İnsanoğlu.. ya da kızının en büyük kusuru bencilliktir.

Mahatma Gandhi aynen şöyle der; ”Bizim en büyük hastalığımız bencilliğimizdir.”

Bu daha ziyade hayatta kalma iç-güdüsü ile ilgili olmalı.. neyse daha düz devam edelim.. biraz sitem ile..

..çok fazla detaya girmeye gerek yok.. alim olan anlar misali; aslında her şey apaçık ortada.. ya da kör göze parmak misali..

..”son zamanlarda hiç siyasete girmiyorsunuz” mealinde serzenişlere şahit oluyoruz.. ya da, ‘‘neden gündemle alakalı yazacağınıza, bizi hiç ilgilendirmeyen konulara giriyorsunuz?”

İhanet; iktidarlı muhalefetli hız kesmeden devam etmekte iken.. azıcık meyil ettiğin tarafa dokunsak, ortalığı yıkan sen değil misin.. beş yıl sonra bana hak verecekmişsin, bana ne!.

..on yıl oldu yazalı, ”milyon dolarlık Atatürkçülük olmaz” diye.. beynimizi yediniz!. nefes aldırmadınız!. ”vay efendim size de kimseyi beğendiremedik” dediniz.. dediniz de o beğendiklerinizden bir halt oldu mu?. bir yere mi vardınız?. bir el edin de, biz de gelelim..

Nerede ‘popülizm’ var oraya kaydınız.. diğerlerine, ”din ile aldatılıyorlar, ama anlamıyorlar” derken.. o ara sizi de, ”Atatürk’le aldattılar!. siz anladınız mı!. süreç aynen devam ediyor, şimdi anlayan kaç kişi?.

İki amerikancı grup arasındaki düelloyu (lobiler savaşı) yeniden var olma mücadelesi, diye kakalayıp (çok affedersiniz) rejimi değiştirdiler!. kimsenin kılı kıpırdadı mı!..

..o çok anlı şanlı ‘edebiyatçı’ yazarlar bile ilk üç ay anlamadı, heyecana kapıldılar!. şimdi ‘veryansın’ ediyorlar!.

..vatan elden gidiyormuş!. ‘anlamadığınız’ zaman gitti, şimdi mi aklınıza geldi..

Vatan tek başına toprak değildir!. önce hava gitti.. sonra su.. madenler, fabrikalar, bankalar, (sermaye), tarım alanları, hayvancılık.. işçilik gitti!.  yerine kölelik geldi, kölelerin haberi olmadı!. (kadrosuz çalışanlar)

..dinci vakıflar devleti sömürürken, taciz, tecavüz, ihmaller ayyuka çıkmışken.. sizin o çok beğendiğiniz vakıflar Türkiye’nin en pahalı ve üsten-bakmacı kolejlerini kurarken hanginiz yüksek sesle konuştu!.

..”..ama ne kadar burslu okuyan çocuk var, haberiniz var mı?” diye de şekil yaptınız.. halen de yapıyorsunuz!.

..diğerlerinin ”kader’e olan inancına da hayranım.. adamın çocuğu ihmal yüzünden yanmış, kül olmuş.. ‘kader’ diyor; evi de aşağı mahallede.. ama kızı yatılı okuyor! sebep.. o daha da vahim..

Tarihin her döneminde bu tür ‘akıl tutulmaları’ olmuştur!. dinci ile ‘dindar’ı ayırmadan.. gerçek ‘laik’ düşüncede olan ile, laikliği kalkan olarak kullananları ayırmadan, sonuca gidilemeyeceğini biz öğrenemedik!. sanmayın diğerleri öğrendi; sıkıysa mahallesindeki ‘kilise’ye yardımda bulunmasın!. istisnalar hariç mümkün değil!.

..öldükten sonra ne olacağını bilemeyen.. ama yok olmayı da kendisine yediremeyen ‘insan’a, ‘cennet’ hayalleri kurdurarak her şey yaptırılabilir.. yeryüzündeki ‘erk’ bu sistem üzerine inşa edilmiştir.. Hindistan’da da böyledir.. Nepal’de de.. Sibirya’da da.. İnsanın olduğu her yerde bu böyledir, istisnalar hariç..

Bu idealizmin karşılığında hürmet gören ‘materyalist’ felsefenin de doyurucu bir cevabı yoktur.. kim bilir, belki de cevap yoktur!. muhtemelen algılarımızın ötesinde yer alan çözümlemeler mevcut olabilir; ancak ‘mevcut’ kelimesi bile; ancak bizim algımızın kapasitesi ile paraleldir..

