Düşüncelerini ifade edemeyen akademisyenlerin çoğaldığı günümüzde, çürük-çarık da olsa söylediği bir kaç aykırı sözü savunamayan bir başka grup akademisyen; ki bunların pek çoğu din tandanslı kültüre aittir, bir türlü doğru kelimeleri bir araya getirip cümlenin sonunu getiremezler. Evet bir kaç gün önce televizyon programında, Nuh peygamberin cep telefonu ile oğlunu aradığını söyleyen yardımcı doçentten bahsediyorum.. döllenmiş yumurta siparişlerinden bahseden zat-ı muhteremden..

..belli ki bir yerlerden bir şeyler okumuş, hatta bu konuda kitap bile yazmış; ancak okuduklarını anlamamış olacak ki, ne söylediğini savunabiliyor, ne de arka arkaya sıralı cümle kurabiliyor.. Belli ki henüz kendisi bile oradan-buradan (muhtemelen benden) okumuş olduğu ayrıntıları birleştirememiş. Gemiden güvercin değil, ‘iha’ların gönderildiğini iddia ederken; arka planı (moda deyimle background)  ‘kadın hakları’ mevzusunun çok muğlak bir ifade şekli olduğu ve boşanmaların önüne geçilmesi için ‘şeri nikah’n şart olduğu yönünde ‘aforizmalar’la dolu.. hatta ‘Yahudi’lerde kadın haklarının çok ileri olduğu yönünde açıklamaları mevcut, aşağıda okuyacağınız kısa paragraf, bu ‘üst akıl’ın(!) ürünüdür:

“Kadın hakları sınırları belli olmayan müphem bir ifadedir. Kadın hakları Yahudilerde en üst düzeydedir. Belki bunun için yaygınlaştırılmaktadır. Kadınların istediği haklar yani özgürlükler acaba onları gerçekten birer özgür fert mi yapacak yoksa onları kapitalizmin acımasız çarkları arasında öğütecek midir? Hakikatte özgürlükten ne kastedildiği tam olarak izah edilememektedir.”

Yahudilerden kastı, ‘İbrani’ kültürüdür aslında; ancak bu ‘kastı’ yapabilecek bir ‘bilinç düzeyi’nde olmadığı için; ne dediğini, ya da ne ile neyi kıyasladığını aynı anda düşünemediği için, aklınca ‘İslam’ı modernist bir bilim adamı edasıyla savunuyor görünmek telaşıyla saçmalamış belli ki.. ‘drone’dan bahsedeceksin, ‘iha’ diyeceksin; sonra dönüp ‘döllenmiş yumurta’ tedariki diyeceksin.. ‘gen bankası’ de bari de, dinleyenler en azından bir ‘oran’ yakalasın!. acaba mı desin..

..”gen bankası” olma ihtimalini ben bir kaç yazımda kullandım; ancak bu tanımım, doğruluğunu teyit eder nitelikte değil; ‘mit’lerin asırlar boyunca dinsel inanış şekline nasıl büründüğü konusuna açıklık getirmek içindi.. okuduğunu anlamak, sonrasında sindirmek çok önemli; yoksa, ‘dinsel’ konularda insanların ezberlerini bozmak imkansızdır..

..ki bu şahış dindar bir kişilik!.

..gerçi yaşayıp yaşamadığı bile belli olmayan birinin, ‘tanrının oğlu’ olduğuna inanan -medeni- milyarlar, Nuh’un cep telefonu faturası ödeyebileceğine neden inanmaz? orası da ayrı bir ‘oran’; yani ‘orantısız inanç’ mantığı içinde, ‘meta-fizik’ bir dram. Burada yanlış olan; yukarıda da söylediğim gibi, hakim olunmayan konular üzerinde ‘ahkam’ kesme ve bu vesile ile daha çok ilgi çekme düşüncesidir.. bir anda rezil olursun, öyle de oldu sanırım..

