NASA..

NASA, çok yakın zamanda uzayda hayat olduğunu açıklayacakmış!. enteresan.. Acaba başından beri birlikte çalıştıklarını da açıklayacaklar mı?.

..sigara yasağı gibi!. her şey serbest ‘sigara’ yasak!. (uyarıcı yasak!. uyuşturucu serbest!).. (elbette sigara sağlığa zararlıdır!)

..kadın-erkek ilişkisi tu kaka!. eş-cinsellik yaşa!.. (bu konuda dindarlarla aynı düşüncede olmam, bazılarını şaşırtıyor olabilir!. oysa, inananı-inanmayanı ‘doğaya müdahale’ konusunda birlik olmalı!. doğanın işleyişine ilk başta karşı çıkması gerekenler; ne yazık ki ‘bilimsel maniple’ ile; aslında kendi düşüncelerine ihanet ettiklerinin farkında değil!.)

..daha açık ifade etmek gerekirse, hani herkesin anlayacağı şekli ile; isteyen kendisini düzdürebilir!. kimsenin bu tercihe karışmaya.. müdahale etmeye hakkı yoktur!. kimse durduk yere kendisini düzdürmez; bu işin bir yanı (x yanı).. diğer yan daha bir karışık.. sorun şuradaki; neredeyse kendini düzdürenler ‘modern’, geri kalan herkes gerici.. ya da çok fazla anlamlandıramadığım şekli ile muhafazakar!. ulan ben değilim işte!.

..gerçek şudur ki; bir fikre, bir eyleme.. ya da her hangi bir şeye, ‘gericiler’ karşı çıkıyor ise.. o şey, illa da ‘ilerici’ bir şey olmak zorunda değildir!. bu büyük bir ‘yanılgı’ olabilir!.. yanılgılar, trajedilerin en yakın dostudur; tarih bu ikilinin maceraları ile doludur!..

(Son yıllarda artan homoseksüalite ve gdo-gmo ilişkisi (dna müdahaleleri) ne derece araştırılmakta ve bu konuda araştırmacılar ne derece özgür.. ve de araştırmalara fon aktarımı nedir?) (erkeğin süreçte yok olacağı aşikar, sürece müdahale mi ediliyor!. ve amaç ne?) (y kromozomu handikapı!)

..’muhafaza etmek’ ile ‘muhafazakarlık’ hep bir-birine karıştırılır; yani muhafaza eden ile, ‘muhafazakarlık’ bir değildir; çünkü biri siyasi.. ya da bir diğer deyişle ‘dünya görüşü’dür.. diğeri ise zaman ve mekan uyumuna göre hal ve tavır takınma.. daha doğrusu ‘koruma içgüdüsü’ ile hareket etme ile eş-anlamlıdır!. dolayısı ile yakın bir arkadaşımın bana, ‘sen muhafazakar ateistsin’ deyişi gibi bir şey; şimdi fazladan iki kitap okumuşların ‘olur mu hiç öyle şey’ serzenişini duyar gibiyim.. olmaz tabi; zaten o da bana takılmak için öyle söylemişti; burada asıl anlatmak istediği, başta da dediğim gibi, ‘koruma iç-güdüsü’ ile hareket etmem ve bazı değerlerin ‘muhafaza edilmesi’ni savunuyor olmamla alakalı.. (ayrıca fazladan iki kitap okumak iyidir.. anlamak daha iyidir, ama…)

..bizdeki ateistlerin en büyük yanılgısı, yabancı kaynaklardan.. ya da çok eskide kalmış ‘kuram’lardan hareketle, kendi düşünsel alt-yapısını hesaba katmadan.. bilgi birikiminin ne denli yeterli olduğunu bilmeden, okuduğu her hangi bir kitabın içindeki fikre kendisini kaptırmasıdır!. oysa dört binin üzerinde ‘inanç’ sisteminin olduğu dünyada tek bir ‘ateizm’ tarifi de yoktur.. olamaz da.. Darwin’in de düz bir ‘ateist’ olmadığını pek çok yabancı kaynak yazar.. (agnostik)

..işte NASA’nın yakında uzayda başka yaşam formları da var, şeklinde yapacağı açıklamanın bir yüzü de bu bahsettiğimiz konularla çok alakalı ve ilintilidir!. elbette bugünü hesaplayan bir açıklama olmayacak; ancak yarının yeniden doğacak olan ‘din’lerine kapı aralanacağının bir işaretidir bu.. elbette bugün için pek çok din temsilcisi, bu açıklamaya ayak uydurarak, kendi kitaplarından örneklerle ‘evet, işte bakın burada yazıyor’ gibisinden açıklamalarla günü kurtaracaktır.. ve lakin ‘değişim’in önünde dinlerin de duramayacağını, yarının nesilleri bugüne bakarak daha iyi görecektir.. biz öyle yapmıyor muyuz?.

