilmesine zemin hazırlar.

Bu sebepten dünya siyaset anlayışı; ‘din’ ve ‘milliyet’ konularını, bahsettiğimiz bu ‘suistimal’.. ya da sömürü üzerinden değerlendirir, bu temel üzerinden beslenir. ‘Din’ faktörünün kullanımı ilkel topluluklardan bugüne ‘davranış bilimleri’ açısından bir değişiklik göstermemiştir; ancak ‘milliyet’ (kimlik) anlayışı ‘devletler hiyerarşisi’ açısından kurucu ve yönlendirici olmuş ve zaman içerisinde ‘din’ faktörü ile bir araya gelerek, farklı ‘etnik’ yapıların tek bir çatı altında toplandığı imparatorluklar çağını başlatmıştır. Bu ikilinin (din+milliyet) toplumlarda yarattığı baskı ve kimliksizlik anlayışı ‘ulus devlet’ ve beraberinde seküler (laik) yapıların doğmasına sebep olmuştur.

Ulus ve millet tanımlarının çoğu zaman karıştırıldığı, farklı kaynaklarca bir-birinden farklı yapılar olduğu yönünde tanımlamalar ile açıklandığı ortadadır; hatta çoğu zaman ‘ulusçuluğun’ sol görüş, milliyetçiliğin ise sağ görüş tarafından kullanıldığı (benimsendiği) gerçeği ve pratiği sabittir. Oysa her iki anlayışın ya da görüşün ortak ve net bir tanımı vardır (genel bağlamda) o da; Arapça olan ‘millet’ kavramı ile, Moğolca olan ‘ulus’ kavramının temelde, ”çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, ülkü, duygu, gelenek ve görenek birliği olan insanların oluşturduğu topluluk”, tarifiyle eş-değer olduğunun bilinmesi, başta bahsettiğimiz ‘ayrıntı’ ile çok ilintilidir.

Siyasi akımların ve fraksiyonların, tanımlar üzerinde oynamaları bu gerçeği değiştirmez!. Yerel bazda bir örnek vermek gerekirse, ‘Etimoloji Türkçe’den’ bir alıntı; ”Sözcüğün nihai kökeni muhtemelen Türkçe olmakla birlikte, Türkiye Türkçesine Moğol istilaları döneminde Moğolcadan alınmıştır. Modern döneme dek anlamı “göçebe Yörük ve Türkmenlerde büyük aşiret, aşiretler birliği” idi. Yeni Türkçe sözcük Atatürk’ün direktifleriyle 28 Eylül 1934’ten itibaren her gün gazetelerde yoğun olarak kullanılmıştır. 1973’ten itibaren Bülent Ecevit’e yakın kalemler (özellikle Ali Gevgilili) tarafından “milliyetçi” anlamında kullanılan ulusalcı sözcüğü, 1995’ten sonra Mümtaz Soysal ve Doğu Perinçek’in öncülük ettiği bir siyasi akımın adı oldu.”

..buradaki ‘ayrıntı’, günümüze tutulan bir fener niteliğindedir!. ‘Cumhuriyet’ bugün neden bu açmazlara düşmüştürün cevabı yine burada yatmaktadır!. defalarca yazdık, geçelim…

İşte ‘ayrıntı’ya sahip olmayan büyük kalabalıkların düştüğü ‘yanılgı’ların, günümüzde ve yine yerel ölçekte, ‘milliyetçilik’ ile ‘ulusçuluk’ (ulusalcılık) bağlamından ve tanım farklılığı zannı üzerinden bölünmesi de, yine yukarıda verdiğimiz süreç ve sürecin getirdiği dayatma ile ilgilidir!. Bugün kendilerini muhafazakar olarak tanımlayanların ‘miliyetçi’lik perspektifi ile, daha laik (seküler) olan kesimlerin ‘ulusalcı’ tanımlamaları arasında tarif ve anlam bakımından fark yoktur.. elbette pratikte yer alan fikir ayrılıkları, çok daha başka bir yazı konusudur.

