Seksenlerden sonraki kırılma, seksenlere değin süregelen ve bilinen-bilinmeyen insanlık tarihi.. ya da ‘saklanan tarih’ mi desek bilemedim; ancak seksenlerden sonraki toplumsal ‘kırılma’, ‘çöküş’ ve sonucunda ortaya çıkan ‘küresel çürüme’, hiç bir tarih ya da zaman aralığında böylesine bir ivme.. ve böylesine bir ‘çıkış’ yakalamadı. ‘Çürüme’, adeta bulaşıcı bir hastalık gibi; ırk, din, dil ayrımı gözetmeksizin tüm toplumsal mekanizmalara, yaşamın her alanına, eğitim kurumlarına, beslenme alışkanlıklarına, daha da ötesi, ‘cinsellik’ anlayış ve ‘bakış açısına’ değin aklınıza gelen her alana sirayet etmiş durumda.

..ve haliyle bu çürüme, kendi içinde kendi ‘entelektüel’ mekanizmalarını da yaratıyor; sömürü, insan ‘vicdan’ı ve ‘merhamet’i kıstas alınarak, çoğu zaman ‘mağdur olan’dan yana değil de, ‘mağdur’ rolüne bürünenleri kapsar oluyor.. ‘entelektüel fahişe’ler (daha ziyade basın-yayın, moda-blok endüstrisi)  pek çok zaman, ‘çürüme’nin kaldırım taşlarını döşerken, sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel farkları dikkate alma gereği hissetmeden, ‘tek tip’ bir ‘kültür’ anlayışını topluma dayatma ve bu dayatmayı ‘çeşitlilik’ kalkanı ile savunma yolunu seçmektedir.

Geçmişten bugüne ‘insan medeniyeti’nin kanayan yarası olan, ‘çocuk istismarı’, ‘kadına şiddet’, ‘cinsiyet ayrımcılığı’ ve benzeri tüm hassas konular, düne değin ‘feminist’ bir kalkanla korunma altına alınmak isteniyor iken; bugün enteresandır, daha ziyade kadın ve erkeği bir birinden ayırma ve bu ayrım üzerinden ‘gay’ ve ‘lezbiyen’ ilişkileri destekleme ve ‘rol model’ olarak topluma sunma biçimine dönüşmüştür!. Toplumların daha ziyade ‘modern’ diye tabir edilen kesimince kabul gören bu ‘değişim’, dindar dediğimiz kesimce de toptan yok sayılmakta..

TACİZ!. Son yıllarda insanların kafasına kazınan bir kelime.. ve gerçek mağdurlarından ziyade, yine son örnek olduğu için bahsedeyim; Harvey Weinstein isimli Hollywood yapımcısının geçmişten bugüne çalıştığı kadın oyuncuları bir şekilde taciz ettiği ve elindeki gücü bu yönde kullandığı haberinin patlaması ve ardı arkası kesilmeyen suçlamaların peş peşe gelmesi… Oysa bu haberin birden bire ortaya çıkması ve peşi sıra bu yapımcı ile çalışmış olan kadınların ardı ardına ekranlara çıkıp, ”otuz yıl önce de benim popomu elledi” melinde açıklamalar yapması; aslında bilinen ve görünenin aksine, çok daha başka amaçlar taşıyordu. Bu detayların bugüne değin saklı kalmış olması mümkün mü?. değil elbette!.  ”biz bir birimizi biliriz” kuramından hareketle, Hollywood sineması ve yaşamı ile biraz ilgili olanların daha iyi anlayacağı şekliyle; ‘kimin eli, kimin poposunda’ orası için, bilinen bir gerçektir!. yoksa bu olay patlak verdiği günden bir gün önce, bahse konu olan vatandaşın bir ‘rahip’ olduğunu kimse düşünmüyordu herhalde..

Peki bu haber neden şimdilerde ortaya çıktı meselesine gelecek olursak; bu elbette abd’nin kendi iç-dinamiği ile alakalı bir gereksinimden kaynaklanmıştır. abd seçim sürecinde büyük çoğunluğu Trump’un karşısında yer alan Hollywood şövalyeleri üzerinden, tıpkı ‘pizza-gate’ skandalında olduğu üzere ‘demokrat parti’ye.. daha da netleştirirsek eğer, ‘Clinton’lara verilen bir göz dağı idi.. ‘Obama’ zaten mimlenmiş bir arsız olarak tarihteki yerini almıştır!. Herkesin bildiği üzere, ‘Bill Clinton’, Amerikan tarihinin ‘taciz’ konusunda en mimli elemanıdır!. Bu ikili bir altın vuruştur; ikinci kısmı ise ‘Hollywood’ yaşam tarzının deşifresi ile muhafazakar seçmene şirin görünme ve aynı zamanda seçim öncesi sergilenen ve ‘Hollywood’un başı çektiği muhalefetten alınan intikam..