Zaten, ‘tanrının bir oğlu’ olduğunu iddia eden görüşün dışında kalan dört bin küsur dinin temel tanrı inancı ‘soyut’tur!. her ne kadar o dinin görevlileri bu tanrıya bir sıfat, bir şekil izafe etseler de; aslında insanın içinde var olan ‘tanrı’ inancı ile, içinde ‘tanrı’ inancı olmayanların ‘nedensel’lik ilkesi.. uzaktan da olsa bir-birine çok benzer!.

Tek fark, ‘inanların’ tanrı adına yetkili olduklarını düşünmeleri.. ve diğerlerinin bu yetkiye karşı çıkmalarıdır!. belki de (x) şahsın tanrısı, bir diğerinin nedenselliği ile aynı kaba sığmaktadır!. ya da nedensellik ile, aynı şahsın tanrısı, tahayyül (düşünce) sınırlarımızın çok dışında olabilir.. (yere göğe sığmamak)..

Bizdeki ‘yarı aydın’ın en büyük yanılgılarından biri de; İslam ülkeleri dışında kalan ‘batı ülkeleri’nin, ‘laik’ bir yaşam biçimine sahip olduklarına olan inancıdır; oysa doğu ve batı ülkelerinde ortaya çıkan ‘yaşam biçimi’ farkı, tamamen gelenekler ve geçirilen süreçlerle alakalı bir durumdur!. Gericiliğin dünden daha yaygın olduğu ‘İslam’ coğrafyası gibi, batının da yine kendi içerisinde ileri değil, geri gittiği aşikardır; ama her fırsatta bize değil, yabancı kaynaklara itibar eden ‘bağzı’ okurlarımız için, ‘Denis Alexander’in 21.Yüzyılda Din ve Bilim adlı kitabından küçük bir alıntı yapalım;

”Finke, laik olmayan Amerika’yı konu aldığı kapsamlı araştırmasının ardından şöyle der; ABD’de dinsel inançlar konusundaki eğilimlerin tarihsel gelişimi geleneksel laikleşme modeline ters düşer… Modernleşme süreci Amerika’da laikleşmeyi getirmedi. Aksine, mevcut durum dinsel teşkilatların ne kadar canlı olduğunu ve bireylerin de bağlılıklarını sürdürdüklerini gösterir. 19. Yüzyılda kiliseye katılım oranlarında düşüş değil hızlı bir yükseliş, 20. yüzyılda da bu oranlarda olağanüstü bir kararlılık gözlemlenmiştir.”

Bugün aslında Orta-Doğu’da yaşanan ve sadece ‘İslam’a mal edilen ‘savaş’ senaryolarının arka planında yatan Musevi-Hristiyan (eski ahit-yeni ahit) dayanışması (evanjelizm, o yüzlerden sadece biridir.. görünen yüz-kirli ittifak) ve idealleri; aslında hiç bir şeyin göründüğü.. ya da gösterildiği gibi olmadığının en büyük kanıtıdır!.

..asıl gericilik, kılık kıyafetle değil, beyinlerin ele geçirilmesi ile vücut bulur!. kıyafetler ve yaşam biçimleri coğrafyaların geçmişten bugüne uzayan alışkanlıklarından başka bir şey değildir; bu sebepten bugün için çok modern bir kıyafet içinde görünen ‘batı’ kafası.. aslında modern gericiliğin adreslerinden biridir!. ‘yarı aydın’ ve esiri olduğu kompleks, bu gerçeğin görülmesine en büyük engeldir.. (İslam’daki kılık-kıyafet karmaşası günümüz açısından ikiye ayrılabilir; birincisi Arap gericiliğinin kıyafet yansıması.. ikincisi ise, (türban) fikri ile alevlenen ve çoğu zaman arabesk unsurlarla, modern batı kıyafetlerinin (yeni moda deyimle kombin) harmanlanması)..

..oysa ‘gerçek’ten haberiniz yoksa.. durduğunuz yerin ‘doğru yer’ olması imkansızdır; çünkü gerçek, doğrunun aynasıdır..

