Son paylaşımlarım (sosyal medya) bazılarınca yanlış anlaşıldı; gelen mesajlarda ‘pes’ etmemek, yılgınlığa kapılmamak gerekliliği üzerine nasihatler var.. elbette bazılarının gayet iyi niyetle; ancak bazılarının da Atatürk’ten alıntılar yaparak ‘ukalalık’ yaptığı çok açık..

..pes ettiğimiz falan yok!. bizim söylediğimiz çok açık; uzunca bir süre yerel siyaset üzerine yazmayacağımızı ilan ettik, bu da doğal hakkımızdır!.

..bizim üzüntümüz, sevincimiz, sinirlilik halimiz davranışlarımıza yansır; yani bir ‘pokerci suratı’mız yoktur..

Seçimlerden önce de bazı yazılarımıza aynı itirazlar gelmişti; hadi ümitleri kıran biz olmayalım, dedik sustuk.. şimdi de benzer bir sürece girildi, bu çok açık.. ortada ‘danışıklı bir dövüş’ var ve biz bunu yıllardır dillendiriyoruz.. Seçimlerden önce hayli yırtıcı pozlar sergileyen, ‘savaşçı’ birer lider havasına bürünen ve insanların, henüz seçim sonuçları resmen ilan edilmeden ‘yenilgi’yi büyük bir pişkinlikle ve ‘nezaketle’ kabullenmiş olmaları çok enteresan.. gülen suratlarla yapılan açıklamalar, başarısızlığı ört-bas etmek için uydurulan bahaneler..

..o gece ‘şöyle ya da böyle oldu’ demiyoruz; ancak en doğal hakkımızdır, soruyoruz!. ”o gece ne oldu?”.. ..ne oldu da, ‘ne bir ses, ne de bir nefes’ inizi duyabildik!.. insanları ‘sandık’ başına dikenler, ‘aman ha sandıkları sakın terk etmeyin’ diyenler neredeydi!..

..iki paragraf yukarıdan devam..

..ancak burada anlaşılmayan bir durum olduğunu düşünmüyorum; herkes her şeyi gayet iyi anlıyor.. hatta bazıları, daha ilerisini de bizden daha iyi biliyor.. ama sorun; anlamak, ya da anlamamak değil; sorun, kabullenmemektir!.

..gerçekleri kabullenmedikçe, günü kurtaran çözümlerle bir sonuca gidilemeyeceği aşikar..

..artık ‘bilişim teknolojileri’ denen ve hayatın her alanında ‘devrim’ yapmış bir sistem ve bu sisteme bağlı ekonomik, siyasi ve dini yapılanmalar mevcut ve bunlar; tarihte hiç olmadığı kadar bir-birine entegre ve çıkar ilişkileri, millet ve devlet mekanizmalarının üzerinde seyretmekte.. müdahaleler sadece ‘seçimler’le ilgili değil, hayatın her alanında hissedilmekte; ancak çoğu insan bu müdahaleleri ‘ilerleme’ adı altında kabullenmekte, sorgulama gereği bile hissetmemektedir..

Bugün anne-çocuk ilişkisine yapılan müdahale, yine ‘büyük kalabalıklar’ca hayatın getirdikleri manasında algılanmakta; ancak, ilerideki sonuçları bakımından düşünülmemektedir. ‘anne’ figürü tek başına insan öznesi ile tarif edilemez; figür doğaya ait ve değiştirilemez bir yapı taşıdır.. ilerleme adı altında anne ve çocuk ilişkisi sekteye uğrarsa, doğal olmayan sonuçlar kaçınılmazdır!.

