Bilgi ile -doğru bilgi- beslenmemiş beyinlerin, her türlü ‘medya atağına’ yenik düşmesi kaçınılmazdır.. (günümüz ve tüm dünya)

Bu ülkede şayet ‘milliyetçi’ oylara ihtiyaç duyuluyorsa iki seçeneği aktif hale getirmek yeterlidir; birincisi ‘pkk ile savaşıyoruz’!.. diğeri ise, Yunanistan ile girilen söz dalaşı. Bu iki argümanı kullanmak, ‘bıçkın’ ve ‘korkusuz’ milliyetçileri ayağa kaldırmak.. ve aslında bu yöntem ile sömürmek çok kolaydır.. gerçekte ne olup bittiğinden haberleri olmaz; hep sonradan gelir akılları başlarına; ama iş işten geçmiş olur!. kullanıldıklarıyla kalırlar ortada.. 12 Eylül ve sonrasında çıkarılan günahlar!.

..ya da ‘Müslümanlık’ elden gidiyor safsatası ile ‘muhafazakarları’ dürtmek!.

Bir de yeni dünya trendi, ‘muhafazakar milliyetçiler’ vardır; ki bunları, kıçları yer görmeyecek şekilde hep ayakta tutmak en kolayıdır. Trump’un seçilme -seçtirilme- hikayesinin temelinde de bu yatar; ki ‘yeni dünya düzencileri’ üzerlerine çöken ‘metal yorgunluğu’nu, verilen bu ara ile atabilsin diye.. abd’li ‘muhafazakar-milliyetçiler’ Türkiye’deki ‘akp’ seçmeni ile benzer özellikler taşır.. ya da bazı mhp seçmenleri ile..

..oysa ne Müslüman seçmen.. ne Hristiyan seçmen, ‘milliyetçilik’ ile dini düşüncelerinin örtüşmeyeceğini bilmez; çünkü bütün dinler, ‘ümmet’çiliği savunur.. ya da şart koşar!. ‘milliyeti’ reddeder!.

..bazılarının arada dillendirdiği gibi; tüm milliyetçiliği ayaklar altına alır!. asıl olan ‘din kardeşliği’dir!. ‘ümmet’çilik, ‘ibrahimi dinlerin’.. ya da ‘ibrahimi geleneğin’ olmazsa olmaz amacı-idealidir!.

..yani işin özü; ‘milliyetçi’ bir insanın ‘muhafazakar’ olması.. ya da ‘muhafazakar’ birinin, ‘milliyetçi’ olması, maddenin tabiatına aykırı bir durumdur; ancak ‘büyük kalabalıklar’ bundan haberdar değildir.. çünkü tanımlarla değil, medyanın ve iktidarın kullandığı argümanlara göre yön tayininde bulunurlar..

Semavi dinler denen ‘İbrahimi dinler’in, dışında kalan uzakdoğu dinleri ise; ki bilinen manada din değil, ‘düşünsel felsefe’ akımlarıdır; ve zamanla baskıcı dinlerden sıkılan ve üçüncü bir yol arayan insanoğlunun; ‘kaçış’ için sığınacağı muhtemel adreslerdir. Bilim-kurgu gelecekte, ‘sevgi’, ‘barış’, ‘kardeşlik’ temalarının öne çıkacağı ve ‘tanrıya inanmayan’; ancak nasıl bir mantık ise, ‘ilahi bir varlığa’ bel bağlayan ‘modern insan müsvetteleri’nin boy göstereceği daha şimdiden belirgin bir hal almış durumdadır!.

..tanrı inancı olmadan, ‘melek’lere bel bağlayan.. ve hatta meleklerle konuşan tiplere rastlayabilirsiniz!. bu absürt tipler, bugün için ‘zararsız’ ve hatta ‘sevimli’ görülseler de; yarının ‘din’ anlayışının temelini oluşturmaktadır; elbette onların bundan haberi yoktur.. çünkü mevzunun derinliğinden bi-haber, kanat takmış periler zannetmektedirler ‘melek’ diye tanımlanan figürleri; oysa, dinsel ve mitsel metinlerle anlatılan ‘melek’, ‘şeytan’ (melek), ‘cin’ ve vesair varlıkların aslında neyi sembolize ettiğinden.. ya da çok tanrılı dinlerin ‘tek tanrıya’ dönüştürülme hikayesinden ve görev dağılımlarının bu şekilde hiyerarşik bir yapıya büründürüldüğünden.. aslında ne kadar ‘gerçek’.. ya da gerçek-üstü olduklarından haberleri yoktur!.

..gerçek-üstü; gerçeğe aykırı değil, algılarla seçilen gerçekliğin ötesi ile alakalıdır..

..çoğu insan ‘melek’leri, Da Vinci’nin tablolarında resmettiği fügirlerle ‘şekillendirir’ hafızasında..