..ve karşı taraftan dün verilen cevap, Hürriyet’ten aynen; ”abd Başkanı Donald Trump’ın 2006 yılında ilişki yaşadığı iddia edilen porno yıldızı ‘Fırtınalı Daniels’e konuşmaması için 130 bin dolar ödediği öne sürüldü.”

Bu ‘bohem taciz’ skandalı ile birlikte patlak veren anlamsız dalgaya en güzel ve anlamlı cevap Fransız oyuncu Catherine Deneuve’un başını çektiği ve yüz kadın tarafından imzalanan ‘mektup’la geldi; ana fikrini özetlemek için bir cümlesini alıntıladım: ‘Kadınlar olarak, güç istismarını kınamanın ötesine geçerek, erkek ve cinsellik nefretine ulaşan bu tür bir feminizmin içinde kendimizi görmüyoruz”

..doğru yerde durmak, manzarayı daha iyi görmek için, bütün bir ormanı yakmanın alemi yok; cinsel sorunları olan ‘ba(ğ)zı kalem fahişelerinin kendi iç-dünyalarında yaşadıkları o muhteşem tatminsizliklerini ‘erkek’ düşmanlığına vuruyor olmaları, derinlerinde yatan sorunlarını örtmüyor.. mesela buradan çok rahat görünüyor.. bir insanın ‘kadın düşmanı’.. ya da ‘erkek düşmanı’ olması demek; sapkın iç-güdülerinin kontrolden çıktığına işarettir.. (ara ara fantezilerden bahsederler, dikkat edin ‘erkek düşmanı’ olanlar, daha baskın karaktere bürünürler; içlerindeki erkeğin esiridirler.. neyse..) (tıpkı, ‘kadın düşmanı’ olanların gizli eş-cinsel eğilimlerinin olması gibi..)

”BAZEN BEKLEMEK GEREKİR” isimli yazımdan bir alıntı yapalım.. bu alıntıyı ‘modern insan’ için yapıyorum:

”Modern toplumun ‘en büyük suç’ saydığı!.. dinlerin ‘en büyük günah’dediği.. lakin uzakdoğu turizm ‘garabet’i ile hiç de gözlerden uzak olmayan.. ama dediğimiz gibi; işi olan.. işini görecek olanlarca çok iyi kullanılan.. yani kısaca; ‘istismarın istismarı’ üzerinden hayat bulan bir düzen.. ve düzenin medyası tarafından; zaman-mekan tayini ile öne çıkarılan.. geri bırakılan vahamet!..

13 yaşındaki kız çocuğuna ‘tecavüz’ ettiği mahkeme kararıyla onanan dünyaca ünlü yönetmen Roman Polanski.. ki suçu sabit olduğu halde ‘oskar’ ile ödüllendirildi!.ve bu (sübyancı) pedofili; hayatının büyük bir bölümünü, ‘medeniyetin beşiği’(!) AB ülkelerinde özgürce ve cezasını çekmeden geçirmiştir!. Yani yerel veya uluslararası medyanın derdi; gerçeğin ortaya çıkması değil!. yaratılan.. ya da cepte tutulan ‘ba(ğ)zı’ bilgilerin.. toplumsal hassasiyetleri kullanarak amaca hizmet için ortaya dökülmesi.. ve sonuca gidilmesidir!..”

Yani sanıldığı üzere ‘taciz’ konusu asıl işlenen değil, bir vesile ile ‘kullanılan” bir argümandan öteye gitmemektedir!. Fillerin tepiştiği bir arenada, ‘çimlere basmayınız’ tabelasının ekrana gelmesi gibi bir şey.. ‘ezilen kadın’ günümüz sisteminde son hız ezilmeye, kullanılmaya devam etmekte; ama ekranlarda ‘çığlık’ atanlara bakan ‘şapşal’lar (ki maalesef çoğunluğu yine kadın) mevzunun çok uzağında ve sadece magazinsel boyutu ile ilgilidir!. tıpkı günümüzde, sokak kedilerine tekme atıp, profil resimlerine kedi fotoğrafı koyan iki-yüzlüler gibi.. o kadar çoklar ki…

..medyaya dikkat edeceksiniz; yoksa bir anda ‘baba’nızın azılı düşmanı olursunuz, ruhunuz duymaz!. çünkü ba(ğ)zı ‘entelektüel fahişe’ köşe yazarları tüm erkekleri ‘sapık’.. daha incitici bir detay, tüm babaları da potansiyel ‘taciz’ci ilan etmekte bir sakınca görmemektedir!. Bu abartılı ve maksatlı tutum, zaman içerisinde ‘derin bir komplo’ şeklinde karşımıza çıkacaktır..