Seks robotları haberlerine alışmışsınızdır; oysa sigara yasağı ile başlayan ve artık uyuşturucu maddeleri normal hayatın içinde bulan insanoğlu (düşünmeyen) çok yakında cinselliğin ve yakın temasın tehlikeleri hakkında algı yönetimine tabi tutulacaktır.. cinsel özgürlüğün kapısını aralayan (LGBT-i) ve benzerlerine sonsuz destek veren mekanizma ve sahipleri (yine bunu bir ateist olarak dillendiriyorum, yani ortada dini bir kaygı yok!) kadın-erkek ilişkisini (heteroseksüel) tu-kaka ilan edecektir. Tek eşlilik ve aile kavramlarının modern insan için yeterli olmadığı algısı ayrıca işlenecek.. dahası, daha da vahim..

..yine ‘çok satanlar’ı okuyan kesim, sorgulamadan ilerleme adı altında tüm bu ‘absürt’lükleri zaman içerisinde kabul edecektir.. dahası da var..

..’pedofili’nin geçmişten bugüne hangi siyasi ve dini mekanizmaların içinden geçerek bugünlere geldiği ve ‘saklanan gerçek’ her yıl 3-4 milyon çocuğun kaybolduğu bir dünya. (2014 verileri) Var olduğu günden bugüne; ‘taze et, ‘taze meyve’, ‘taze sebze’, ‘taze balık’ tercihini hep önde tutan ‘insan’; yine bu tercihini cinsellik alanında da fütursuzca sergilemekte ve vahametin boyutları, aklın sınırlarını zorlayacak derecededir.. dinler ve felsefe tarihi ‘iz’lerle doludur ve tıpkı geçmişte olduğu gibi, bugün de fazlasıyla saklı tutulsa da, daha ziyade ‘cahil’ kesimlere fatura edilse de; aslında ‘elitist’ bir tercih sınıfındadır.. ‘pizzagate’ skandalı en son ve çarpıcı örnektir ve her zaman olduğu üzere ‘komplo teorisi’ olduğu yönünde iddialarla raflara kaldırılmıştır!. (konu ile ilgili ‘cinsiyetsiz insana doğru’ ROMAN çalışmam yıl sonu.. aynı isimli ARAŞTIRMA-BELGESEL çalışmam yakın ertesinde yayınlanacaktır)

Ben geçmişten bugüne tüm yazılarımda ‘bakış açısı’ konusunu işledim ve okuyucularıma da bunu aşılamaya çalıştım.. ulaştığım ölçüde başarılı oldum diyebilirim.. bakış açısı nedir?

..mesela..

..en basit örnek ile; böbrek diyaliz merkezleri ve yatırımları olduğu sürece, siz de bir gün o makinelere bağlanacaksınız, demektir.. ‘sektör’ler devamlılık arz eder; eğer her hangi bir alanda ‘büyük yatırım’lar söz konusu ise; sektörün devamlılığı esastır.. gerisini siz düşünün..

..bütün bir ‘sağlık teşkilatı’ iyileştirilebilir tedavilere değil de, sürekli tedaviye yöneldi ise; bu bir ticarettir.. ve her insan bir müşteridir!. işte bu da, bir ‘müdahale’dir!. her alanda müdahale; insanları çaresiz ve ister-istemez kabul edici konumuna sokmuştur, ‘çağın gereği’ söylemi ve olumlu-olumsuz her gelişme ‘ilerleme’ adı altında pazarlanırken, karşı çıkanlar ‘gerici’, ‘statükocu’ olarak etiketlenerek, muhalif cephe azınlıkta bırakılmaktadır…

Dijitalleşen çağımızda ‘müdahale’ kavramının sınırları ve hatta insan aklının sınırlarını aşan etkileri henüz ‘büyük kalabalıklar’ca anlaşılmış değil.. dünya çapında genel-geçer cümle şudur; ” o kadar da değil”!. Peki ne kadar, sizce?. Bu küresel teşkilatın sınırları ve gücü nelere yetiyor; sıradan ‘hacker’ların, trilyonluk bankaların verilerine ulaşabildiği günümüzde, ‘devlet’lerin arkasına çöreklenmiş ‘baron’ların, neler yapabileceğini hayal bile edemezsiniz.. edemeyiz veya.. (gerçi yazdığıma göre, ediyorumdur.. sen de mi ediyorsun!. sorun değil diğerlerine söylüyorum..) Son olarak şu kadarını söyleyeyim; bazı ‘amerikan’ komplo teorisi filmlerinde şahit olduğunuz örnekler buz dağının görünen kısmı bile değildir.. gerisini siz düşünün.. (sen hariç)..