Ya ‘öteki dünya’ denilen ‘ütopya’ ‘cennet’.. ya da ‘distopya’ ‘cehennem’?. (tam karşılık gelmese de..)  sadece dinsel bir inanış mı?. yoksa henüz çok farkında olunmasa da, başlı başına bir ‘frekans’ meselesi mi!. çoklu evrenler kuramı (paralel evrenler) vesair yeni yaklaşımlar; aslında dinsel ve mitsel ön-görülerin bilimsel kanıtları mıdır?.

..dinsel metinlerin ‘insanlık tarihi’ ile ilgili çok ciddi metinler olduğu gerçeği, ayrıca değerlendirilmeli.. işte biz burada, ‘yobaz ateizm’den ayrılmaktayız!.

..tıpkı ‘big bang’ın, dinlerde yer alan ‘zerre’den yaratılma fikrinin temellendirilmesi, olduğu gibi.. şimdi benim ‘ateist’ (agnostik) düşüncede olduğumu bilen okurların kafası karışabilir; oysa kafa karışıklığı olacak bir durum söz konusu değildir; ben ‘din’lerin bir düşünsel akım ve ‘sömürge’ aracı olarak kullanılmasına karşıyım; yoksa içinde bulunduğumuz ‘evren’in tek başına bildiğimiz ‘fizik’ ile açıklanamayacağını çoğu defalar yazdım ve söyledim. Fizik aleme karşılık gelen, meta-fizik bir alem.. ya da alemler olduğu bugün aşikardır ve ‘Cern Deneyi’ de bunun en büyük kanıtıdır.. madde ve anti-madde arayışları, çoğu defalar değindiğim ve ‘kitap’ konum olan ‘derin din’ bağlantılı ve çoklu açıklama gerektiren bağlantılar içermektedir.

..gerçek başka bir şeydir; ‘inanç’.. ya da bir şeylere inanıyor olmak başka; ancak hepsinin geçmişten gelen ve bir-biriyle olan bağları mevcuttur!. Hindistan’da ineğe tapılıyor olduğunun yanlışlığı gibi.. Hindistan’da ya da ‘hindu’ dininde ineğe tapılmaz; evet ineğe bir kutsallık atfedilmiştir; ancak çok karışık bir inanç sistemi olan Hindu dini 300 milyondan fazla tanrı barındırır içinde.. ama asıl olan elbette ‘brahma’dır.. yani ineğe tapmazlar..  (ancak semavi dinlerde yer alan tarikat ve cemaat yapılarının benzeri yapılar zaman içerisinde kutsal sayılan inek ve öküze tapma yoluna gitmiştir; ancak bu elbette temel düşünceyi etkilemez.) Milletlerin, dillerin ve dinlerin çıkış yeri kabul edilen Hindistan yarım-adası ve ‘brahma’ ‘ibrahim’ benzerliği ve göç hikayeleri ve daha da ilginci ise, şu üçleme de yatar;  brahma (yaratıcı); vişnu (koruyucu) ve şiva (yok edici) olmak üzere üç farklı biçim üzerine kurgulanmıştır ve hepsinin temelinde yer alan (vücut bulan) brahma’dır!. (baba-oğul-kutsal ruh, misali)

..ayrıca Cern deneyinin yapıldığı Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’nin girişinde Hindu tanrısı Şiva‘nın heykelinin bulunuyor olması da, yukarıda bahsettiğimiz ‘derin din’ mevzusu ile de çok alakalıdır!. yoksa Avrupalı romantiklerin; oryantalist bir ‘sanatsal obje’ yaklaşımı değildir!.

Hinduizm’de milyonlarla ifade edilen tanrı-put karışımı figürlerin ötesinde ‘brahma’ ile de, tek tanrıcılığa ciddi bir atıf yapılır; ancak bir çok dinde olduğu gibi ‘kadınlar’, yine.. bazı durumlarda kocasını kendi tanrısı olarak görmelidir, şeklinde yaklaşımlar mevcuttur.. yine kadınların mülk edinme hakları yoktur; para kazanıyorsa, o para kocasına, evli değilse babasına, dul ise ve varsa oğluna aittir.. (MANU YASALARI)

..yine benzer yaklaşımları ”Nuh’un Gemisi ve İtaat” isimli yazımda yayınlamıştım.. benzerliği daha net görmeniz açısından küçük bir bölümü tekrar aktarıyorum: (Brahma’nın göçü manası üzerine..)

Diğerlerine nazaran daha büyük kitlelere ulaşan ‘öğreti’lerin ‘kadın’ (dişi) figürüne yaklaşımı her ne kadar yine o ‘öğreti’nin takipçileri tarafından ‘gerici’ denilen akımların üzerine ihale edilse de..

 (anlaşılması bakımından ‘eski ahit’..)

