Benim okuyucum, daha doğrusu düzenli olarak beni okuyanlar iyi bilir ki; ilk yazım da, ”bu hırs insani değil” diye bitmiştir.. şimdilik son olan bu yazım da, öyle bitecektir!. yani ne bende, ne de fikirlerimde hiç bir değişiklik yok; ancak ”bazıları” benim değiştiğimi, artık eskisi gibi yazmadığımı.. daha ileri gidenleri ise, döndüğümü söylemekte.. dediğim gibi, düzenli okuyucular ve ufku daha geniş olanlar, ‘içeride ve dışarıda insanlığa kurulan Tezgâh’ derken; sadece bizim coğrafyamızda dönen dolaplardan değil, ‘ulus devlet’ yıkıcılığının altında yatan sebeplerden bahsetmiş ve ayrıca Ergenekon süreci’ne denk gelen dönemlerde de ‘Türklük bilincini’ işleyen çokça yazı yazmış-yazmıştık.. ta ki, sözüm ona Genelkurmay tarafından düşürüldüğü iddia edilen Rus uçağı mevzusu ve bir gün öncesine değin.. ertesi gün yine takip edenler iyi bilir ”edebiyat gazetesi” yayınlarına son verdik; çünkü kendi arkadaş çevremizde de büyük bir kırılmanın eşiğindeydik.. süreç işliyordu..

Rus uçağının düşürülmesi Cumhuriyet tarihindeki ‘kırılma’lardan biridir; yine aynı zamanda dünya siyaseti açısından da, bir ‘abd’ iç savaşının dünya savaşı şeklinde lanse edilmesinin ilk hamlelerinden biridir.. artık kural tanımaz küreselcilerle (neo-liberalizm = hiper-kapitalizm)  ‘ibrani ve hint’ gericiliğini esas almış olan (din) gerici-yobaz tayfanın savaşı her yere sıçramıştır!. ve insanoğlu.. ya da kızı her ne derseniz deyin, artık sahipsizdir!.

..zaten en başından beri bunları yazmadık mı!.

Ergenekon sürecinde fazlasıyla Türklük ve Türklük bilinci ile ilgili yazılar yazdık; ancak bunları da her defasında ekledik.. hatta dedik ki çoğu kereler; ”insan olmadıktan sonra ‘ilk Türk’ olsan ne fayda”..

..”son zamanlarda Türklükle ilgili hiç yazmıyor!. yok yok çok değişti..” kızmadan cevap vereyim, yani bu eleştirileri getirenleri de anlayabiliyorum; ancak, onlar beni anlıyor mu!. ya da bugüne değin anlamış mı?. şüpheliyim.. madde madde açıklayayım:

1: Rus uçağının düşürüldüğü gün iç siyasette büyük bir kırılmanın yaşanacağını hem yakın çevremle paylaştım, hem de çoğu kereler satır aralarında belirttim.. çok sevgili yazar-çizer arkadaşlarımızla ters düşeceğimizi, bazılarının halen daha Ergenekon süreci havasının devam ettiği yanılgısına kapılıp, aynı düzlemde yazmaya devam edeceğini öngördüm ve ‘edebiyat gazetesi’ yayınlarına son verdim; ki bu sadece benim kararım da değildi.. bu süreçte çok hararetli tartışmalar ve ayrılmalar yaşadık.. yine söylüyorum hepsi de çok kıymetli kalemlerdi.. çoğu halen öyle.. neyse ben ve bir kaç arkadaşım ‘kritik eşik’ ile devam kararı aldık..