Taciz olaylarını ‘erkek düşmanlığı’na bağlamak ve üzerinden ‘heteroseksüel’liği tartışmaya açmak; aynı zamanda, ‘çocuk tacizi’ ve tecavüz olaylarını emsal göstererek, ‘kadın-erkek’ ilişkisini yargılamak, ‘bi-seksüalite’yi öne çıkarmak ve kutsamak, kenarda köşede kalmış ‘feminist’.. ya da ‘lezbiyen’ köşe yazarlarının becerebileceği bir iş değildir ve ‘arka planı’, yine sanıldığından çok daha derin ve tarihi bir süreci kapsamaktadır..

Aile ve ahlak kavramlarına sahip çıkan görüntü sunan dinsel yapıların tersine; daha önce de söylediğimiz gibi, aile ve ahlak kavramları ‘evrensel insan’ öznesinin ‘evrimsel kazanım’larından ve diğerlerinden ayrılma aşamasında elde edilmiş sonuçlardır. Pek çok inanışta çok eşlilik normal karşılanırken ‘modern insan’ hayvansal dürtülerin esiri olmaktan kurtulup kendi ‘özgün’ düzenini ‘tek eş’lilikte bulmuşken.. buraya dikkat; ‘aile’ ve ‘ahlak’ kavramlarının sorgulanmasına ‘modern insan değil, dindar insan karşı çıkmaktadır; işte bu ‘yaratılan paradoks’ durumdan faydalanan ‘YDD’ciler ‘feminen erkek’, ‘maskülen kadın’ proje uygulamalarını yine, ‘kadın sömürüsü’ ve ‘erkek nefreti’ üzerinden pazarlamaktadır!.

..dinler cinselliği tabu haline getirirken, ‘modern dayatma’ ise; sınırsız bir özgürlük vaat etmektedir; oysa ‘düşünen insan’ bilir ki, sınırsız özgürlük.. ya da ‘tabu’!. ikisi de açığa çıkmamış, ya da bastırılmış dürtülerin serbestisine ve hatta zaman içerisinde ‘normalleşmesi’ne yol açmak için birer yöntemdir!. pedofili (subyancılık)  İşte insanoğlu.. ya da kızı, bu ‘paradoks’ ile sınanırken, uçlarda gezinirken.. ya da gezinmeye zorlanırken, normal olandan uzaklaşmakta, ‘marjinal’ tercihlere zorlanmaktadır. LGBT-i taraftarı olmak, ya da eleştirmemek ‘modern görüş’ olarak sunulurken, karşı olmak, ya da eleştirmek müthiş bir faşizan baskı ve neticesinde ‘homofobik’ suçlama ile karşı karşıya gelme sonucunu doğurmaktadır. İşte bu yöntemin toplumsal sonucu da, ‘Lut Kavmi sendromu’.. ya da diğer şekli ile, ‘Pompei felaketi’ şeklinde baskılanarak ‘muhafazakar’ akımların daha da güçlenmesine yol açmaktadır!. bu toplum mühendisliğini, ‘büyük kalabalıklar’ın görmesini.. ya da anlamasını beklemek, sözüm-ona eğitimin yükseldiği bu çağda çok zordur; çünkü birer ticarethaneye dönüşmüş olan ‘küresel eğitim’, paralelinde yine ‘küresel piyon’larını yetiştirmektedir.. (senden bahsetmiyorum, sen hariç)

Pek çok kilise yaşantısında ve bizde; belli tarikat ve cemaat kurs ve yurtlarında yaşanan skandalların benzeri ve belki de çok daha ağırları ‘modern insan’ın gözleri önünde yaşanmakta; ancak ‘modernliğin tarifi’.. ya da algısı ile oynayan YDD teorisyenleri, tüm aykırılıkları zaman ve mekan ilişkilerini gözeterek aşama-aşama toplumsal hayatın içine monte etmekte ve eğitim ile de desteklemektedir.. sıklıkla bahsettiğim ‘sigara yasağı’ ve ‘uyuşturucu teşviki’ bağlantısı bunun en net ve yakın tarih örneği olarak karşımızda durmaktadır!. (sentetik uyuşturucuya doğru)

Her zaman söylüyorum.. ya da söylüyoruz; kimsenin tercihiyle ilgili bir sorunumuz yoktur!. sorun, ‘rol model’ sorunudur!. bu soruna karşı çıkmak için illa ‘dindar’ olmak gerekmiyor; söylediklerim yerli yerine otursun diye yineliyorum; iflah olmaz bir ‘ateist’ (agnostik) olarak, ‘evrensel ahlak’ ilkelerinin korunmasından yanayım!. ‘evrensel ahlak’ ilkeleri ile, ‘dinsel ahlak’ öğretileri çoğu zaman karıştırılır, söylediklerimi bu bağlamda ele alınız..