..kafeste doğup büyüyen bir kuşun hayali, daha büyük bir kafes olabilir.. algıları ‘gökyüzü’nü ne aklına getirebilir.. ne de hayallerini sonsuz mavilikler süsler.. çünkü mevzudan habersizdir!..

Aslında başından bu yana; elbette ‘baş’ derken, evreni kendi algı yeteneğimiz çerçevesinde tarif ettiğimiz gerçeğinden hareketle, tüm çatışmaların kaynağı ‘varlık’ ve ‘yokluk’ üzerinedir.. Algı yetimizin ‘yokluk’u kavrama becerisine oranla, ‘varlık’ı kavrama yeteneği daha üstündür.. üçüncü bir şık ve ihtimali düşünmemiz ‘aklın’ (beynin) sınırlarıyla çok ilgilidir.. dolayısı ile daha anlaşılır olması bakımından; evrende var olan katrilyon ‘GB’lık bilgiyi kendi 2 ‘GB’lık kapasitemden örnekle algılamam, anlam yüklemem ve çözümlemem mümkün değildir..

Bundan dolayıdır ki, ‘inanç’ sistemlerinin bu denli taraftar bulması gayet doğal ve normaldir.. kendi kendimize olamayacağımıza göre, bizi yapan, tasarlayan daha üstün bir ‘varlık’ olmalı.. ‘O’ nun için ‘yokluk’ kavramı geçerli değildir.. aksi halde o da bir ‘tasarım’ olacaktır; ki o zaman daha bir üste çıkmak gerekir.. bu da fazlaca karmaşık ve gereksizdir, insan beyni için.. bu yüzden tüm ‘inanç’ sistemlerinde var olan ‘tanrı’ imgesi, ‘yokluk’ kavramının dışında, hep var olandır.. İnancı ‘mantık’ ile çürütmek.. yine ‘mantık’ çerçevesince ‘paradoks’ları beraberinde getirir.. hangi ‘mantık’?. ya da kullanılan mantığın kapasitesi.. ya da, evrende var olan bilgiyi çözümleme hacmi-yeteneği..

..aslında ‘varlık’ yokluğu.. ‘yokluk’ da varlığı temsil eder; dolayısı ile idealist felsefe ile, materyalist felsefenin, yine ‘baş’tan itibaren süre-gelen çekişmesi de, ‘boşluk’u ifade eder.. bu çekişmeden net bir ‘cevap’ çıkması; ‘varlık’.. ya da ‘yokluk’ adına mümkün değildir; ve her iki düşünce de aslında birer ‘inanış’ biçimidir!. (nihilizm -(hiççilik-yokçuluk) ayrıca tartışılması gereken ve anlatımımın dışında bir konudur, karıştırılmaması için not düşüyorum..

..yine yukarıdan hareketle..

.. bize ne bunlardan, diyenler olacaktır, elbette haklarıdır; ancak genel-geçer düşünce sistemleri ve o sistemlerin günümüze olan etkilerini bilmeden-anlamadan, küçük, kısa, net çözümlemeler; belki günlük tatmin ve kısa süreli çözümler getirse de.. tarihteki ‘Aksum’ Krallığını bilmeden, ‘ibrahimi’ geleneklerin günümüzde bu derece nasıl etkili olduğunu ve hayatımızın her alanında neden bu derece hissedildiğini anlayamazsınız.. anlayamayız yada..

..ya da su testisini mezar odasına koyduran firavun, şimdi müzelerde suyunu rahat rahat içebiliyor mu?. tabi burada kullandığım ‘şimdi’ kelimesi, ancak benim zaman mefhumunu algılayış biçimimle de alakalıdır.. yani firavun çok aptaldı, bakın ben ne kadar akıllıyım anlamına gelmez.. dolayısı ile inanç sahibi insanları aşağılamak, onları ti’ye almak kimseyi daha alim yapmaz.. ki çok fazlalar…

..çünkü insan, doğası gereği bir ‘yaratıcı’ arayışı içindedir; bu çok doğaldır ve insanidir.. ancak bu ‘arayış’ın müesseseleri, onlar kadar ‘masum’ değildir!. zaten benim-bizim de sorunumuz, onlarladır!.

..yoksa kendisini bir ‘yaratıcı’nın yarattığına inanan ve kimseye bir zararı dokunmayan erkek.. ya da kadınla ne gibi bir sorunum-uz olabilir ki..

..yine Gandhi’nin bir sözü ile bitirelim; ”Bir insanı, ancak gerçekten uyuyorsa uyandırmak mümkündür. Eğer uyumuyor da, uyku taklidi yapıyorsa, dünyanın bütün gayretlerini sarf etseniz nafiledir.”

 

cem yağcıoğlu  31-08-2019  07.00