Aslında bu temel ayrılığı doğuran yegane kavram, ‘din’ faktörünün işin içine dahil edilmesidir!. ya da ters açıdan bakacak olursak, dışlanmasıdır, diyebiliriz; bu da yine nereden baktığınızla çok ilgili ve ‘ayrıntı’nın gözden kaçırılması ile ilişkilidir!. Sosyolojik açıdan baktığınızda, temelde aynı olan kavramlar aracılığıyla ‘kelimeler’ ve yüklenen anlamlar bakımından toplumların nasıl ortadan ikiye bölündüğü, özde aynı şeyi savundukları halde, nasıl karşı-karşıya getirildikleri gerçeğidir!. işte ‘ayrıntı’ buradadır…

Şimdi buradan hareketle ‘ayrıntı’da gizli olanın ‘şeytan’ mı?. yoksa ‘melek’ mi?. olduğuna siz karar verin!..

Peki, kalabalıklar ‘ayrıntı’ ile neden ilgili değildir?. ya da ‘ayrıntı’ ile ilgili olsalar, kalabalık olabilirler miydi?. Anarşist Emma Goldman’ın (Yahudi asıllıdır) şu sözü çok şeyi özetliyor oysa; ”Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı.”

Oy vermek bir şeyleri değiştirmiyordu; peki bu kalabalıklar neden ısrarla ‘oy verme’ peşindeydi?. Belirli zümrelerin her ‘iktidar’ döneminde aynı tabaktan bal yediğini bile-bile, bu ısrar nedendi?

..çünkü kalabalıklar, (uluslar-milletler) ortak bir çıkar mekanizması etrafında toplanmış, en düşük gelirlisinden, en yüksek gelirlisine değin bir-birine yaslanmış topluluklardır, biri olmadan diğerinin olamayacağı bir düzen içerisinde hareket ederler ve en büyük korkuları düzenin bozulmasıdır!. düzenin bozulması ‘anarşi’ demektir onlar için.. kalabalıkları bir arada tutan en büyük ortak payda, sanıldığı üzere ne din!. ne etnik, ne de milli kavramlar değil; özel mülkiyettir!. oysa ‘anarşizm’in birinci kuralı nedir?.

..özel mülkiyetin bir sömürü ve baskı aracı olduğu gerçeğidir!. sizce (siz de dahil), kalabalıklar, ‘özel mülkiyet yasası’ olmayan bir hayatı kabul eder mi?. elbette hayır!.

Daha açıklayıcı olması bakımından; bir ormanın, tüm yaşayan hayvanlara ait olması mı doğrudur? yoksa her hangi bir türün ağaçlar üzerinde hak iddia etmesi, sahiplenmesi mi doğrudur?. elbette bu pencereden baktığınızda tüm hayvanlar seçeneğinin kabul görmesi elzem olandır; lakin iş, kendi penceremizden -kendimize- bakmamız mevzusu ile ilintili olduğunda, zengininden en fakirine ‘mülk’ fikri vazgeçilmez olandır!.

..cebinde bir kaç yüz doları olanın, doların yükselmesi ile mutlu olduğu ‘kalabalıklar hiyerarşisi’nde, mülkiyet vazgeçilmezdir!.

Anarşizm bir çözüm sunmaz; ancak, zihni güçlendirdiği kesin!.

.. işte bu sebepten; güçlü zihinlerin besin kaynağı, ‘ayrıntı’dır!.

Ayrıntı tek başına bir şey ifade etmez, bu sebepten kalabalıklar ‘ayrıntı’ üzerinde pek durmaz; çünkü ‘ayrıntı’, insanı yalnızlaştırır!.

..çünkü ‘ayrıntı’ yorar!.

