Ergenekon soruşturması sürecinde kendiliğinden oluşan bilinçli ve ne istediğini bilen kitle, 15 Temmuz darbe günlükleriyle, yine kendi içinde param parça edilmiş; ve son olarak, ‘Fırat Kalkanı’ ve Afrin Operasyonları’ ile de, halkta yaratılan kafa karışıklığı artık tavan yapmıştır!.

..artık kim abd karşıtı.. ya da kim anti-emperyalist!. kim değil!. kim gerçek Müslüman.. ya da kim din simsarı!. ya da milliyetçilik ile ırkçılık; ya da ümmetçilik arasındaki fark nedir.. ya da ne değildir.. kim, kimdir?. hiç bir şey belli değil!.

..muhafazakar, ‘milliyetçi’ olabilir mi.. ya da muhafazakar milliyetçiliğin, yolun sonunda kayacağı ümmetçilik fikri ve ‘osmanlıcılık’ paralelinde ortaya konulmaya çalışılan ve sonrasında ortaya çıkacak olan manzarada, ‘İsrailiyat’ etkisinin iz-düşümlerinin ne olacağı ve sonuçları.. iyi düşünmek lazım..

..milliyetçilik ile ‘dini düşünce’ tabiatları gereği birlikte hareket edemez; ancak günümüz dünyasında ‘ümmetçiliğe’ geçiş için, ‘muhafazakar milliyetçilik’ kavramı, tüm ‘beyin yakan’ çelişkilere rağmen, bizde ve dünyanın her ülkesinde kavram karmaşası yaratılarak kullanılmakta.. işin enteresan yanı ise; kendilerini ‘muhafazakar milliyetçi’ olarak tarif edenlerin, gerçek manada ‘milliyetçilik’ duyguları aktif ve samimidir; ancak konjonktür gereği bu duyguların ‘din kardeşliği’ (ümmet fikri) ile törpüleneceği açıktır ve ‘muhafazakar milliyetçiler’in henüz bundan haberi yoktur!. en azından büyük bir kısmının…

..çok bilinenin aksine ‘ümmet’ fikri; aslında, İbrahimi geleneğin günümüze yansımasıdır.. ”ibrahim milleti’ şeklinde.. bazıları bunu kabul etmese de, ‘İslam Milleti’ şeklinde yorumlasa da; aslında aynı tariften bahsettiklerini bilmezler; çünkü İslam alimleri Hz. İbrahim’i ve daha öncesini ve hatta Hz. Adem denilen ‘başlangıç’ hikayesini de İslam’a bağlayarak ‘büyük kalabalıklar’da oluşabilecek kafa karışıklığını.. ya da sorgulama fikrini, en başından yok etmişlerdir!.  Adem hikayesini bağlamak derken; bu elbette İslam ve diğer dinlerin temelini oluşturan ‘yaratılış’la ilgilidir. . ve hangi dine mensup olursa olsun, her inancın mensupları kendilerini, ‘yaratılış’ hikayesinden başlatarak bugünlere ulaştırır.. bu diyalekt hiç değişmez..

..ancak ‘büyük kalabalıklar’ şu soruyu kendilerine sormaktan kaçınır.. ya da, yine ‘beyin yakan’ bazı tekerlemelerle geçiştirirler, ya da geçiştirilmesine izin verirler!. kuyruğu olmayan bir canlının, ‘kuyruk sokumu’ neden var?.  neyse uzatmayalım…

Devlet ve Millet çıkarları ile, iktidar çıkarları ve her daim işleyen ve hız kesmeyen ‘BOP’ kapsamında mihenk taşı sayılan ‘başkanlık’ sistem ve seçimleri ve Güneydoğu’da yaratılan ayrılıkçılığın yerine monte edilmeye çalışılan ‘ümmet’çilik ve Hüda-Par etrafında kurulmaya çalışılan ‘ümmet kardeşliği’ fikri ve yine ‘BOP’ ekseninde İran’a karşı girişilecek olan ve muhtemelen 3. Dünya Savaşının mezhepsel iz-düşümleri..