İbraniler’de antik dönemde kadınların davranışları oldukça sınırlandırılmıştı. İbrani yazıtlarına göre;

”Bekar kadınlar babalarının, evli kadınlar kocalarının izni olmadan evden ayrılamazlardı.

Kadınlar aile yaşamında hemen hemen hiçbir şeye yetkili değildiler.

Kadınlar mahkemede tanıklık edemezdi.

Kadınlar kamuya açık alanlarda bulunamazdı.

Kadınlar tanımadığı kişilerle konuşamazdı.

Bir erkek istediği kadar kadını kendisine eş olarak alabilirdi.

Kadın babanın malı sayılır, evlenince sahiplik kocaya geçerdi.”

İnsanoğlu.. ya da kızı yaratıcısını arıyor; bu da çok doğal bir reflekstir ve anlaşılması gerekir.. ancak neden bir ‘yok edici’ tanrı sembolü seçilmiştir?. işte ‘derin din’ dediğimiz ve açıklaması çok kolay olmayan bağlantı buradadır!. aslında ‘tanrı’ ve ‘şeytan’ diyalektiği, en ilkel dinlerden günümüz dinlerini ve hatta geleceğin dinlerini de şekillendirecek ana unsur ve ‘ikili sistematiği’ belirlemektedir!. iyi ile kötü.. elektron ile proton.. mikro kozmos-makro kozmos (evren).. varlık-yokluk.. başlangıç ve son..

..ya da başı ve sonu olmayan!. sonsuz.. (kıstas ne?)

İnsanın, nasıl oluştuğunu.. ya da yaratıldığını merak etmesi ve kendisinden çok daha güçlü.. akıllı ve azametli bir ‘varlık’ arayışına girmesi elbette çok doğal ve anlaşılabilir bir durumdur; sorun, bu ‘arayış’ın, onun en zayıf ve istismar edilmesi en kolay yönünü açığa çıkarmasıdır!. ‘sonsuz ceza’.. ya da ‘sonsuz saadet’ zinciri, elbette onun ‘istismar’ edilmesi ve bu istismar üzerinden kullanılması fikrini geliştirmiştir; (dinler 4000 civarı)  ki dün-bugün ve yarın bu ‘istismar’, çeşitli şekil ve argüman değişikliklerine uğrasa da, aynen devam edecektir.. yakın bir gelecekte, tasarımı ve programı (dna kodlaması)  değiştirilecek olan insanoğlu.. ya da kızı; ‘sevgi’, ‘barış’ ve ‘kardeşlik’ üçlemesi üzerinden oldukça atıl..

..isyan nedir bilmeyen bir türe dönüştürülecektir!. anne-baba-çocuk ilişkisi sekteye uğratılacak ve insanoğlu ya da kızı, ön-sipariş!. evet yanlış duymadınız.. ihtiyaca göre üretilecektir!. kadının üreme işlevi ve erkek sperm hücrelerinin saldırı altında olduğunu, son on yıldır devamlı yazıyoruz.. yerli yabancı pek çok yazar bunlara değiniyor; ancak yerleşik ve ana akım medyada bu yazarlara rast gelemezsiniz!. (arayın ve bulun) -(şimdilerde yeni yeni kitaplar çıkmaya başladı, ancak çok dikkatli okunmalı!.)

..inanan olun.. ya da inanmayan!. hiç fark etmez.. tehlike çok büyük boyutlarda ve ‘insan nesli’ni hedef almış durumdadır!.

Benim bütün yazılarım bugün yedi yaşında olan kızım ve geleceğimiz içindir!.

”Çileğin Tadı” isimli yazımdan bir alıntı ile bitirelim;

…modernizmin ön-gördüğü ‘sınırsız özgürlük’ ile dinci yapıların ön-gördüğü ‘sınır’; ters manada iyi incelendiğinde, siyasi yelpazesi olmayan, lakin illa da ‘faşist’ bir yapı etrafında birleşmektedir.. ki, insanlığı bekleyen en büyük tehlike budur!. (derin din)

çileğin gerçek tadının ne olduğunu bilen son nesil.. yani bizler gittiğimizde.. artık kimse o tadı hatırlamayacaktır!.

..hatırlanmayan bir şey için ‘savaş’maya gerek yoktur!. işte bizi ve neslimizi bekleyen en büyük tehlike budur!. ”ölümcül barış”!..

o zaman kim olduğunun!. ve ne olduğunun bir önemi olmayacaktır!..

işte biz!. çileğin o tadını kelimelere dökmeye çalışıyoruz.. belki o tadı hissedebilirler.. belki o hissi yaşamak için geri dönebilirler diye..

bizim görevimiz de bu!.

 

Cem Yağcıoğlu  18-02-2018  06.30

edebiyatgazetesi / kritik eşik