..’ayrıntı’ya sahip olmak, büyük resimdeki hataların ortaya çıkmasına sebep olur; ki insan, bu ‘ayrıntı’ ile uğraşmak (otorite ile çatışma) yerine, ona sahip olmadan ‘düzen’ içerisinde uyumlu bir şekilde yaşamayı seçer!. aksi durumda, sahip olduklarını tehlikeye atacaktır!. işte bu da bir ‘ayrıntı’dır ki; otorite bu ‘karışmama hali’ni, kendi devamı ve hakimiyeti için kullanır!. bu da günümüzdeki ‘hantal devlet’ yapılarının ortaya çıkmasını sağlamıştır; kime ve neye hizmet ettikleri belli olmayan ve kurucu ‘kendi halkları’nın sömürüsü üzerinden palazlanan ve şimdilerde ‘küresel sermaye’ dediğimiz insanlık düşmanlarının ortağı olan ruhsuz yapılar!..

Devrim dediğimizde ilk akla gelen ‘Fransız Devrimi’dir; yapma bir entelektüel hava katar, konu ile ilgili ‘yüzeysel bilgi’ sahiplerine; ancak ‘Napolyon’ gibi bir diktatörün doğuşu ile Devrim ilişkisinin ‘ayrıntı’ları hakkında bilgi sahibi değillerdir!. tıpkı ‘Muhteşem Devrim’ (Şanlı Devrim) (1688) ile İngiliz sömürgeciliğinin yayılması ilişkisinde yatan ‘ayrıntı’ gibi.. elbette İngiltere’deki bu süreç 1215’te Kral John’a zorla imzalatılan ‘Magna Carta’ (Büyük Ferman) isimli belge ile de çok alakalıdır.

..ama asıl şahlanış ve sanayi devrimi ve dolayısı ile sömürgeciliğe uzanan yol, ‘Muhteşem Devrim’in devamında gelmiştir. 14. yüzyılda ‘veba’nın pençesinde kıvranan İngiltere, (Veba salgınında Kıta çapında 20-25 milyon insanın ölmüş olması muhtemeldir. Venedik, nüfusunun dörtte üçünü yitirdi, İngiltere de 4,5 milyonluk halkının yaklaşık 1 milyonunu kaybetti. Hastalıktan kırılmış, neredeyse yok olmuş bir kıtanın eski nüfusuna ulaşabilmesi için bir 150 yıl daha geçmesi gerekti… Reader’s Digest) nasıl bir dünya devine, ‘küresel güce’ dönüştü! Her dört insandan birinin ‘İngilizce’ konuştuğu günümüzde, ‘Muhteşem Devrim’in etkileri büyüktür.

‘Magna Carta’ anlaşması olsun.. ya da ‘Muhteşem Devrim’, her ikisinde de halkın değil, ‘elitlerin’ rolü büyüktür; oysa bu bahsettiklerimiz olsun veya tarihte yer alan diğerleri olsun, çoğu zaman ‘Magna Carta’nın gördüğü entelektüel ilgi neticesi ile  ”iktidarın yetki kullanımına sınırlama getirme üzerine verilen mücadelelerde, tarihte kazanılmış ilk zaferi temsil etmektedir” biçimiyle sunulur topluma!. belki başlangıç felsefesi bakımından doğru kabul edilebilir; ancak şu bir gerçektir ki; kralın altında yer alan elitlerin hisseden daha çok pay alma mücadelesinden başka bir şey değildir.. işte ‘ayrıntı’ buradadır; elbette bu ‘değişim’lerin halka sağladığı bazı avantajlar da olmuyor değildi; bu avantajların tarihe geçmesi ise ‘devrim’ nitelemesinin temelini oluşturmaktadır!.