Ne demişti bu zat; ”Kadın hakları Yahudilerde en üst düzeydedir.” yani ‘İbrani’ kültüründen bahsediyor; ancak ”KUDÜS.. AVRAM’LA ANLAŞMA!.” isimli yazımda da bahsettiğim üzere bugünkü İsrail’de ‘İbrani’ nüfusun belki de hiç olmadığı.. hatta asıl İbrani’lerin Filistinliler olabileceği yönünde çıkarımlarda bulunmuştum.. daha gerçekçi olan bu çünkü.. yine desteklemek açısından, İsrail’li tarih profesörü Şolomo Sand’ın şu sözleri ile yazıyı sonlandırmıştım; ”bence Yahudi Milleti İsrail’i meydana getirmek için uydurulmuş bir masaldır ve bu masal sonunda onun çöküşüne sebep olacaktır”..  ” belki de gerçek İbrani ırkı, şu andaki Fılistinlilerdir.”

Şimdi vereceğim bir kaç örnek; ”Kadın hakları Yahudilerde en üst düzeydedir.” sözünün ne denli cahilce ve bilinçsiz bir tanımlama olduğunun göstergesi niteliğindedir; zira, ‘semavi’ denilen üç dinin ‘yobaz’lık boyutunun hangi derin kuyudan beslendiği ile ilgilidir.. ve bu ‘amca’ neyin kafasını yaşamaktadır, bilemedim..

Diğerlerine nazaran daha büyük kitlelere ulaşan ‘öğreti’lerin ‘kadın’ (dişi) figürüne yaklaşımı her ne kadar yine o ‘öğreti’nin takipçileri tarafından ‘gerici’ denilen akımların üzerine ihale edilse de..

 (anlaşılması bakımından ‘eski ahit’..)

İbraniler’de antik dönemde kadınların davranışları oldukça sınırlandırılmıştı. İbrani yazıtlarına göre;

”Bekar kadınlar babalarının, evli kadınlar kocalarının izni olmadan evden ayrılamazlardı.

Kadınlar aile yaşamında hemen hemen hiçbir şeye yetkili değildiler.

Kadınlar mahkemede tanıklık edemezdi.

Kadınlar kamuya açık alanlarda bulunamazdı.

Kadınlar tanımadığı kişilerle konuşamazdı.

Bir erkek istediği kadar kadını kendisine eş olarak alabilirdi.

Kadın babanın malı sayılır, evlenince sahiplik kocaya geçerdi.”

Yukarıdaki yaklaşımların çoğunu bugün ‘İslam’ inanışında da rahatlıkla görebilirsiniz!. (tarikat ve tasavvuf bu etkileşim ve yayılımda önemli rol oynar) ..diğerlerinde de rahatlıkla görebilirsiniz; zira ‘temel’ argüman budur!. 

Bugün Güneydoğu’muzda hayatın bir gerçeği olan ‘ağalık sistemi’ ve bağlantılı bir şekilde ‘töre’ anlayışı da, yine bu ‘nüve düşünce’nin ürünü şeklinde yoluna devam etmektedir. Töre denen ‘namus bekçiliği’nin çıkış noktası, bu kültürel anlayışın bir zamanlar ‘Mezopotamya’ denilen bu topraklar üzerinde saldığı kökle de çok alakalıdır..

İnsanlar zamanla ve ilerlemeleriyle birlikte artık ulaştıkları çağın kaldıramayacağı ‘düşün’ ve ‘yorum’ları ‘aşırı dinci’ kisvesi ile temizlemeye çalışsa da ‘nüve’ olduğu gibi kalır ve ‘büyük kalabalıklar’ı etkilemeye devam eder!. elbette bu ‘nüve’ küresel güç merkezi tarafından oldukça rantabl bir şekilde kullanılır!. Uluslararası terör ve ayrımcılık bu temeller üzerinden uygulanır!. (el kaide-işid-boko haram ve diğer örnekler..) (henüz yayınlanmamış olan ”cinsiyetsiz insana doğru” isimli kitabımın başlangıç bölümünden alıntıdır..kaynaklar kitapta yer alacaktır)

İşte kadına yönelik gelişen ayrımcılığın kökeni, bu kültürün bugüne ayrı-ayrı yansımasının bir ürünüdür; ancak bahse konu ettiğimiz vatandaş, ‘Yahudilik’ derken; ‘yeni dünya düzeni’ teorisyenlerini.. ya da ‘Hollywood” yönetmen ve oyuncularının temsil ettiği ve arkasında çoğu zaman ‘moda dünyası’, ya da  medya sektörü sahiplerinin bulunduğu sözde ‘modern dünya görüşü’nü ifade etmek istemiştir, bu vesile ile aracı olalım kendisine.. ama kurduğu mantık en başından yanlıştır; işte bu yanlışı ona izah etmemiz oldukça zordur, çünkü aynı anda ‘drone’, ‘iha’ derken, paralelinde ‘şeri nikah’ demektedir, işte buradan sonrası bizi de aşar.. yazık..