2: Rus uçağı düşürüldüğü gün ve ertesinde başlayan yeni süreçte ‘Türklük’ ile ilgili çok fazla yazı yazmamaya özen gösterdim, sanırım eleştiri getirenler bu ayrıntıya dikkat ederek, ‘döndüğüm’ fikrine kapıldılar.. ancak bu çok yanlış bir sona varım olmuş; çünkü, bu benim bilinçli ve üzerinde düşünerek aldığım bir karardı.. Ergenekon sürecinde kendiliğinden gelişen ve naçizane ben ve diğer bazı yazarların katkısı ile gelişen ‘Türklük’ bilinci ile.. şimdiki, ‘Türklük’ bilincini, her halde eşitleyemezsiniz.. Ergenekon sürecinde balkon ve pencerelerine bayrak asan kesim ile şimdikilerin yer değişimi.. işte bu akıl tutulması değişim sürecinin başlangıç noktası yine Rus uçağının düşürülmesi ve ertesinde başlayan süreçle çok ilintilidir!.

3: 2008 yılında yazdığım, ‘sağ yanında memleket, sol yanında vatan olacak’ isimli yazımı o tarihte okuyan ve anlayan ‘Türlük’ bilinci ile, bugünkü bilincin bir olmadığı aşikar. O yazının o gün taşıdığı anlam ile, bugün nasıl bir anlam -kimler tarafından- ile taçlandırılacağı çok şüphelidir.. Rus uçağı düşürüldüğü günün ertesi çok açık bir şekilde ‘Türk-İslam sentezi’nin hemen yanına ‘Kürt-İslam sentezi” eklemleneceğini de söylemiştik öyle de oldu.. (Diyarbakırlı anneler mevzu ile ilintili, aşağıda değiniyorum)..

4: Ergenekon süreci bitiminde serbest kalan Doğu Perinçek ve Rus uçağının düşürülmesi aynı siyasi iradenin  farklı (küresel) tezahürüdür; ki Perinçek’in hemen sonrasında hükumete verdiği destek ortadadır.. şimdilerde ise, farklı bir kırılmanın hemen başındayız, ‘İmamoğlu’ içeride hem Atatürkçülere, hem muhafazakarlara şirin gözükürken, (Anıtkabir ve türbe ziyaretleri) uluslararası siyaset arenası için, kayyum atanan ‘hdp’li belediye ziyaretleri.. en son Ahmet Kaya’nın Fransa’daki mezar ziyareti.. yani ”batı cephesinde değişen bir şey yok” münazaraları eşliğinde basma kalıp giden bir tren misali..

5: Hukümet yanlılarının (Türk-İslam sentezcileri) Atatürkçülerin ve ulusalcıların önce pencerelerindeki bayrakları.. sonra balkonlarında asılı olan bayrakları, en son ellerindeki bayrakları aldığı süreci hatırlayın, Rus uçağının düşürülmesi ertesindeki kırılmaya denk gelir!. (hemen hepsi iki-üç ay gibi kısa bir sürede oldu, hatırlarsanız bu oldu-bittiye kimse bir açıklama getiremedi) işte biz bu ayrılmayı-yarılmayı ve derin bölünmeyi gördüğümüz için bazı konuları yazmaktan vazgeçtik; çünkü bizim ‘kutsal’ımız üzerinden ne olduğu belirsiz ‘zirzop’ların nemalanmasını istemedik.. uzunca bir sürede istemeyeceğiz bu belli..

6: Evet ben, Türklük bilinci, Türk kültürü ve benzeri konularda çokça yazı yazdım, son zamanlarda neden yazmadığımı da, anlayana izah etmeye çalışıyorum.. ancak ben bu konularda yazarken de ”önce insan” öznesini hep işlemişimdir, bunu da belirtmeden geçmeyeceğim..

..yani demem o ki; bugünkü kaotik ortam ile dünkü kaotik ortam bir birinden çok farklı.. öncelikle algılarla oynadılar, çok açık bir şekilde son dönem Türklük ve bilinci, ”Türk İslam sentezi” ile eş-değer algılanır oldu.. ülkücü abilerde bunu çok net görebilirsiniz..