BOP, yani ‘büyük orta-doğu projesi’, aslında gerçek anlam ve işleyişi bakımından ‘büyük israil projesi’ olarak da adlandırılabilir.. bu konu ve tespitle çoğu zaman bazı ‘İslam’cılarla ortak düşündüğümüz açıktır; ancak o İslamcıların anlamadığı.. ya da anlamak istemediği -sokaktaki Müslümandan bahsetmiyorum- her şeyi en başa bağlarsanız, siz zaten bir-birinizin içinden çıkan ‘matruşka’lar gibisiniz;

..kök aynı, fikir aynı, ‘tanrı’ aynı, peygamberler aynı, hikaye aynı, pek çok ritüel aynı, ‘ümmet’ fikri kökeni itibariyle aynı.. peki o halde ‘Allah’ adına savaşanlar, kime ve neye hizmet etmekte!. işte bu mevzu bilinenden çok daha eskilere ve hatta ‘bilinmeyen’ ya da ‘saklanan tarih’ konusuna girse de, (birileri bunu da kitap ismi olarak kullanır sanırım, olsun.. esinlensinler tabi ) hemen günümüze gelirsek ‘BOP’ kapsamında yine siyaset-din ilişkisi ve birilerinin ‘tanrı adına’ bir şeyleri planladığını rahatlıkla görebiliriz.. altın-petrol-su ya da diğer enerji kaynakları, işin ‘büyük kalabalıklar’a gösterilen kısmıdır; hangi inanca sahip olursa olsun, aslında herkesin tek bir amaca hizmet ettiği-ettirildiği fikri ancak bu şekilde ört-bas edilebilirdi.. öyle de yapılmakta..

Hz. Süleyman’ın hazineleri!.. (bize ait olmayan teknolojilerden bahsediyorlar aslında..) ve ciddi ciddi arıyorlar.. siz onların petrol aradığını düşünürken.. (enerji sorunu çok önceden ve kökten çözüldü; evrenin kendisi zaten enerji!)

..siz hiç ‘ateist’ bir güç, devlet, millet.. ya da büyük bir topluluk gördünüz mü?. askeri gücü olan.. bombaları, tankları, tüfekleri olan!. peki bu ‘ALLAH’ adına savaştıklarını söyleyenler kiminle savaşmakta!. (zır-topoz ateistlerden bahsetmiyorum.. iki kitap-bir ateist olmaz, o kadar ucuz değil )..

..zaten bu ‘eğitim sistemi’nden aklı başında bir ‘erkek’.. ya da ‘dişi’ çıkmaz.. buradan hareketle şu saçmalığada ucundan değinelim; yeni trend ‘iş adamı’ yerine sözüm-ona kadınları korumak ve hak ettikleri değeri vermek için uydurulan ‘iş-insanı’ tanımlaması!. oysa bu absürtlüğe hiç gerek yoktur; ‘iş-adamı’-‘iş-kadını’ dersin olur biter.. yok buna da itiraz edilecekse, en doğrusu ve bilimseli ‘iş-erkeği’.. ‘iş-dişisi’dir!.. saçmalık bir kere başladı mı sonu gelmez!. kaldı ki, ‘sözde korumacılık’ korunana her zaman zarar vermiştir!. aptallık, yayılmacı bir eğilim gösterir.. ve bulaşıcıdır.. ve günümüzün en yaygın hastalığıdır..

..bir kez daha araya giriyorum ‘seksi’ şarkıcı Zerrin Özer güzel bir konuya temas etmiş; gerçi onun temas biçiminde sorunlar olduğu için bu açıklamayı yapmış ve belli ki iyi biliyor, böyle bir absürt açıklama her zaman ilgi çeker.. ne demiş; ”Türk erkeklerinin yüzde ellisi bi-seksüeldir” şeklinde.. bu açıklama elbette Zerrin Özer’in bulmayı umduğu, ama nedense bir türlü sahip olamadığı ‘aşk’ konusuyla çok ilintilidir.. yazık tabi.. üzülmüyor muyum?. olur mu, içim parçalanıyor.. ben de kadınlarla ilgili olumsuz bir şeyler söylemek istiyorum; ancak onlar beni hiç üzmediler ki.. dolayısı ile öyle bir travma yaşamadığım için kadın düşmanı olmadım, ‘şükür Allah’ıma’.. ben de öyle şeyler yaşasaydım, aynen şöyle derdim; ”Türk kadınlarının yüzde ellisi lezbiyen’dir” şeklinde..

..şimdi benim bir erkek olarak alındığım fikrinden hareketle bunları yazdığımı düşünebilirsiniz.. alınmadım elbette; hatta yaşadığı travmaların etkisiyle çok doğru bir şey söyledi Zerrin Özer!. tabi bu Türk erkeği olarak değil de, ‘erkek cinsi’ ile ilgili.. ancak eksik söyledi!. yüzde elli değil.. erkek cinsinin yüzde sekseni bi-seksüeldir!. adamların yaratılışı öyle.. her erkeğin içinde uyuyan bir kadın vardır.. dna programlanması öyle..yapacak bir şey yok!

Beyoğlu’nda bir polis memurunun bizim ‘Mehmet’e söylediği gibi.. ”biz senin gibi ne ‘pala’lar gördük” misali,.