Vatandaş, ‘komplo teorisyeni’ olmak istemiş olabilir; ancak ‘komplo teorisyeni’ olmak için, önce ‘asıl komplo’dan haberdar olmak gerektiğini bilmediği açık.. sonra, hem sistemin adamı olmak, hem ‘komplo’ üretmek!. bu ‘cür’et’ değil, bu bildiğin hara-kiri yapmakla eş-değer bir tutum!.

Aslında şunu demek istiyor ama; ne inancı, ne de bilgisi kendisini ifade etmeye yetmiyor; çünkü, tam toparlayamasa da, söylediklerine kendisi de inanmıyor!. biraz daha ileriye gitse, kendi kendisini çürütecek haberi yok; bir anda tüm düşün sistemi çökecek, ondan da korkuyor..

Demek istediği şu; bu elbette onun düşünebileceğinden çok öte, ama yinede bahsettiği tarih aralığında çok ciddi bilimsel -her anlamda- ve arkeolojik tüm deliller; o dönemde dünya dışı yaşamlarla, insanlar ve medeniyetleri arasında bugün çok fazla izah edemediğimiz bazı ‘etkileşimler’ olduğu yönünde.. ancak yukarıda da bahsettiğim gibi, tanrının bir oğlu olduğuna tereddütsüz inanan kalabalıklar, bu gerçeklere inanmakta imtina etmekte.. sür-mesela, deliller artık inkar edilemeyecek vaziyete ulaşırsa eğer, yine kendi inanışlarına eklemleyerek kabul etme yolunu, daha doğrusu zorunluluğunu seçmektedirler.. Vatikan bu çalışmalara ve adaptasyon sürecine ayak uydurmakta zorlansa da, bazı güncellemeler yapıyor.. geçenlerde ‘şeytan’ın nüfus cüzdanı bilgilerini paylaştılar..

..Sen kalkıp Nuh’un cep telefonu vardı dersen; adam da, ‘hangi operatöre bağlıydı’ diye sorar sana.. oysa hikayenin özünde gerçekten ‘başka bir teknoloji’den bahsedildiği açık ve net.. ayrıca yerel (bölgesel) bir su baskının zaman içerisinde kulaktan kulağa yayıldığı ve tüm dünyayı etkilediği inanışının.. daha anlaşılır olması bakımından, büyük bir felaketten sonra, hayatta kalanların, kendilerini yaşayan son insanlar sanması gibi; bu diyalekt, bilim-kurgu filmlerde çokça işlenir.. sonra-sonra işler yoluna girer.. ve ‘kilise’ tekrar açılır…

Gerçekler, basit akıl oyunları ile gülünç hale sokulduğunda; yalanlar, gerçeklerden daha inanılır olur.. işte ‘ti’ye aldığımız bu örnek ile, bilinçli.. ya da bilinçsiz, nelerin ‘tezgâh’lanabileceğine siz karar verin.. bu sadece küçük bir örnek; yoksa bu ‘amca’nın anlattığı.. ya da anlatmaya çalıştığı hiç bir şeyin, elbette ‘gerçek’le uzaktan yakından bir ilgisi yok.