..son dönem hdp önünde pkk tarafından kaçırılan çocukları için nöbet tutan anneler mevzusu ve değinmememle ilgili de eleştiriler geldi, onu da hemen cevaplayayım; Barış İçin Akademisyenler bildirisini imzalayanlar konulu, sanırım dünkü (05 ekim 2019) ‘akit’ gazetesinde Ali Karahasanoğlu’nun yazısının başlığı aynen şu: ”Akademisyenler anneleri ziyaret etsin, göreve başlasın!”  yazıdan minik bir alıntı da yapalım: ”

”Öyle ise, buyrun Diyarbakırlı anneleri ziyarete.. Yapın ziyaretlerinizi.. Öpün annelerin ellerini.. Sonra dönün üniversitelerdeki görevlerinize.. Tekrar başlayın, gençleri eğitmeye..”

..benim gözlerim yaşardı, sanırım sizin de.. işte böyle; algılarla öyle bir oynadılar ki, kim nerede nasıl saf tutacağını bilemez hale geldi.. kimin kime hizmet ettiği, veya neyi temsil ettiği belli değil.. düne değin Türk Bayrağı alerjisi olanlar, neden müptelası oldular!. evet bu Diyarbakırlı anneler mevzuu elbette çok hassas ve önemli; ancak duruma öncelikle sahip çıkanların, dün ‘çözüm süreci’ diye ‘halay’ çekenler olduğu gerçeğini unutmamalı ve tavrı ona göre belirlemeli.. ‘barış’ için imza veren akademisyenlerin kime ve neye hizmet ettiğini açıklamaya gerek bile görmüyorum..

..yine, ‘akit’ ve temsil ettiği düşünceye ‘kelime’ israf etmeden; bu mevzunun (Diyarbakırlı anneler mevzu) yine tam ortasında, düşürülen Rus uçağı ve sonrasında değişen siyaseti görebilirsiniz.. ‘Türk-İslam sentezi’nin kardeşi, ‘Kürt-İslam sentezi’.. her ikisi de BOP’un ön ayaklarıdır..(büyük orta-doğu projesi -yeni Osmanlı).. feodalitenin hakim olduğu bir alanda sözüm-ona ateist yapılanma olan ‘pkk’ ve benzerleri ile yol almaya çalışanlara karşı, Alman aklının hem Avrupa, hem de abd ayağı ‘İslam sentezi’  fikri ile tercihini ortaya koymakta.. yine 15 Temmuz garabetini de, ayrıca Almanya ve abd içinde yer alan ‘Alman lobisi’ şeklinde de algılayabilirsiniz..

..tek bir abd yoktur, abd ‘çok yüzlü’ bir ‘insanlık düşmanı’ oluşumdur!. en ezilen ve en aptal millete sahiptir!.

..ez cümle; neyi ne zaman yazdığınız ve yazdığınızın neye hizmet ettiği önemlidir!. matematikten haberi olmayanlara uzay geometrisini anlatmak gereksizdir.. zaten amaca da hizmet etmez..

Bugün bu ülkede Suriye’lileri denizlere-kıyılara sokmadıkları için gururlanan embesiller topluluğu var ve bunların çoğu kendilerini sözüm-ona Türklükle ifade ediyorlar.. bazıları da, ‘din kardeşiyiz’ sloganı ile her yapılanı ‘mubah’ sayıyor!.. bu işin bir ortası yok mu? oysa bu durumun; bir insani boyutu, bir de kültür uyuşması-uyuşmaması sorunu vardır.. yani sorun sosyolojik bir travma halini almıştır; ancak hiç bir insani ölçü, bir ırkı, bir topluluğu, bir milleti top yekun yargılayamaz!. insani hiç bir haktan mahrum kılamaz!. suç bireyseldir!.

Zor şartlar altında ‘insan’ kalınabiliyorsa, gelecekten umut kesilmez..

..bir de, doğruyu ne zaman söylediğin önemlidir; yanlış zamanda söylenen ‘doğru’ ile, doğru zamanda söylenen ‘yanlış’ arasında fazlaca bir fark yoktur.. neyi ne zaman söylediğin kadar, neyi söylemediğin de önemlidir!.

..tabi konuyu tam bağlayamadım ama, yukarıda dediğim gibi bitireyim.. ‘bu hırs insani değil’..

cem yağcıoğlu kritik eşik / edebiyat gazetesi

06-10-2019