Türk Devrimi!. (Kemalist Devrim).. Türk Devrimindeki ‘burjuva’ hareketi ile diğerlerindeki ‘burjuva’ hareketi ve talepleri bir-birinden çok farklı.. bir-birinden çok ayrı değerlendirilmelidir. Türk Devrimi, bir Milletin var olma mücadelesi üzerine kurgulanmış ve sanıldığı üzere 15-20 yıllık bir mücadelenin değil, geçmişi 150 yıla varan bir ezilmişliğin ve yok sayılmışlığın yarattığı ihtiyaç ve Mustafa Kemal Atatürk’ün dehası ile birleşmiş bir Devrimdir!. (ayrıntılarını defalarca yazdık, geçiyorum)

..oysa insanlığı etkileyen asıl ve gerçek devrim, ‘tarım devrimi’dir!. milliyet-dogma ve diğer kategorik algoritmalardan çok öte.. ve çok daha muhteşem!. devamında ise ‘sanayi devrimi’ ve İngiltere’nin yükselişi gelir; ki bu da sömürgeciliğin çağ atlayarak  ‘küresel sermaye’nin temellerinin atıldığı günümüze uzar… günümüzde dijital devrim ile sermaye ilişkisi ve haliyle üretim-emek ilişkilerinde ortaya çıkan ‘kuram’ boşluğu, ‘sanayi toplumu’ argümanlarının, ‘tüketim toplumu’ ihtiyaçlarına cevap veremez olduğu gerçeği ile yüz-yüzedir!. peki, küresel sermayenin bulduğu çözüm nedir?.

..taşeronlaştırma!.

Dünya Bankası, IMF ve benzeri küresel organizasyonlar ‘ekonomik büyüme’yi taşeron firmaların geleceği ile ilintili görmekte-göstermekte ve bu merkezde politikaları desteklemekte-dayatmaktadır!. Taşeronlaşma.. ya da taşeronlaştırma, küresel sermayenin siyasi düzlemde emek ve emekçi sömürüsü iken, (söylem) gerçek manada ‘sosyal devlet’ olgusuna kurulan büyük bir komplodur!.

Meksika’da elektronik endüstrisindeki 400.000 işçinin yaklaşık yüzde 60’ı taşeron işçisi kiralayan firmalar için çalışıyor; bazı şirketlerde ise bu oran yüzde 90’ı buluyor. Rusya’da yabancı şirketlerin yaklaşık yüzde 75’i, Rus şirketlerinin ise yüzde 35-50’si taşeron işçisi kullanıyor. Britanya’da taşeron işçilerinin tahmini sayısı 2008’de 270.000 ila 1,4 milyon arasında değişiyordu. Tayland’da elektronik endüstrisindeki yaklaşık 500.000 işçinin yarısından fazlası taşeron işçisidir.  Çin’de tahminen 60 milyon geçici taşeron işçisi vardır. Bu ise ülkede kentsel alanda çalışanların beşte biri demektir. 2008’de çıkan bir yasadan sonra bu sayı ikiye katlandı. (IndustriALL Küresel Sendika tarafından hazırlanan rapordan alıntı)

2017 tarihi itibariyle bu rakamların geldiği seviyeleri düşünün. Bu gidişatın gelecekte yaratacağı ‘sosyal patlama’ ve etkileri bilinse de, ‘ayrıntı’ denilip, görmezden gelinmektedir. Kalabalıkların sığındığı ‘günü kurtarma’ kuramı, bu bakımdan açıklayıcıdır; yukarıda da dediğimiz gibi; kalabalıklar, ‘ayrıntı’ üzerinde pek durmaz.. çünkü ‘ayrıntı’ insanı yorar!.

..ancak; ‘ayrıntı’, göz ardı edildiğinde; ‘tuzaktaki peynir’, farenin sonu olur!.

İşte insanoğlu da, ‘tuzaktaki peynir’in peşinde, kendi sonuna doğru ‘kararsız’!. değil elbette.. emin adımlarla ilerlemekte.