Aslında olan şudur; internet çıkalı herkes alim olmuştur, çalıntı tezler, başkalarının araştırmalarından esinlenmeler, mahalle arası ‘apartman üniversite’ler ve haliyle her dört kişiden biri mantığı ile profesörler, doçentler doktorlar furyası.. bunun sadece bizde olduğunu sanıyorsanız, yanılıyorsunuz; eğitim sektörünün ticarete alet edilmesinden bu yana, dünyanın her yerinde bu çürüme ve eğitilemeyen, ‘eğitilmiş cehalet’ her alanda söz sahibidir. Bahsettiğimiz bu örnek, gündem olması ile yazımıza konu olmuş olsa da; aslında buz-dağının görünen kısmıdır ve ‘şakalar ve komiklikler’le geçiştirilmiştir, daha derinlerde hiç de komik olmayan asıl gerçekler, gün yüzüne çıkmayı beklemektedir..

Bu hikayede ‘amca’mız, fizik alem ile meta-fizik alemi bir birine karıştırıp sözde kendi inancının ne denli ulvi bir inanç olduğunu ispatlamaya çalışmış olsa da; söylediklerinin.. daha doğrusu söylemeye çalıştıklarının, ‘tanrı fikrini’ çürüttüğünden ve insanlığın yaratılış hikayesini kendi inancında var olan temelden kopardığı ve üstün bir uzaylı ırkın müdahalesine bağladığından haberi yok!. Yani dünyada bu tür düşünce akımlarının da mevcut olduğu bir gerçek; ancak bu şahsın bütün bir ‘bilgi’yi alıp hamur kazanına boca etmek istemesi ve bu vesile ile, ”bakın bizim inancımız işte bu derece ileri” gibisinden, aslında bütün dinlerde var olan diğerlerinden ayrışma ve daha üstün olma iddiası ile; ve tamamen insan kaynaklı mantıkla bağlantılıdır.. muhtemelen ‘tanrı’ figürünün bundan haberi yoktur!. kraldan çok kralcılar manzumeleri gibi..

..ama cehalet, hiç bir zaman bilim ile arasında sağlam bir bağ kuramaz -burada bahsettiğimiz ‘gerçek bilim’dir; yoksa ‘ateist’ kılıfla ‘teizm’e hizmet eden ‘Cern Şövalyeleri‘nden bahsetmiyoruz!. bugün ‘haçlı kafası’ ile uzayın derinliklerinde yol alanlar misali..

Bu ve benzeri adamlara televizyonları başında gülmekten kırılanlar..bakınız benzerleri diyorum; işte bu benzeri milyarlar ‘tanrı’nın ‘oğlu’nun geleceği günü bekliyor.. hangisi daha komik!. bence ikisi de.. bu yazıda bizimkilerden bir örnek vermedim, çekindiğimden olabilir mi? ..asla.. Gerçek, korkuyu içinde barındırmaz; buradan kasıtla, ‘kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla’ kuramından hareketle yaklaştım konuya.. dinlerin ‘diyalektiği’ değişmez..

..ama hep söylediğim gibi; insan kendi varlığının, yani ‘yaratılış’ hikayesinin cevabını aramaya devam edecektir ve cevabı bulana değin ‘Tanrı’ fikrine sığınacaktır!. Bu çok doğal ve anlaşılabilir bir durum ve izah şeklidir; kimseyi ‘Tanrı’.. ya da ‘Allah’.. ya da ‘Rab’a neden inanıyorsun diye yargılayamazsınız.. yargılayamayız!. ama ‘din’ müessesesi ayrı..

..ben son nefesime değin bu müesseseyi yargılamaya devam edeceğim.. ‘İslam’ fikrini ‘kadına bakış’ açısından eleştirenlere bu yazı vesilesi ile bu fikrin ‘nüve’sini yukarında verdim.. yani nereden kaynaklandığını; yani eleştiri yapılacaksa, sorunun ‘menbaı’nı bilmek önemlidir.. tek başına ‘İslam’ eleştirisi, maksatlı ve yanlıştır ve bu ülkede sıklıkla yapılan budur ve sonuçları ortadadır!.

..eleştiri, bir bütün içerisinde ve tarafsız yapılırsa bir değer taşır… bütün dinler aynı kökten beslenir ve ‘itaat’le sınanır!..

..’itaat’ kelimesi bana çok ‘incitici’ ve ‘itici’ gelmektedir.. oldum olası sevmemişimdir!. diyeti ne ise de, öderiz artık!..

 

Cem Yağcıoğlu  07-01-2016  04.00

edebiyatgazetesi / kritik eşik