İnsanoğlu aradığı cevabı bulana değin; (yaratılış) ‘büyük kalabalıklar’ şeklinde bir şeylere inanmaya devam edecektir; bu aslında onun doğasında mevcuttur; zaten ‘bilim’ de buradan doğar!. (arayış) Bu arayış esnasında tüm cevapları bulduğunu sanan ‘bağzı’ ‘ateist’lere de, yine Galileo’nun bir sözü ile karşılık verelim.. hem de bir ‘ateist’ olarak.. Galileo diyor ki; ”En usta kuramcı bile doğada var olan etkenlerden hiç birini, en basit olanları da dahil olmak üzere, asla tam manasıyla anlayamayacaktır. Her şeyin anlaşılabileceği yönündeki küstahça varsayım, olsa olsa gizliden gizliye asla anlaşılamayacağı anlayışına dayanıyor olabilir.”

Benim yanıma ateist gelip, dindar olarak ayrılanlar.. ya da dindar gelip, ateist ayrılanlar çoktur.. tabi işin şakası bu; ancak çoğunun kafasının karıştığı çok açıktır; çünkü genel çoğunluğun, ‘kendi fikri’..inanışı.. ya da inanmayışı ile ilgili net bir görüşü yoktur; kısaca en son okuduğu kitabın yazarının kafasındadırlar.. tabi sizi kastetmiyorum… (ünlem koymuyorum)

..neyi anlatıyorum.. ya da anlatmaya çalışıyorum?. düzenli okurlarım elbette daha iyi bilir; hangi kategoride yazarsam yazayım, ta en başından beri hep aynı şeyi anlatıyorum aslında.. ‘bakış açısı’!. çünkü doğru bir ‘bakış açısı’,en karmaşık olayların bile kilidini açar, kişiyi ‘doğru’ yere konumlandırır, hata yapmasını engeller.. bilgi!. gereklidir; ancak onu işleyen en önemli mekanizma ‘bakış açısı’dır; şayet doğru bir ‘bakış açınız’ yoksa.. en doğru bilgi bile, elinizde erir gider.. ya da karşınızdakilerin işine yarar..

NASA diyorduk, gerçi biz NASA’nın kuruluş hikayesini (ki CİA kuruluş hikayesi ile eş-değerdir) defalarca yazdık; ama adamın biri geliyor; mesela bu yazıyı okuyor, ‘vay efendim neden muğlak anlatıyorsun, daha açık yazsana, Almanya’dan bahsetsene’ diyor.. muhtemelen Almanya’yı da bizden öğrenmiştir; yani istiyor ki, her şeyi bir sayfaya sığdıralım.. sen bir zahmet diğer yazılarımızı okusan, nasıl olur.. (bunlar genelde illuminati’cilerden çıkıyor; yani muhtemelen yine bizden öğrendikleri bazı bilgileri, bize satmaları onları daha bir bilgili kılıyor..)

..oysa bilgi, mütevaziliği doğurur..

İlluminati ne? zamanında yazdık, detay verdik geçtik; sandığın kadar gizli olsa, sen bunu konuşuyor olur muydun?. tek gözü çıkmış bir kedi görse, illuminati’ye bağlayan sıpalar var memlekette.. (videocular- herkes yapımcı)  içeride ve dışarıda.. bunca dönen dolap, bağlantı, on-binlerce yıl öteden bugüne düşen gölgeler varken, 1700’lerde kurulmuş bir örgüt!. bu mu yani!. elindeki paketi açmanın zamanı gelmedi mi.. bana da ver..

Rabia işaretini de zamanında çok anlattık.. ibrahimi dinlerden çok daha öncesinden gelen.. ve ancak son dönemlerde masonlarla anılan bir işaret!. baş parmak, avuç içinde yer alan gözü işaret eder ve yine avuç içinde yer alan göz işareti de Hristiyanlarca çok kullanılır.. (elbette kullananların niyetini sorgulamıyoruz, ama bunların bilinmesi de haddinden fazla önemlidir.. ayrıntıdır!) Yine bugün ‘nazarlık’ olarak bilinen sembolün de aynı manaya geldiğini savunanlar vardır, benim gibi…

Bozkurt işareti ile metalcilerin el işareti neden bir-birine çok benzer?. kökenleri yine bahsettiğimiz tarihlere ulaşır da ondan!.. (kimin ne anlam yüklediği elbette kendi sorunudur; ancak işaret parmağı ve serçe parmağı pagan sembolizminde ‘boynuz’u ifade eder.. daha da ötesi var elbette..) (rockçıların işaretinde baş parmak dışarıdadır; ancak köken yine aynıdır)

