Her şey, herkes çok kalabalık.. kalabalık bir yalnızlığın içinden süzülen gemilere binmiş, kendi yalnızlığımıza gidiyoruz her uykuya daldığımızda..

Olduğumuz gibi olduğumuz tek yer uyku ve ötesi; her uyandığımızda.. her konuştuğumuzda ve her ispat çabasına girdiğimizde, olduğumuz kişi hep başkası.. başkaları…

Sıfatlarla maskeler birbirine karışmış, kendi yalnızlığımızda bile, bu ne kalabalık!. bu ne uğultu, bu ne veryansın!. hep şikayet, hep şikayet…

Herkes enkazdan şikayetçi!. olay yeri inceleme raporu: Kimse çivi çakmamış!.

Hiç bir şey yapmadan, habire yargılamak ne kolay.. (kendimi ayırmadan söylüyorum)

Dünyanın her yerinde ‘halk’ denen kavram ve onun oluşturduğu kalabalık ve seçimleri aynıdır!.. obama’yı seçenle, tayyip’i seçen farklı değildir.. ya da putin’i!.. ya da trump..

..ya da, ”ay şekerim bu İstanbul’un havası bana yaramıyor” düzeneğinden hareketle, Londra bir başka..

..memleket nere?. ”Kars Kağızman’dan gelmişiz”..

anladım.. araya girdim pardon..

Bu sebepten nicelik peşinde değil, nitelik peşinde olunmalıdır; tarihsel bir yanılgıdır kalabalıkların doğruya meyil ettiği!. doğru yolda insanlar, hep yalnız yürümüş ve yalnız ölmüştür, devrimler tarihi bunu yazar!. halk gücü görürse yanaşır devrime (değişime)!. biz de içinde olarak..

..bu halkın suçu değil, doğasıdır!. ister evrim deyin.. ister tekamül, devam etmekte; tabi ‘din’ öğretilerine ek.. ya da alternatif olarak çıkan yeni din, ‘bilim’ ile.. ”karanlık bilim”

Suç!. nitelikli kesimin içinde olup.. sistem eleştirisini slogan söylemlerden öteye götürmeyen, sistemle kavgalı görünüp.. ama sistemden beslenen kesimindir!. ben-biz buna ‘yarı aydın’ diyoruz!..

‘Yarı aydın’, tam aydınlanmadığı sürece; ki ‘vahşi kapitalizm’ (liberalizm) buna izin vermez.. dolayısı ile,;bütün insanlık, medya operasyonlarında birer ‘av’ konumundadır!. Kadın cinayetleri üzerinden yaratılan algı, ”erkekler canavardır”!. ”şeytanın tohumları”.. ya da ”erkeksiz bir dünya istiyoruz” safsatası!. güncel olarak söylersek, üç-beş ‘dangalak’ yüzünden insan neslinin yarısını oluşturan bir ‘tür’ tu-kaka ilan edilebilir mi!.

..ve hemen ardından LGBTi.. daha ziyade lezbiyen-gay ağırlıklı örgütlerin prim yapması.. ve ardından göğün ve yerin yaratıcıları adına ortaya çıkan ”ahlak düzenbazları”nın ”başımıza taş yağacak” sızıntıları ve bu ‘kör dövüşü’ne mahkum edilen bir insanoğlu.. ya da kızları gerçeğini yaşamak!. her defasında bize düşüyor.. çok kişilikli bir kalabalık her yanımızı sarmış durumda, iki-yüzlülük; başarılı olma, hayatta kalma bakımından bir ‘değer’ ve olmazsa-olmaz bir davranış biçimi olarak kabul görmüş!. ve bu durum kanıksanmış, aksini iddia edenler ‘çağ dışı’ ve ‘yetersiz’ olarak etiketlenmiştir bile..

..”kadınlar çiçektir” derken, kastedilen Nastassja Kinski midir?. yoksa Hillary Clinton mıdır!. hani Hillary derken, dinsel anlatımlarda adı geçen ‘şeytan’ imgesi dışında bir şey uyanmıyor bende.. ayrıca pedofili olduğu herkesçe bilinen Roman Polanski’yi bir de Nastassia’dan dinlemek lazım.. ablası Pola, 5 yaşından 19 yaşına kadar babası Klaus Kinski’nin cinsel istismarına maruz kaldığını açıklamıştı. ..aynı cesareti Nastassia’dan da bekliyoruz..