Konu nereden açılmıştı?. eskisi gibi çok fazla yerel siyasetle ilgili yazmayacağımla ilgili.. nedeni çok basit; çünkü, tehlikelerin boyutları ve etkileri sanılandan çok öte ve küreselleşmiştir!. tıpkı ‘küresel ekonomi’, ‘küresel sağlık’, ‘küresel eğitim’ vesaire gibi.. Yunanistan seçimleri ile Türkiye seçimleri arasında bir fark yoktur; kim gelirse gelsin, hizmet edilen yer ve çıkarlar aynıdır.. bu tek başına bir ‘milli mücadele’ ile ber-taraf edilecek bir durum değildir; çünkü defalarca üzerine basa basa söylediğim gibi; artık hedefte olan devletler, ya da çıkarları değil, sadece ve sadece ‘insan’ ve ‘nesli’dir!. Yunanistan’da iktidara ‘solcu’ bir lider edasıyla ‘Çipraş’ gelir, ‘Makedonya’nın ismi, ‘Kuzey Makedonya’ diye değiştirilir ve NATO’ya üye yapılır.. ve halk ‘Çipraş’ı ‘solcu bir lider’ olarak bilir.. bugün Yunan halkının oy veren büyük çoğunluğu ‘onu’ yine solcu lider diye tanımlayacaktır.. tersini bizim için düşünün..

..’büyük kalabalık’ların doğru düşünmesini beklemek ahmaklıktır; böyle bir doğru, tarihte yoktur ve olmayacaktır da.. ‘büyük kalabalıklar’ ‘küçük çıkarlar’ın peşindedir; siz şimdi, ekonomik refahı yüksek ülkeleri gözünüzün önüne getirmeyin, bu sizi yanıltır.. insan kalabalıklarının en büyük özelliği pasta varken değil, pasta bittikten sonra ortaya çıkan davranışlarında gizlidir; ki siz bu ‘iç-güdü’yü, kendi kişisel ilişkilerinizde de rahatlıkla görebilirsiniz.. ‘aç ayı oynamaz’ ‘kuramı’ evrensel bir tespittir, tek başına bir millete.. ya da topluluğa mal edilemez..

”Büyük kalabalık’lar doğru düşünebilseydi, ‘diktatör’ler olmazdı!. doğru düşünebiliyor olsalardı, tarih tekerrür, etmezdi!. ya da bir kere olsun doğru düşündüklerini farz edin.. ne olmazdı!. güzellik kraliçelerinin söylemi gibi olacak ama; ‘savaşlar olmazdı’!. devamını getirelim; balinaların soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalmazdı..

..çimlere basmayalım.. (burası saçma; çünkü çimler basmak ve üzerinde yuvarlanmak içindir.) nerede bir çim görürseniz, gidin ve üzerine basın.. aksi olsaydı bu sefer, ‘bulutlara basmayın’ diyeceklerdi!..

..her söyleneni yapmayın.. ben yapmıyorum; gerçi bu sebepten bir baltaya sap olamadım.. ama en azından ‘odun’ olmadığımı biliyorum.. bu da beni mutlu ediyor… elbette ‘mutluluktan’ ne anladığınızla ilgili; gerçi ben daha bir şey anlamadım ama, muhtemelen anlamadığım için mutluyum..

..anlamayanlar bu sebepten mutlu sanırım; çünkü anlasa, en azından anlamaya çalışsa, hayatı kayacak, biliyor.. bu sebepten kim ‘aptal’.. kim ‘akıllı’, tartışılır bir dünyada yaşıyoruz..

 

Cem Yağcıoğlu  29-06-2018  04.25