Sümer kraliçesi İnanna ile tanrı Dumizi’nin (Marduk) birleşmesi (cinsel birlikteliği-senede bir gün) Paskalya, Hıdrellez ve Nevruz (baharın uyanması-gelişi) şeklinde günümüze değin ulaşmış ve inanışların içine girmiştir.. Murat Bardakçı’nın gündeme getirdiği ve Prof. Dr. Gönül Tekin’in ‘Çengname’ isimli eserinden bir alıntı yapacak olursak, belki daha anlaşılır olur; ”Hristiyanlığın doğuşundan sonra eski pagan inançlarından bazıları bu yeni dinde yer buldular. Eski İran’ın güneş tanrısı Mitra’nın her sene 25 Aralık’ta karanlığa galip gelmesini temsil eden kutsal doğum inancı Milâttan Sonra 375’ten sonra “Noel” halini alırken, tanrı Dumuzi’nin her senenin Mart ayında yeniden dirilmesi de Hazreti İsa’nın göğe yükselmesi inancına dönüştü ve aynı gelenek, Musevîlik’te “Hamırsız Bayramı” oldu.”

..örnekler fazlası ile çoğaltılabilir; ancak ‘dogma’ların ‘gerçekler’ karşısındaki üstünlüğü.. yine ‘büyük kalabalıklar’ın süre-gelen çıkar ittifaklarıyla çok ilgilidir!. ‘ölümden sonraki hayat’ın garantiye alınması ve tanrı.. ya da tanrıların kızdırılmaması önemlidir, ve anlayışla karşılanmalıdır!. elbette tek bir şartla..

..cehennemde yanma özgürlüğüne müdahale edilmemesi koşuluyla!.

İnananları ‘aşağılama’.. gericiliğe verilecek en büyük ödüldür; çünkü, ‘varlık’ ile ‘yokluk’un ispatı, ya da bir-birine galip gelen fikri alt-yapısı mevcut değildir -elbette inançlı biri bu cümleyi gereksiz bulabilir-; ancak onun da anlaması gereken en önemli husus, her şeyin aslında bir ‘fikir’den ibaret olduğudur..

Diğer bir açıdan bakacak olursak, yukarıda Galileo’dan verdiğimiz örnek yeterli olacaktır.. biraz daha günümüze uyarlayacak olursak, ‘tanrı yoktur’ demek de.. hiç de öyle sanıldığı gibi.. ya da insanı diğerlerine göre daha ‘cool’ kılan bir söylem biçimi değildir!. bana göre ‘vardır’ demekten bir farkı yoktur!. dolayısı ile ‘ateist’ olmak.. ya da kişinin kendisini öyle tarif etmesi; tek başına, ‘tanrı yoktur’ demekle olmaz.. belki bazılarınca daha bir fiyakalı.. daha bir ‘uç’ bulunabilir; ancak dediğim gibi diğerinden bir farkı yoktur.. zira çıkış noktaları ve argümanları tersten aynıdır!. tersten aynıdır ne demek?.

..tersten aynıdır; iki karşıt düşüncenin, aslında aynı tezi farklı açılardan savunuyor olmasıdır.. ama savunanların bundan haberi yoktur!.. gibi bir şey dersek daha anlaşılır sanırım. işte çoğu yazımda üzerine basa basa ‘ayrıntı’ derken ve aslında en başından beri aynı şeyi anlatıyoruz derken, kastediğimiz budur.. ayrıntı!.

..ayrıntı, bütünün en küçük parçasıdır!. bir parça kayıp olursa, bütün bozulur; işte bu sebepten, ‘dogma’lar insanların ‘ayrıntı’ya girmelerini çok hoş karşılamaz.. genel kabul üzerine kurulan sistemler, yine onlar da ‘ayrıntı’dan hoşlanmazlar; çünkü ‘ayrıntı’, bütünün tamamını etkiler.. bu da ‘kaos’ demektir..

..sistem, devamı için ‘kaos’tan hoşlanmaz.. ‘kaos’tan dolayısı ile ‘büyük kalabalıklar’ da hoşlanmaz; çünkü ‘mülkiyet’ ile ‘kaos’ bir arada olmaz.. en fakir bile, oturduğu taburesinden vazgeçmez!. işte zenginlik, böylece kabul görür hale gelir.. (legalize olur).. (tabi buradaki zenginlikten kastımız tröstlerin egemenliğidir; dolayısı ile o devasa yapıları ayakta tutan, fakirin taburesini kaybetme korkusudur!)..

..en alt, en üstü hep ayakta tutar.. nedense…

 

Cem Yağcıoğlu  edebiyatgazetesi / kritik eşik  28-06-2017

serinin 1. yazısı: http://www.kritikesik.com/index.php/2017/06/06/ayrinti-1-anarsizm-cem-yagcioglu/