..pislikler ifşa edilmeden, temizlikten bahsedilemez!. hemen taze bir haberle mevzuyu destekleyelim; ”28 Ağustos-7 Eylül 2019 tarihleri arasında yapılacak 76’ncı Venedik Uluslararası Film Festivali’nde, BBC Türkçe’den Övgü Pınar’ın haberine göre, ana yarışmadaki diğer 19 yönetmen arasında, 1977’de 13 yaşındaki bir kız çocuğuna tecavüzle suçlandığı dava sürerken ABD’den kaçan yönetmen Roman Polanski de yer alıyor. Polanski 13 yaşındaki çocukla “yasa dışı şekilde cinsel ilişkiye girdiğini” itiraf etmiş, bu suçlamadan Amerika’da hüküm giymişti.”

..ortada itiraf var ve 42 senedir dava sürüyor.. ve oskarlar, bir sürü başka ödül!. işte bu da iki yüzlü batı medeniyeti!..

..neyse devam edelim.. iyi insanlar aşkına..

..”ay şekerim biliyor musun, insanlar çok cahil”!.  oysa öküz-başlı antilop kadar beyni yok aslında.. sorsan kimsin sen? diye.. ”çağdaş bireyim” der.. bilmez ki toplumsal dinamikleri ve dayanışmayı kıran en büyük ‘hile’ ‘bireyselcilik’ adı altında (bireysel özgürlük -süslemesi ile) dayatılan liberalizmdir!.  (kendi poponu kurtar, sik..r et gerisini felsefesi)..

..sen kendi ‘popo’na bak kardeş, meselesi üzerinden tanga vaziyetleri.. ya da..

..”bunlarda; din, kitap, ‘allah’ korkusu kalmamış, başımıza taş yağacak”.. ‘mottos’undan hiç vazgeçmeyen cennet fedaileri.. tek dertleri, herkesi ‘cennet’e kavuşturmak olan bu abiler ve ablalar.. çoğu zaman ‘cehennem’ seçeneğinin de olduğunu unutuyor.. ..aslında burada da, kendi içinde bir ‘özgür irade’ durumu mevcut; ”seçim senin” diyor açıkça.. ama abiler ve ablalar kararlı, herkesi ‘cennet’lerine götürecekler.. iyi de kardeşim, belki ben senin olduğun yerde olmak istemiyorum.. belki senin olduğun yer, benim cehennemimdir!.

..tıpkı şu anda olduğu gibi..

..derdimi açacak, şikayetimi dillendirecek bir merci-im olmasa da, arada ‘tanrı’ya dert yandığım zamanlar olmadı değil..”neydi benim günahım” gibisinden.. hani beni bu cehenneme niye yolladın deyi.. şaka tabi..

..yakın bir zamanda ziyaretime gelen bir okur, ”peki abi, senin ‘cennet’in neresi o zaman?” yine benzer cümleler kurduğum için sormuştu.. ben de aynen şöyle; tam yeri geldi diye, söylüyorum:  ”benim cennetim, etrafımda sabah akşam ‘hu’ çekenlerle, sabah akşam başım kadar kupalarla kahve içenlerin olmadığı her hangi bir yer, olabilir” mealinde cevap vermiştim..

..burada önemli olan sabah-akşam mevzusudur.. yoksa kişi ‘hu’ da çekebilir.. ya da tencerede kahve de içebilir; işin özü, karşı tarafı sıkmamak, dayatmamak, baskı kurmamakla alakalıdır!. ya da, kendi ‘sığ’ aklını, aklının önüne koyup-koymama ile ilgili..

..ben çay severim.. dünyanın en güzel içeceği.. (elbette benim tercihim) ince belli bardakla..

..fahişelik, (mesleği olanları ayrı tutarak) erkeğin de, kadının da ‘kariyer’ planlamasında aranan üstün özellik olmuştur.. ne kadar fahişesin, o kadar başarılısın (haklı başarıları olanları ayırarak).. elbette ruhu fahişe olanlardan bahsediyoruz, cinsiyet ayırmadan..