..’evrensel ahlak’ ilkeleri bir dayatma değildir; ancak dokuz-on yaşındaki kız.. ya da erkek çocuklarına dokunulmayacağını bilirsin!. sözlü ya da yazılı kaydı yoktur; yine devamlı verdiğim bir örnek, yolda yürürken karıncalara basmamak için adımlarını karıştırmak, ve bazen ayakların dolanıp düşmek.. bir karşılığı yoktur; karşılığında fayda beklemeden yapılan her olumlu hareket yine ‘evrensel ahlak’ın bir neticesi.. ‘evrensel ahlak’ ise, sürecin bize en üstün hediyesidir!.

Modern.. ya da çağdaş insan olmak, her şeye ‘eyvallah’ deme ‘şapşallığı’ demek değildir!. kadın ve erkek cinselliğini savunmak, ‘çağın gerisinde’ kalmak değildir; bunların bir çoğu ‘yaratılan yanılgı’dan başka bir şey değildir..farklı tercihleri olanlara saygı duymak ve onların tercihlerini yaşamasına olanak sağlamak başka bir şey.. bütün bir absürtlüğü topluma ‘rol model’ olarak sunmak ahmaklığına katılmak başka..

Moda dünyasında hakim olan.. ya da hakim kılınan, günümüzde çoğu psikoloğun ‘mükemmel kimlik’ diye tanımladığı ‘androjen kimlik’ sorunsalına gelecek olursak (Bem’in cinsiyet rolleri), önce ortak bir tanımını yapalım, daha doğrusu alıntılayalım; ‘‘Androjen Kimlik: Her iki cinsin de olumlu ve iyi özelliklerini geliştirmiş kişidir.” İşte moda dünyasının bugün kullandığı dili temsil eden kimlik budur; erkek gibi giyinen kadınlar ve daha fazlası ile kadın gibi giyinen erkekler.. ‘uniseks’ model ve pazarlama..

Bem’in diğer kimlikleri; ‘kadınsılar’, ‘erkeksiler’, ^belirsizler’ ve son olarak değindiğimiz ‘androjen kimlik’!. Aslında, ‘androjen kimlik’in hakim bir cinsiyeti yok, daha ziyade ‘cinsiyetsiz’ diye tanımlanabilir; işte YDD’nin ısrarla üzerinde durduğu ve yaymaya çalıştığı kimlik budur!. ve benim de ısrarla üzerinde durduğum  ‘cinsiyetsiz insana doğru’ çalışmamın ana temeli ve amacı budur!. (sınırsız özgürlüklerden, ‘pedofili’ye uzanmak..)

..önce kadın-erkek ilişkisi bitirilecek; daha anlaşılır olması bakımından Mahmut abi ile Muharrem abinin aşkına indirgenecek her şey.. sonrasında ‘anne çocuk ilişkisi sekteye uğratılacak; baba zaten saldırı altında.. daha netleştirelim isterseniz, ”TASARIM!. ‘genetic engineering’!..” isimli bir başka yazımdan alıntı ile;

”Aslında eğer çocuklar laboratuvarlarda üretilirse, dünyadaki pek çok sorun ortadan kalkacak. Ve bizler en iyi insanları yaratabileceğiz: güzel, sağlıklı, istediğimiz kadar uzun yaşayabilecek insanları…” (OSHO-) (çok satanlar) (benim yorumum: yarı aydın ikna metotları)

Bu ve benzeri örnekleri ara-ara tekrarlıyorum, daha iyi anlaşılması bakımından, yoksa amacım, yazıyı uzatmak değil..

..ve asıl tehlike, insanlığın ‘ikna’yolu ile ‘tasarım’ının değiştirilmesidir!.

Tasarım değişti mi!. her şey değişir!..

”Bu aşk burada biter”..

..kadın ve erkek arasındaki ‘aşk’ biterse, her şey biter!.

Hedefte olan insan ve dna’sıdır!..

 

Cem Yağcıoğlu  edebiyatgazetesi / kritik eşik  14-01-2018  06.40