Maddenin ‘yok’ olmadığı evrende, ‘varlık’ tartışmasına girmek; ya da ‘varlık bilinci’ ile, ‘yokluk’ kargaşasında kaybolmak; elbette ‘düşün dünyası’ açısından elzem olandır; zaten ‘son’ dediğimiz kavram da, ‘mutlak görece’dir.. çünkü ‘bilinç düzeyi’ ile ‘bilgi birikimi’ ve işleyişi, din anlayışı, kimlik, kültür, coğrafya ve diğer tüm nitelikler, önce ‘toplumun’, sonra da ‘bireyin’ bakış açısını belirler.. oysa temelde ‘ayrıntı’ya sahip olan ‘birey’, ‘toplumsal mekanizma’ya dahil olduğunda ‘ayrıntı’dan uzaklaşır!. çünkü ‘ayrıntı’; düzenin tercih ettiği bir şey değildir..

..buradan hareketle, ‘ayrıntı’.. ya da doğru deyişle, ayrıntıya hakim olmak ‘birey’in işine gelmez; çünkü düzen (sistem) ne ‘ayrıntı’dan.. ne de ayrıntılı düşünülmesinden hoşlanmaz ve ‘pislikleri halının altına süpürmek’ kuramı, düzenin devamı için ‘altın kural’dır!..

..işte bu ‘altın kural’a uymayanlar, ‘anarşi’yi meydana getirir; çünkü ‘ayrıntı’ ‘anarşi’de gizlidir!.

Anarşi, sloganla, devrimcilikle ya da bilinen hiç bir kuramla açıklanamaz; hatta anarşinin kendi tanımı bile, bunun için yeterli değildir. Anarşi ve kaos diyalektiği tümden yanlış ve anlamsızdır; çünkü anarşi toplumsal bir hareket olma özelliğinde değildir; dolayısı ile kaos olduğunda ortaya çıkan sosyal duruma ‘anarşi’ ya da ‘anarşizm’ denilemez!. Anarşizm, düzen karşıtıdır; ancak karşı bir ‘düzen’ ön-görmez; dolayısı ile ‘kaos düzeni’ ile ‘anarşi’ bir arada düşünülemez!.

Anarşizmin, insanların belli bir düzen olmadan bir arada yaşayabileceği fikri sabit olsa da, bir makinenin bile, belli bir düzen içerisinde çalıştığı fikri sabiti karşısında etkisiz (çelişki) değildir; zira ‘anarşizm’, diğer pek çok akım gibi ‘ayrıntı’lar gözden kaçırılarak ve zaman içerisinde ‘anlamsız’ ve ‘gereksiz’ kılınmıştır; ve bilinen tanımını ve anlayışını da zaman içerisinde ‘düzen’, düzenlemiştir!.

..’anarşizm’in terörizmle bir arada anılması ve eş-değer kılınması da bunun en büyük kanıtıdır!. ‘otoriteye itiraz’, terörizmle eş-değer kılınmış ve zaman içerisinde önce bireyin!. sonrada büyük kalabalıkların ‘itiraz hakkı’ elinden alınmıştır!.

Anarşist miyim?. değilim; çünkü yeterli değilim!. vazgeçilmezleri olanlar ‘anarşist’ olamaz!.

Aktivizm (aktivist) ‘anarşizm’ (anarşist) değildir; aktivizm, yine düzenin izin verdiği ölçüde ve çoğu zaman küresel güçlerin ezici baskısının yarattığı travmanın, yumuşak geçiş sağlamasına izin veren eylem.. ya da eylemler bütününe verilen isimdir!. genelde siyasi bağlantılar ve görüşler üzerinden yol ve yöntem arar ve çözümler sunar; ve aktivist örgütler yine bir ‘düzen’ içerisinde hareket eder, genel itibari ile küresel güçlerin halkla ilişkiler boyutunda yer alır.

..yine ‘ayrıntı’ya girmeyen insan; bir ‘iyilik hareketi’ fikriyle çıktığı yolda, çoğu zaman bilmeden karşı çıktığı otoritenin, bir başka ‘çıkar ihtiyacına’ aracı olur!. neden sonra bunu anladığında, ‘yaşlanmış’ olur!..

 

Cem Yağcıoğlu  06-06-2017   edebiyatgazetesi / kritik eşik

Not: 15 bölümlük bu yazı dizisi daha sonra -e-kitap- formatında yayınlanacaktır..