Şirketler hukuku tüm anayasal hukuk ve ‘değer’lerin önüne geçmiş; ve ‘yarı aydın ‘kariyer’ aldatmacasını içine sindirerek, amaca giden her yol ‘mubah’ anlayışına aracı edilmiştir!.

Yani ‘çürüme’!. ‘hedef’ olarak insanlığın önüne ‘bireysellik’ tuzağı ile sunulmuş ve kabul görmüştür!. aksini iddia edenler, tu-kaka ilan edilmiş ve vizyonsuz olarak adlandırılmıştır!.

‘ÇÜRÜME’!. ‘ değişim adı altında revize edilmiş; yozlaşma, ilericilik olarak sınıflandırılmıştır!.

Sorunların temeli; toprak-hava ve su dan çok daha ötede, çok daha derindedir!. ilkel insan kimliğinden, modern insana geçiş yaparken, acımasızlığı, vicdansızlığı, vurdumduymazlığı had safhada yaşar olmuşuz; ancak medyanın kör göze parmak operasyonlarında, içimiz hep kan ağlamakta.. medya işin içinde değilse, herkes kendi aleminde.. kadraja girenler çok ‘duyarlı’.. kadrajın dışında, ”koy g..ne rahvan gitsin” hayatlar..

..asıl sorun ‘toplumsal çürüme’ ve bu çürümeye razı gelmektir!.. halk bunun içinde olsa da.. suçlu olan, halkı beğenmeyen, aşağılayan ‘yarı aydın’dır!.. çünkü moderniteyi temsil ettiğini savunan ‘yarı aydın’ modeli, kendi ‘paçoz’luğunu.. ya da yetersizliğini, yine cehaletle suçladığı diğerlerinden farksız bir biçimde, görmez, kabullenmez.. ya da algılayamaz.. tüketim toplumunun bel kemiğini oluşturduğu halde, slogan söylem ya da medyanın yönlendirdiği eylemlerin dışında, hayatın doğal akışı içinde bir karşı çıkış göstermez, sergilemez..

Suçlu olan; dizileri seyredenler değil.. dizilerde oynayan ve ardından ‘solculuk’ yapan-yaptığını sanan cenahtır!.. yani sistemden en iyi yerlere gelip, halkın tercihlerini belirleyip, ardından bu tercihleri eleştiren ‘aptal’lar ordusudur, asıl suçlu olan!. ve buna çanak tutan, gücün ve güçlünün poposunu koklayan.. yalayan ‘yarı aydın’dır!..

Yukarıda anlattığımız, daha yukarıda.. iki model içinde de ‘yarı aydın’ tipi mevcuttur. Güncel olarak örneklendirmek gerekirse..

..birinci grup, seyrettiği diziler vasıtası ile ‘Atatürkçülük’.. ”şekerim seyrettin mi, ne güzel lafı koydu gediğine” tümcesi ile rahatlama yaşayanlar.. (artist, gerçek hayatında düşüncesinin tam karşıtı bir pozisyonda.. ya da slogan Atatürkçüsü..)

..ikinci grup ise, yine diziler vasıtası ile, ‘Osmanlıcılık’ .. ”baba gördün mü Engin kardeşi, ne döktürüyor”.. hayran Ona.. ama artist, mevzuyla uzaktan yakından ilintili bile değil..

..iki artist de, banka reklamlarından milyonları götürüyor.. bizimkiler ‘rehavet şerbeti’nden sarhoş.. bu yerel örnekten yola çıkarak, evrensel sonuçların da aynı düzlemde olduğunu söyleyebiliriz.. ”İlk Kan” filmi ile askerliğe yazılan abd’li sayısı inanılmaz boyuttadır..

Yani bazılarının daha iyi anlaması için -meali; banka reklamlarında oynayıp, milyonları cukkalayıp.. ardından Soma Faciası ile ilgili ajitasyon yapan -şiirler- yazan ve ‘yarı aydın’ca ilah konumuna sokulan iki yüzlülerdir, asıl suçlu olan!..

ve çanak yalayıcıları…

cem yağcıoğlu 05-12-2015 güncelleme 2019 Ağustos  kritik eşik