”Kontrolsüz güç, güç değildir’ sözü, kullanıldığı her alanda doğru sonuçları açısından benzersiz bir tanımlamadır. Siyasette, iş dünyasında, kadın erkek ilişkilerinde.. hatta, anne-çocuk ilişkisinde bile, ‘geleceğin’ şekillenmesi açısından önemlidir.

Gücü elinde bulunduranın, ‘güç’ü kaybetmemek uğruna gittikçe ‘pervasız’lasması, kural tanımaz tavırlar içerisine girmesi.. ya da kendi kurallarını, tüm evrensel ahlak normlarının önüne koyuyor olması; güç faktörünün sahibi açısından, ‘şart’ olan bir davranış biçimidir; ancak, burada mevzu bahis olan ‘şart’, ihtiyaçlardan doğan ‘şartlar’ manasında değil, güç sahibinin, ‘kendi ihtiyaçları’ndan doğan ‘şart’ anlamındadır.

..’büyük kalabalıklar’ın tarih boyunca ‘güç’ karşısında ‘ezilmiş’ olması; gücün yarattığı baskıdan ziyade, yine ‘büyük kalabalıklar’ın ‘güç’ etrafında toplanma ve bu şekilde kendilerini ifade etme biçimleri ve istekleriyle çok alakalıdır!.

Diktatörler; tarihin her döneminde ‘en çok ezilenlerin’ yarattığı ve çoğu zaman ‘koruyup-kolladığı’ figürler olarak karşımıza çıkar. Geçmişten bugüne bilinenin.. ya da ‘öğretilen’in aksine; ‘cehalet’, her zaman daha ‘örgütlü’ ve daha ‘kolektif’ hareket etmiştir-etmektedir. Tüm dünyada ‘cemaatler’ ve ‘tarikat’ benzeri yapılar, bu iz-düşümden hareketle ‘tiran’lar yaratır ve bu ‘tiran’lar üzerinden ‘güç’lerini idame ettirirler; dolayısı ile ‘büyük kalabalıklar’ ‘tiran’a taparcasına bağlılıklarını sürdürürken, gerçek güç sahipleri yine ‘tiran’ları kontrol ederek.. ya da zamanı geldiğinde değiştirerek-harcayarak, yerine yenisini koyarlar. Yakın olması sebebiyle Saddam ve Kaddafi iyi birer öğretici örnektir.

..yani ‘güç’, sanıldığı.. ya da öğretildiği üzere ‘tiran’larda değildir!. bu bir ‘yaratılan yanılsama’dır!. (dikkat dağıtma)

Peki daha ziyade ‘ezilenler’in ‘güç’ karşısında takındıkları ‘sükut’.. yada ‘destek’ halinin sebebi nedir?. ya da ezilenlerin, tüm yoksulluklarına ve çaresizliklerine rağmen ‘ezici güç’e karşı olan bu ‘aşk’ları nereden gelmektedir. ‘Oedipus Kompleksi’, sosyolojik değerlendirmeler bakımından bazı ipuçları verse de, yetkin olmadığım bu konuda ahkam kesmeyeceğim, ancak şu bir gerçek ki; en alttakiler, üstlerinde yer alan toplumsal yapıların onları ezdiği düşüncesinden hareketle, onların da ezileceği daha güçlü bir yapıya; yine kendilerinin bu kez daha da fazla ezileceği gerçeğine rağmen, sırf diğerleri de bu ezilmişlikten pay alsın fikriyle onay verirler.. işte bu, sado-mazo (sado-mazohizm) ilişki ağı, ‘büyük kalabalıklar’ın kendi kaderlerini tayin ederken, normal bir yol.. ya da ‘diyalekt’ tercih etmediklerinin kanıtıdır.

..ezilen razı olduktan sonra, bir ‘ezen’ her zaman bulunur!. bu bir cinsel dürtüdür..

Cinsel dürtülerin bireysel faaliyetlerden öte, toplumsal yaşayışı, tüm insani ilişkileri ve hatta çevre ve insan faktörünü etkileyebildiği, bugün bilinen; ancak çok dillendirilmeyen bir gerçektir. Toplumsal felaketlerin yaşandığı insanlık tarihi ve dinsel ve de mitsel tarih ve anlatılar; bu felaketlerin iki şekilde geldiğini belgeler; birincisi ‘bastırılan cinsellik ve kimlik anlayışı’..

..ikincisi ise; sonsuz cinsel kimlik ve serbestlik anlayışı..

Doğada ‘güç’ sahibi olan erkeğin tek beklentisi ‘dişi’.. ya da ‘dişi’lere sahip olmak ve genlerini devam ettirmek üzerine kuruludur; bu düzenek; bizim açımızdan, ‘evrim’ süzgecinden henüz geçememiş büyük bir ‘çoğunluk’ için de geçerlidir. Dini öğretilerin bir yandan cinselliği bastırma çabaları, diğer yandan tüm absürd cinsel yaklaşımları onama çabaları.. ve yine modern dünya öğretisi adı altında kadın ve erkek figürünün al-aşağı edilmesi ve ‘heteroseksüelliğin tu kaka ve baskıcı bir ‘tercih’ sıfatı ile tarif ediliyor olması.. ve insanın giderek ‘normal’ olandan uzaklaşıyor olması..

..ya da dini öğretilerin tüm bu olanlara karşılık kendilerini ‘normal’ olandan yana sunuyor olması; ve haliyle bu görüşe tepki veren yine azımsanmayacak ‘büyük kitleler’in.. bilerek; ancak çoğu zaman bilmeden ‘normal olmayandan’ yana tavır alması!. ..diyalekt ve kurgu; ortalama bireylerin çok fazla anlamlandırabileceği bir şekilde ilerlemiyor; dolayısı ile insan, çoklu bir sarmal içerisinde nereye sürüklendiğinden habersiz..

,,işte bu sürükleniş ‘tiran’lar vasıtası ile belli bir ‘kontrol’ mekanizması ile şekillendiriliyor.. çok basit ancak üzerinde durduğum ve çok önemsediğim bir örneği yinelemem gerekirse.. sigaranın zararları konusunda tüm dünya ‘tiran’ları söz birliği etmişken, gdo’lu mısır şurubundan üretilmiş nişasta bazlı ‘canavar şeker’lerle ilgili sessizlik.. (şeker fabrikalarının satılması-pancar üretiminin sabote edilmesi) Bazı Avrupa ülkeleri bu konuda bazı önlemler almış olsa da; dünya ve insanlık gdo denilen ‘değişim süreci’ ile bir başka bahara hazırlanmakta..

..yine söylüyorum; domatese ve çileğe ve diğerlerine yaptıklarını ‘insan’a yapmalarına ramak kaldı!. İnsanlık ‘tiran’larla uğraşırken.. tiranları yaratanlar insan nesli ile uğraşıyor!. tehlike buradadır!..

 

Cem Yağcıoğlu  edebiyatgazetesi / kritik eşik

25-08-2018