..araya son verirken Zerrin Özer’e son bir söz; ‘uslan artık deli gönül’!..

Bak şimdi nereden nereye atlıyoruz.. yukarının devamı aslında..

Irak ve Suriye ertesinde devreye girecek olan İran ve Türkiye operasyonları, yine bu kapsamda ele alınabilir. Çoğu defalar yazmış olsam da, yinelemekte fayda var; halk tabanının çeşitli fikir ayrılıkları ve bir-birini eleştiren ve kabul etmeyen dini anlayışları ve çekişmeleri olsa da ve savaş kurguları, bu ayrılıkları esas alsa da; üç dinin tepede ve çok da bilinmeyen bir ortak anlayış ile ‘tevhid’ inancında buluştukları aşikardır!. yakın zamana değin sergilenmeye çalışılan ‘dinler arası diyalog’ çalışmaları halk nazarında çok itibar görmediğinden, çok önceden olduğu üzere yine belli bir zümre tarafından yürütülmektedir. Yazının yazıldığı tarihten bir kaç gün önce Sümela Manastırında yeni keşfedilen ‘çile odaları’ ve yine İslamiyette ve daha eski İbrani geleneklerinde var olan, ‘çileci’ anlayışının (Hindistan temel) ve daha pek çok ortak anlayış ve yapının aynı kökten geldiği aşikardır. Her üç dinin peygamber ve peygamberlik müessesi açısından bir biriyle hiç çelişmeyen aynılıkları ve daha pek çok aynılık.. ve dünya savaşları..

.. ve yine yazının yazıldığı tarihten hemen bir kaç gün önce yayılan ‘hoca videoları’ ve videolarda hocaların ‘din, akıl ve mantık kabul etmez’ sadece ‘teslimiyet esastır, sözleri ve anlayışı; yine İslam dışında yer alan diğerleri için de geçerlidir.. ancak orta derecede inanca sahip olanların, ısrarla ‘inanç sistemini’ belli bir mantık çerçevesine sokma istekleri.. ve çelişkiler.. ve çelişkiler.. dikkat ediniz burada halk yoktur.. sıradan inanca sahip olan bireyler tek başına teslimiyeti kabul etmezler; ancak yine kendi akıl ve mantık işleyişlerine uymayan tüm her şeyi, bilinçli.. ya da bilinçsiz ‘tasavvuf’ ehli denilen zatların görüşlerini esas alarak yorumlar ve yollarına öyle devam ederler!. aksi halde, inançları gereği ‘dinden çıkmaları’ an meselesidir!. yani tasavvuf geleneği, yine bazı Müslümanların bildiğinin aksine, ibrani geleneğin yorum ve felsefi anlayışlarının eseridir.. tıpkı ‘çile çekme’ seanslarının ‘ortak tarihi’ ve günümüze yansımaları gibi..

Yine cennet-cehennem fikrinin bilinen dinlerin çok öncesinde, (zaman-mekan-yerçekimi örgüsü doğru hesaplanmadan tarihi saptamalar yapılması imkansız ve yanlıştır..) günümüzdeki ‘paralele evrenler’ fikri ile ortak bir geçmişin ürünü olduğu ve aslında ikisinin de çok doğru ifade edilemediği ve de anlaşılamadığı açıktır; çünkü ‘zeka örgüsü’ (yaşı) ile gelişmişlik seviyesi her ne olursa olsun, evrenin bilinen fizikten çok daha öte ‘gerçek’elerle örülü olduğu aşikardır. Dünyanın en zeki bilim insanı olsanız da, kapasitenizin bir sınırı olduğu.. ya da bilinen ‘tanrı’ fikri ile.. daha modern bir tanımlama ile evrenin bir ‘tasarımcısı’ olduğu gerçeği; yine kavramsal pek çok ayrışmayı da beraberinde getirmektedir.

..ortada bir ‘tasarım’ varsa.. onu ‘tasarlayan’ da vardır!.

”eee, ne oldu işte!. döndün dolaştın yine tanrı fikrine ulaştın!” diye bir ses duydum..

..öyle değil işte.. o senin ‘Tanrın’.. benimkisi o değil!..  üzerime titriyor..

Yazı karışık olmuş diye düşünenler olabilir (yeni okuyanlar için) ama değil.. baştan bir kere daha okuyun derim..

Sonuç:

..ez-cümle; Türkiye -İran savaşı BOP’un final sahnesidir!. Suriye ayaklardan sadece birisi..

 

Cem Yağcıoğlu  edebiyatgazetesi / kritik eşik

 

01-04-2018  07.30